Mükemmel olmak zorunda mısın?
Bugünlerde hepimiz, görünmez bir jürinin karşısında hiç bitmeyen bir yetenek yarışmasındayız gibi yaşıyoruz hayatı.
Sabah içtiğimiz kahvenin köpüğünden hafta sonu gezdiğimiz sokağın açısına okuduğumuz kitaptan, çocuğumuza gösterdiğimiz şefkate kadar her şeyin "en iyisi", "en estetiği" ve en "mükemmeli" olması gerekiyor.
Peki ama neden?
Kimin için süslüyoruz bu hayat vitrinini?
Sosyal medya, bize sinsi bir yalan fısıldadı!
"Eğer yeterince parlak görünürsen, içindeki karanlık yok olur"
Bu yanılgıyla beraber, dijital bir simülasyonun içinde sürekli kusursuzluğu arayan modern kölelere dönüştük.
Filtrelerin arkasına sakladığımız sivilcelerimiz hüzünlerimiz ve dağınık mutfaklarımız sanki birer ayıp, birer başarısızlık nişanesiymiş gibi davranıyoruz.
Oysa hayat, o filtrelerin dokunamadığı o "dağınık" boşluklarda yaşanıyor. Gerçek o.
Mükemmeliyetçilik, aslında bir özgüven göstergesi değil, bir savunma mekanizması.
"Eğer mükemmel olursam, kimse beni eleştiremez, kimse canımı yakamaz" düşüncesinin oluşturduğu bir zırh gibi.
Ama unutulan bir şey var:
Tamam zırh bizi darbelerden korur da ama aynı zamanda güneşin sıcaklığını hissetmemize de engel olur.
Mutluluk mükemmeliyetin aksine, esneklik ister.
Mutluluk yamalı bir hırkada, hafif yanmış bir kekte, yarım kalmış bir cümlede veya bir kahkahada saklı olan o "insani" pürüzdür.
Bizi biz yapan herkesin birbirine benzediği o pürüzsüz profil fotoğraflarımız değil, kimseye anlatamadığımız zaaflarımız, düştüğümüz yollar ve o yollarda aldığımız yaralardır.
Şimdi durup kendimize sorma vakti!
Bir başkasının beğenisini kazanmak için kurgulanmış bir "mükemmellik" mi, yoksa kendi hatalarınla barışık, nefes alan bir "mutluluk" mu?
Unutma!
gökyüzü her zaman masmavi değildir, bazen grileşir, bazen fırtınalar koparır ama gökyüzü olmaktan asla vazgeçmez.
Sen de "mükemmel" olmak zorunda değilsin.
Sen kırılma payı olan, hata yapabilen, yorulunca dinlenen ve tüm bu "kusurlarıyla" dünyada varlığını sürdüren bir insansın.
Bırak vitrinler başkalarının olsun, sen hayatın tozuna toprağına karış. Çünkü gerçek hayat, sadece kusurlu olmayı göze alanlar için yeterince güzeldir.