Nasuh Özer
Nasuh Özer

Teknoloji tiranlığı arasında insanlık

Dopamine Deficit State

Beynin ödül ve haz sisteminde dopamin eksikliğiyle ilişkilendirilen, motivasyon düşüklüğü, keyifsizlik ve bazı kişilerde bağımlılık davranışlarına yatkınlıkla birlikte görülebilen bir durumdan söz ediyoruz.

Fakat bugün mesele yalnızca dopaminin kendisi değil.

Asıl mesele, beynimizin ödül sisteminin teknoloji tarafından nasıl sürekli uyarıldığı.

Bir bildirim geliyor.

Telefonu elimize alıyoruz.

Bir video bitiyor, diğeri başlıyor.

Bir mesaj, bir beğeni, bir haber, bir yorum ve bir sonraki içerik.

Ve beynimiz, daha ne olduğunu anlamadan yeni bir ödül beklentisine giriyor.

Modern insanın en büyük paradokslarından biri burada ortaya çıkıyor.

Hiç olmadığı kadar bağlantılıyız ama hiç olmadığı kadar kolay sıkılıyoruz.

Infinite Scroll: Sonu Olmayan Akış

Sosyal medya platformlarının en güçlü tasarım özelliklerinden biri, içeriğin bitmemesidir.

Eskiden bir gazetenin son sayfası vardı.

Bir televizyon programının bitiş saati vardı.

Bir kitabın son sayfası vardı.

Şimdi ise ekranın sonu yok.

Parmağımızı aşağı kaydırıyoruz ve yeni bir içerik geliyor.

Bir kez daha kaydırıyoruz.

Bir kez daha…

Bu sistem yalnızca içerik tüketme biçimimizi değil, bekleme kapasitemizi de değiştirebiliyor.

Çünkü beynimiz giderek daha hızlı ödüle alışıyor.

Beklemek sıkıcı geliyor.

Uzun bir yazı okumak zorlaşıyor.

Bir filmi reklamsız izlemek bile bazı insanlar için yeterince hızlı değil.

Bir konuşmanın ortasında telefona bakma ihtiyacı doğuyor.

Sessizlik ise neredeyse tahammül edilmesi gereken bir boşluk haline geliyor.

Instant Gratification: Anında Haz

Teknolojinin bize sunduğu en büyük konforlardan biri aynı zamanda en büyük psikolojik dönüşümlerden birini üretti!

Anında haz.

Yemeği beklemiyoruz.

Müziği beklemiyoruz.

Haberi beklemiyoruz.

Bir insanın cevap vermesini bile beklemek istemiyoruz.

Bir dokunuşla sipariş veriyoruz.

Bir dokunuşla video izliyoruz.

Bir dokunuşla alışveriş yapıyoruz.

Bir dokunuşla başka bir insanın hayatına ulaşabiliyoruz.

Beyin açısından sorun, teknolojinin hızlı olması değil.

Sorun, hızın norm haline gelmesi.

Çünkü sürekli hızlı ödüle maruz kalan bir zihin, daha yavaş ödülleri değersiz görmeye başlayabilir.

Oysa öğrenmek yavaştır.

Kitap okumak yavaştır.

Bir beceri geliştirmek yavaştır.

İlişki kurmak yavaştır.

Güven oluşturmak yavaştır.

Hayatın kendisi yavaştır.

Hedonic Adaptation: Hazza Alışmak

Bir başka önemli kavram ise hedonic adaptation, yani Hazza Alışma.

İnsan beyni yeni ve güçlü uyaranlara zamanla alışabilir.

İlk kez aldığımız bir bildirim bizi heyecanlandırabilir.

İlk beğeni mutluluk verebilir.

Bir video milyonlarca kez izlendiğinde şaşırtıcı gelebilir.

Ama zamanla aynı etkiyi yaratması için daha fazlasına ihtiyaç duyabiliriz.

Daha fazla izlenme, daha fazla beğeni, daha fazla yorum, daha fazla takipçi ve daha fazla içerik.

Böylece insan, farkında olmadan ödül eşiğini yükseltebilir.

Ve ortaya ilginç bir durum çıkar…

Çok fazla uyarana sahip olduğumuz halde hiçbir şey yeterince heyecan verici gelmeyebilir.

Attention Fragmentation: Parçalanmış Dikkat

Teknolojinin psikolojik etkilerinden biri de dikkatin parçalanmasıdır.

Telefon masanın üzerinde duruyor.

Ekran yanıyor.

Bir bildirim geliyor.

Bilgisayarda başka bir sekme açık.

Arka planda televizyon çalışıyor.

Bir yandan mesajlaşıyoruz.

Bir yandan haber okuyoruz.

Bir yandan sosyal medyaya bakıyoruz.

Beyin bütün bunları aynı anda derinlemesine işlemiyor.

Sürekli olarak bir uyaran ile diğerine geçiyor.

Bu nedenle modern insanın sorunu yalnızca dikkat eksikliği olmayabilir.

Belki de giderek daha fazla dikkat parçalanması yaşıyoruz.

Dikkatimiz artık tek bir yerde uzun süre kalmak yerine küçük parçalara bölünüyor.

FOMO: Bir Şeyleri Kaçırma Korkusu

Teknoloji bize dünyanın tamamını gösterdi. Ama bunun bir bedeli de var

FOMO: Fear of Missing Out.

Bir şeyleri kaçırma korkusu...

Arkadaşlarımız nerede? Kim ne paylaştı? Hangi haber çıktı? Kim ne söyledi? Hangi etkinlik yapılıyor? Hangi fırsat kaçıyor?

Telefonu bıraktığımız anda dünyanın bizden habersiz devam ettiği hissine kapılabiliyoruz.

