Ülke olarak yaşadığımız zor dönemlerin sayısı oldukça fazla.
60'lar, 70'ler, 80'ler, 90'lar…
Düşünün ki yakın siyasi tarihimizle ilgili hiç bir şey bilmesek bile koalisyon, darbe, ideolojik ayrışma, etnisite veya mezhepsel kavga terimlerini telaffuz etmek yetecektir.
İstikrarsız yönetimler sonucu Teknoloji, savunma, sağlık gibi konularda Avrupa'nın veya tümüyle Batının gerisinde yer almak bizi hep çekingen, sessiz bir topluma dönüştürdü onlar karşısında.
Buna bir de kendini aydın ve entelektüel olarak gören bir takım sözde Jakoben beyaz Türklerin Batı hayranlığı ve halkı aşağılayıcı söylemleri eklenince bu zor günleri yaşamak zorunda kaldık.
Bir statüko oluştu ve bu statükocular bizi umutsuzluk deryasına sürüverdi.
Yıllarımız böyle heba edildi.
Vecihi Hürkuş ve Nuri Demirağ ile başlayan milli uçak sanayimiz,
Nuri Killigil ve Şakir Zümre ile başlayan milli silah ve mühimmat sanayimiz
Devrim mühendisleri ile başlayan milli otomobil sanayimiz neden durdu mesela?
Yapılan açıklamaların hangisi zihinlerimizi doyuruyor.
Geri kalan sürede neden yapamadık?
Neden engellendik?
Düşülebiliyor musunuz eğer bu çalışmalar devam etseydi bugün nerelerde olurdu yerli milli savunma sanayi, yüksek teknolojimiz…
……
Neyse ki artık Türkiye geçmişteki acı tecrübelerinden ders çıkararak tarihsel kodlarından aldığı ilhamla bambaşka bir noktada.
Ekonomik veriler istediğimiz gibi değil kabul ama Her ne kadar birileri memnun olmasa da insan hakları ve hukuk konusunda bile ders vereceğimiz ülkeler var.
Sadece 2025 yılında yaşanan diplomatik ve Askeri gelişmelere baktığımızda nereden nereye geldiğimiz konusunda söyleyecek çok sözümüz var.
****
"Avrupa'nın Güvenliği Ankara'dan Geçiyor"
Bu cümleyi hükümet mensubu ya da destekçisi söylemiyor.
Fransız medyası yazıyor.
Onu bu manşeti atmaya yönlendirense aynı minvalde Avrupalı liderlerin yaptığı açıklamalar…
Uzun yıllar boyunca Türkiye'ye savunma sanayinde hep aynı rol biçildi:
"Parçası ol, ama merkezinde olma."
"Al, ama üretme."
"Kullan, ama geliştirme."
Bu ezber cümleler artık bozuldu.
Bu gerçeği görmezden gelenler olabilir ama sahadaki tablo inkâr edilemiyor.
İHA'lardan savaş uçaklarına, uzun menzilli füzelerden hava savunma sistemlerine, tanktan lazer silahlarına kadar Türkiye artık bağımsız üretim zincirine sahip. Üstelik bu sistemler yalnızca katalog ürünü değil; sahada test edilmiş, çatışma koşullarında kendini ispatlamış platformlar.
Bu neden mi önemli ?
Avrupa bugün en büyük güvenlik krizlerinden birini yaşıyor, savunma sanayi hala büyük orakda ABD tedarik zincirlerine bağlı.
Türkiye ise tam tersini yaptı.
Tehdidi uzaktan analiz etmek yerine bizzat yaşadı.
Ambargo ile durdurulmak istendiğinde yerli üretime yöneldi.
masa başında yazılan senaryolar yerine sahada gerçek çözümler üretti.
Tam da bu yüzden Türkiye bugün Avrupa için bir "alternatif" değil, en güvenilir savunma müttefiklerinden biri konumunda.
Amaaa…
Bu tablo herkesi memnun etmiyor.
Türkiye'nin güçlenmesiyle birlikte, masada başka bir oyun devreye sokuluyor. Savunma projeleri hedef alınıyor, yerli sistemler itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor, medya ve diplomasi üzerinden "Türkiye güvenilir mi?" sorusu dolaşıma sokuluyor.
Bu sorunun sorulma nedeni güvenlik kaygısı değil; kontrol kaybı korkusu!
Türkiye bu oyunu okuyor elbette. Ve ilk kez cevap verirken savunmaya çekilmiyor; daha fazla üretim, daha fazla ihracat ve daha fazla teknolojiyle karşılık veriyor.
Sadece 2025 yılında İHA/SİHA'lardan uzun menzilli füzelere, Hava savunmadan lazer silah sistemlerine, Tanktan deniz platformlarına kadar elde edilen bu başarılar bize tek bir gerçeği gösteriyor
Bunlar yalnızca teknik başarıların toplamı değil; aynı zamanda sahada kurulan askeri denge ile masada yürütülen stratejik mücadelenin doğrudan sonucu.
İşte o yüzdendir ki müttefik ve ortak arayanlar olduğu gibi,
bugüne kadar hain emellerini arka planlarda yürütenler de artık açık ve seçik karşımızda cephe almaktalar....