Nereye kadar?…
Avrupa'nın ve ABD'nin kurduğu sömürge düzeni…
İsrail'in işgal ve savaş tehditleri…
Savaşı ve Barışı onların ilan etmesi….
***
Haklıya haksıza onların karar vermesi…
Hukuku, özgürlüğü onların yönlendirmesi…
Katledilen bebeklerin görmezden gelinmesi…
***
Ve Müslüman coğrafyaların bitmeyen çilesi…
Ortadoğu'daki bitmek bilmeyen güç rekabetleri…
Ülkelerin iç savaş ve kaoslarla birbirine düşürülmesi…
***
Dini, cinsiyeti, tarihi, aileyi tahrip eden zihniyetleri…
İçimizden devşirdikleriyle bizi de kendilerine benzetmeleri…
Ve bunlara rağmen içimizdeki bitmeyen Batı özentisi…
Nereye kadar?
*****
Dünyada ve çevremizde yaşananlara bir iki adım atıp geriden bakınca insan ister istemez soruyor bu soruları.
Soruyoruz: Çünkü uluslararası sistem dediğimiz yapı, sandığımız kadar nötr değil.
Uluslararası hukuk dediğimiz metinler, sandığımız kadar tarafsız değil.
Demokrasi ve insan hakları söylemleri, sandığımız kadar evrensel değil.
Son sistem yani Modern dünya düzeni, büyük ölçüde II. Dünya Savaşı sonrası kurulan Batı merkezli mimarinin üzerine inşa edildi.
Kuralları yazanlar onlar oldu. Ve haliyle Hakimler ve Hakemler de... Sadece oyuncular değişiyor.
Onlardan biri bir ülke işgal ettiğinde "demokrasi" götürüyor, ama o ülke karşılık verdiğinde "terör" getiriyor.
Onlar silahları kullandığında "caydırıcı" oluyor, karşı güç kullandığında "savaş suçu" işliyor.
Onlar masumları öldürünce "meşru müdafaa" deniliyor, bu taraf saldırılara direndiğinde "katliamcı" ilan ediliyor.
Onlar hukuku hiçe saydığında görmezden geliniyor, diğer taraf ise idama mahkûm ediliyor.
İşin bir de diğer yönü var!
Malum Batı'nın ekonomik refahı, sanayi devrimi sonrası yüzyıllar süren sömürge düzeniyle büyüdü.
Kaynaklar taşındı, emek sömürüldü, coğrafyalar parçalandı, insanlar katledildi.
Onlar önce dünyayı kirleten üretim modelini kurdular, sonra çevre anlaşmalarıyla yeni yükselen ülkelere sınır çizdiler.
Önce nükleer silahları ürettiler, sonra başkalarına "yasak" dediler.
Önce milyonlarca insan köleleştirdiler, sonra insan hakları beyannameleri yayımladılar.
***
Durum bundan ibaret!
Bu çelişkileri görmeden, anlamadan, mağaranın dışından yaşananlara bakmadan bugünü anlamak mümkün değil maalesef.
Peki sonuç ne?
Bu cenderenin içinden bizi çıkaracak olan ne?
Cevabı soruda gizli aslında. "Biz!"
Biz kendi aramızdaki suni gündemleri aşıp aslımıza rücu edebilirsek o zaman bir şeyler değişir.
Tarih bunun sayısız örnekleriyle dolu.
Bugün gerçekten güçsüz müyüz? Hayır.
Ama bir ölçüde gücümüzü kullanacak zihinsel bağımsızlıktan yoksun bırakılmışız.
DNA'mız en ufak bir kıpırtıda bu yönde tepki verdiği için zaten soruyoruz Nereye kadar?
Mesele belki de Batı'yı eleştirmek değil, kendi merkezimizi yeniden inşa etmek.
Mesele belki de karşı çıkmak değil, alternatif üretmek.
Ve Asıl mesele belki de devrim toprakta değil, zihinlerde başlatmakta.
***
Ne kadar uğraşırsak uğraşalım. Bu coğrafyayı, bu tarihi, bu kültürü, bu inancı silip atamaz, görmezden gelemeyiz.
Onun için Nereye kadar? Sorusunun cevabı, başkalarının ne yaptığı ile ilgili değil,
Bizim ne yapacağımızla ilgili.
"Bütün uyuyanları uyandırmaya bir tek uyanık yeter."
― Malcolm X