İnsanın değerini artık sosyal medya mı belirliyor?
Bir zamanlar sosyal medya hayatımızda bir yenilikti.
Bugün ise hayatımızın kendisine dönüşmüş durumda.
Sabah gözümüzü açar açmaz telefona bakıyoruz. Haberleri oradan öğreniyor, insanların ne yaptığını oradan takip ediyor, bazen alışveriş kararlarımızı bile sosyal medyada gördüğümüz birkaç saniyelik videoya göre veriyoruz.
Dahası var.
Kimin bizi takip ettiğini, kimin gönderimizi beğendiğini, kimin hikayemizi izlediğini önemsiyoruz.
Yani sosyal medya artık sadece iletişim kurduğumuz bir alan değil.
Kendimizi değerlendirdiğimiz bir aynaya dönüşmüş durumda.
Ancak bu aynanın önemli bir sorunu var!
Bize gerçeği değil, algoritmanın göstermeyi seçtiği gerçeği gösteriyor.
BİZİM İÇİN SEÇİLEN HAYATLAR
Sosyal medyada insanların hayatlarının tamamını değil, en güzel anlarını görüyoruz.
Tatil fotoğrafları, başarılı kariyerler, mutlu ilişkiler, pahalı restoranlar, yeni otomobiller...
Kimse kavgasını, borcunu, yalnızlığını ya da başarısızlığını aynı iştahla paylaşmıyor.
Böylece kendi hayatımızı, başkasının hayatının vitriniyle kıyaslamaya başlıyoruz.
ABD'de sosyal medyanın gençler üzerindeki etkisi artık yalnızca akademik bir tartışma değil, hukuki bir mesele de haline geldi.
Daha birkaç gün önce, Ağustos 2026'da Meta, çocukların ve gençlerin sosyal medya kullanımına ilişkin davalar kapsamında ABD'deki eyaletlerle 18 milyar dolara kadar çıkabilecek bir anlaşmaya vardı. Anlaşma kapsamında genç kullanıcılar için kullanım süreleri, bildirimler, ebeveyn kontrolleri ve içerik güvenliği konusunda yeni önlemler öngörülüyor.
Bu gelişmenin kendisi bile bize önemli bir şey söylüyor.
Sosyal medya artık yalnızca teknoloji şirketlerinin yaşadığı problemlerden ibaret bir alan değil…
Toplumun merkezinde yer edinen bir problem!
Instagram'ın yöneticisi Adam Mosseri de geçtiğimiz günlerde ABD'deki davada ifade verdi. Davanın merkezinde, Facebook ve Instagram'ın genç kullanıcıları platformlarda daha uzun süre tutacak şekilde tasarlanıp tasarlanmadığı ve bunun ruh sağlığı üzerindeki etkileri bulunuyor.
SOSYAL MEDYA HAYATIMIZI MI DEĞİŞTİRDİ, BİZİ Mİ?
Bir başka mesele de onay arayışı.
Bir fotoğraf paylaşıyoruz.
Sonra bekliyoruz.
Kaç kişi beğendi?
Kim yorum yaptı?
Kim gördü?
Bir süre sonra sayı, fotoğrafın önüne geçiyor.
İnsan kendi değerini bile rakamlarla ölçmeye başlayabiliyor.
ABD'de sosyal medya kullanımı ile gençlerin ruh sağlığı arasındaki ilişkiyi inceleyen bir raporda, günde üç saatten fazla sosyal medya kullanan gençlerde ruh sağlığı sorunları yaşama riskinin iki katına çıkabildiği belirtiliyor. Ancak rapor, sosyal medyanın herkes üzerinde aynı etkiyi yaratmadığının da altını çiziyor.
Yani mesele sadece "sosyal medya kötü" demek değil.
Mesele, nasıl kullandığımız ve karşımıza ne çıkarıldığı.
HABERİ DE ARTIK ALGORİTMA SEÇİYOR
Sosyal medyanın hayatımızdaki en büyük değişimlerinden biri de haber tüketiminde yaşandı.
Eskiden gazete alır, televizyon açar veya haber sitesine girerdik.
Şimdi haber çoğu zaman önümüze geliyor.
Ve burada kritik bir problem ortaya çıkıyor…
Hangi haberi göreceğimize artık yalnızca gazeteci karar vermiyor. Algoritma da karar veriyor.
Üstelik sosyal medya üzerinden haber takip etmek her zaman kötü sonuç doğurmuyor.
2025'te Nature Human Behaviour dergisinde yayımlanan bir araştırmada, Fransa ve Almanya'da 3.395 kişi üzerinde yapılan deneyde, Instagram ve WhatsApp üzerinden dengeli haber kaynaklarını takip etmenin güncel olaylara ilişkin bilgi düzeyini ve doğru-yanlış haberleri ayırt etme becerisini artırabildiği görüldü.
Demek ki mesele sosyal medyanın kendisi değil.
Mesele, sosyal medyanın bizi neyle karşılaştırdığı.
ASIL TEHLİKE SANAL YAŞAMIN GERÇEK HAYATIN ÖNÜNE GEÇMESİ
Belki de üzerinde en fazla düşünmemiz gereken nokta burası.
Aynı masada oturan dört insan düşünün.
Dördünün de elinde telefon var.
Birbirleriyle konuşmuyorlar.
Ama binlerce kilometre uzaktaki insanların hayatlarını takip ediyorlar.
Sosyal medya insanları birbirine bağlamak, yakınlaştırmak için ortaya çıktı.
Fakat bazen aynı odadaki iki insanı birbirinden uzaklaştırabiliyor.
2025'te yayımlanan geniş bir bilimsel inceleme de sosyal medyanın hem olumlu hem olumsuz etkileri olduğunu ortaya koydu. Sosyal destek ve iletişim gibi faydaların yanında, sosyal karşılaştırma, FOMO, bilgi bombardımanı, siber zorbalık, mahremiyet sorunları ve sosyal izolasyon gibi risklere de dikkat çekildi.
Dolayısıyla mesele telefonu tamamen hayatımızdan çıkarmak değil.
Bu zaten mümkün değil.
Mesele, telefonun hayatımızdaki yerini yeniden belirlemek.
Çünkü teknoloji hayatımızı kolaylaştırmalı.
Hayatımızın kendisi olmamalı.
Belki de bugün kendimize sormamız gereken en basit soru şu,
Telefonu elimizden bıraktığımızda hayatımızda ne kalıyor?
Eğer cevap ailemiz, arkadaşlarımız, sohbetlerimiz, kitaplarımız, sokaklarımız, gerçek anılarımız ve kendi düşüncelerimizse sorun yok.
Ama geriye hiçbir şey kalmıyorsa...
O zaman biz sosyal medyayı değil, sosyal medya bizi kullanıyor demektir.