Sistem Çökerken Biz Ne Yapıyoruz?
Uluslararası sistem, uluslararası hukuk, hürriyetler, haklar vs. vs.
Dünyanın son zamanlarda en çok tartıştığı ve sorguladığı başlıklar bunlar.
Neden?
Çünkü haklıların, mazlumların değil, sermaye ve gücü elinde bulunduranların yazdığı bir metinlerden ibaret hepsi.
Biz buna Batı diyoruz. Onlarsa doğu batı değil sadece biz diyor.
Bugün Uluslararası düzen çatırdıyor. Çünkü artık tek güç onlar değiller. Bakmayın Trump'ın çılgınca tavırlarına. Yayılmacı ve cezalandırıcı politikalarının da arka planında korku yer alıyor. Çünkü yeni güçler doğuyor. Yeni dengeler kuruluyor. Artık tek söz sahibinin onlar olmadığının farkındalar. Onun içinde yeni arayışlar içindeler.
Peki hangi düzen yıkılıyor?
Bahsettiğimiz düzen, II. Dünya Savaşı sonrası kurulan ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin merkezinde yer aldığı sistem.
Adına "uluslararası hukuk" denilen ama gerçekte beş ülkenin veto yetkisine teslim edilen bir yapı… Adına "barış" denilen ama savaşın nerede yapılacağına karar veren bir mekanizma…
"Demokrasi, insan hakları, özgürlükler" bunlar işin süsü. Çünkü hepsi kendileri için geçerli.
Bu düzen elbetteki tesadüfen ortaya çıkmadı. Çünkü emperyalizm, tarih boyunca kendini yenileyen bir mimariden oluşmuş durumda.
Ama bügün ki Batı'nın düzeninden bahsedeceksek son 500 yıla dikkat etmek lazım.
1648 Vestfalya Antlaşması…

Modern! devletin doğuşu, Uluslararası hukuk vs. burada başlıyor.
1815 Viyana Kongresi…

Avrupa'nın kaderini beş imparatorluğun(Avusturya, İngiltere, Prusya, Rusya,Fransa)belirlediği kongre olarak biliniyor.
1919 Paris Barış Konferansı…

I.Dünya Savaşı sonrası ortaya atılan Osmanlısız yeni dünyanın masası. BM'nin temelleri de burada atıldı aslında Milletler Cemiyeti adıyla. Emperyalizmin yeni maskesiyle sahaya çıktığı yer. Osmanlı Devleti pay edliyor, masada cetveller Asya ve Afrika'da sınırlar çizilyor….Sömürgeciliğin yeni adına ise mandacılık diyorlar burada. Ve ABD artık masada ben de varım diyor.
1945 San Francisco Konferansı

Dünyanın kaderinin beş ülkenin eline bırakıldığı yer. II. Dünya Savaşı'nın ardından masa yeniden şekillendi. BM ve Güvenlik Konseyi kuruldu. Modern emperyalizmin kurumsal hale geldiği masa.. Bugünün mimarları yani.
1944'te Bretton Woods Anlaşmasıyla dolar merkezli küresel ekonomiye geçişin temeli attılar mesela. Kendi aralarındaki savaşı artık parayla yapacaklardı. Tankların yerini borç, işgallerin yerini kredi aldı bu masadan sonra. Ve yepyeni bir cepheye kapı açtı. Soğuk Savaşa. Evet artık iki kutuptu ama hesaplar tek merkezden yürüdü.
Tüm bu masalar onların arasındaki çıkar kavgaları sonucu çıkan savaşların ardından kuruldu. Ama doyamadılar…Ne paraya, ne de kana…
*****
Ve bugün..
Kabul ederiz etmeyiz ülkeler bazında dünya, belirli güç eksenleri etrafında yeniden şekilleniyor: ABD, Çin ve Rusya en bilinenleri. Bu üçlü karşısında diğer ülkelerin tek başına varlık göstermesi giderek zorlaşıyor.
Kanada Başbakanı'nın Davos'ta yaptığı konuşma, bu gerçeğin itirafı gibiydi. Kendisini uzun yıllar Batı sisteminin güvenli limanında gören bir ülkenin lideri, artık yeni ittifakların kaçınılmaz olduğunu açıkça dile getirdi.
Yani bir zamanlar masanın sahibi olanlar, bugün masada kalabilmek için yeni ortaklar arıyor. Bu artık tüm masa ortakları için geçerli. Eğer menüde yer almak istemiyorlarsa tabi.
Bu noktada Türkiye, yeni dünya düzeninin en çarpıcı örneklerinden biri. Yoğun diplomasi trafiği, liderlerle doğrudan temasları ve dış politika yaklaşımı, Türkiye'yi klasik doğu-batı eksenli siyasetin dışına taşımış durumda. Kendi ekseninin oluşturuyor ve buna göre de sahada-masada pozisyon alıyor.