Bu nedenle bazı insanlar telefonlarına bakmak için bir neden aramıyor.

Tam tersine, bakmamak için kendilerini ikna etmek zorunda kalıyor.

Social Comparison: Kendini Başkalarıyla Karşılaştırmak

Sosyal medya bize insanların hayatlarının tamamını göstermiyor.

Seçilmiş anlarını gösteriyor.

En güzel fotoğraf, en iyi tatil, en başarılı gün, en güzel yemek, en mutlu ilişki ve en iyi kariyer anı.

Fakat insan zihni çoğu zaman kendi hayatının tamamını, başkasının seçilmiş görüntüleriyle karşılaştırıyor.

Burada social comparison, yani sosyal karşılaştırma devreye giriyor.

Kendi sıradan sıradan hayatımızı, başkasının vitrinindeki hayatla kıyaslıyoruz.

Sonuç?

"Ben neden böyle değilim?", "Ben neden bu kadar başarılı değilim?", "Ben neden mutlu değilim?" ve "Benim hayatım neden daha sıradan?"

Teknoloji burada yalnızca iletişim aracı olmaktan çıkıyor.

İnsanın kendisini değerlendirme biçimine müdahale eden bir aynaya dönüşüyor.

Digital Anxiety: Dijital Kaygı Sürekli Hazır Olma Hali

Bir başka dönüşüm ise dijital kaygı; mesajı gördük ama cevap vermedik, bildirim geldi ama açmadık, telefon çaldı ama yetişemedik.

Bir toplantı bitti, ardından e-postalar başladı.

Çalışma günü sona erdi fakat dijital çalışma hiç sona ermedi.

Böylece fiziksel olarak işten ayrılmış olsak bile zihinsel olarak işten ayrılmayabiliyoruz; çünkü cebimizde küçük bir ofis taşıyoruz ve o ofisin kapısı hiç kapanmıyor.

Technostress: Teknolojinin Stresi

Literatürde technostress kavramı, teknolojinin kullanımından ve teknolojiyle sürekli uyum sağlama zorunluluğundan kaynaklanan stres biçimlerini anlatmak için kullanılıyor.

Yeni uygulamalar, yeni platformlar, yeni şifreler, yeni yapay zeka araçları, yeni çalışma sistemleri, yeni bildirimler ve yeni güncellemeler.

İnsan artık yalnızca işini yapmak zorunda değil. İşi yapma biçimini de sürekli yeniden öğrenmek zorunda.

Bu durum özellikle çalışma hayatında teknolojinin bir özgürlük aracı ile bir performans baskısı aracı arasında gidip gelmesine neden olabiliyor.

Digital Burnout: Ekranın Görünmeyen Yorgunluğu

Sonunda karşımıza digital burnout, yani dijital tükenmişlik çıkıyor.

Saatlerce ekrana bakmak tek başına tükenmişlik anlamına gelmez.

Asıl mesele, zihnin sürekli olarak uyaran altında kalmasıdır.

Yeni bilgi, yeni mesaj, yeni görev, yeni haber, yeni video, yeni kriz ve yeni bildirim.

Beyin için günün hiçbir anında gerçek anlamda "kapanış" yaşanmıyorsa dinlenmek de zorlaşabilir.

İnsan yatağa girer. Ama zihni hala çevrimiçidir.

Teknoloji Tiranlığı Tam Olarak Burada Başlıyor

"Tiranlık" kelimesini burada teknolojinin kötü olduğu anlamında kullanmıyorum.

Asıl mesele, kontrolün kimde olduğu.

Biz teknolojiyi mi kullanıyoruz?

Yoksa teknoloji bizim davranışlarımızı mı şekillendiriyor?

Bir uygulamayı açmak için karar mı veriyoruz?

Yoksa uygulama bizi açmaya mı alıştırıyor?

Telefonu ne zaman kontrol edeceğimize biz mi karar veriyoruz?

Yoksa bildirimler mi karar veriyor?

Bir içeriği gerçekten istediğimiz için mi izliyoruz?

Yoksa algoritmanın önümüze getirdiği için mi?

İşte insanlığın teknoloji çağındaki temel sınavı burada.

Çünkü artık en önemli özgürlük internete erişebilmek değil, dikkatimizin sahibi olabilmek.

İnsanlığın Yeni Lüksü: Sıkılabilmek

Belki de önümüzdeki yıllarda en değerli şeylerden biri, hiçbir şey yapmadan durabilme becerisi olacak.

Sessizlik, beklemek, yürümek, düşünmek, bir kitabın birkaç sayfasını bölünmeden okumak, bir insanı telefona bakmadan dinlemek ve bir manzaraya ekran olmadan bakmak.

Çünkü insan zihninin yaratıcılığı yalnızca bilgiyle değil, boşlukla da beslenir.

Her boşluğu içerikle doldurduğumuzda düşüncenin kendi kendine hareket edeceği alanı daraltıyoruz.

Belki de teknoloji çağında insanlığın ihtiyacı daha fazla içerik değil.

Daha fazla zihinsel alan.

Teknolojiyi terk etmek mümkün değil.

Zaten mesele de bu değil.

Mesele teknolojiyle aramıza mesafe koyabilmek.

Çünkü özgürlük, teknolojinin olmadığı bir hayat değildir.

Teknolojinin hayatımızdaki yerini bizim belirleyebildiğimiz hayattır.

Ve belki de bugün kendimize sormamız gereken en basit soru,

Telefonu elimden bıraktığımda gerçekten boşluğa mı düşüyorum, yoksa nihayet kendime mi dönüyorum?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı / haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın
A Haber
Mobil uygulamalarımızı indirin