Nasuh Özer
Nasuh Özer

Dijital Mentalist

The Mentalist dizisinin ikonoik karakteri Patrick Jane…

Kafasındaki düşünceleri durduramayan her insan gibi o da geceleri uyuyamıyor.

Gözlem, muhakeme yeteneği ve bilgiyi kullanarak yaptığı tahmin ve öngörüler ile insanları spiritüel güçleri olan bir Medyum olduğuna inandırıyor.

Aynı zamanda karşısındakinin zihninine küçük ipuçları bırarak beyninin kıvırmlarına sızıyor.

Ve insanların tercihlerini sanki özgür iradeleriyle yapıyormuş gösterip tahminde bulunuyor.

Bir anlık tereddüdü, el hareketini, gözlerin nereye çevrildiğini, kullanılan kelimeleri ve hatta daha çok söylenmeyenleri takip ediyor.

Sonra bütün bu küçük parçaları bir araya getiriyor.

Ve ortaya öyle bir sonuç çıkarıyor ki karşısındaki kişi onun gerçekten zihnini okuduğuna inanmaya başlıyor.

Hatta o kadar ki insanlar onun psişik güçlerinin olduğuna inanıyor.

İşte büyü tam olarak burada…

Şimdi filmi 21. yüzyılın dijital ayak izleri ile değerlendirelim.

Sensörler, internet arama geçmişi, sosyal medya paylaşımları, beğeniler, yazışmalar ile toplanan verileri ele alarak.

Algoritmalar ile Dijital Mentalizm

Karşımızda artık bir insan değil, algoritmalar olsun.

Elinde bir not defteri yok, ama milyarlarca veri var.

İnternet arama geçmişimiz…

İzlediğimiz videolar…

Ne kadar süre izlediğimiz…

Neyi beğendiğimiz…

Neyin üzerinde durduğumuz…

Hangi paylaşımı geçip hangisinde birkaç saniye daha kaldığımız…

Kime mesaj attığımız…

Hangi kelimeleri kullandığımız…

Hangi ürünleri araştırdığımız…

Hangi saatlerde internete girdiğimiz…

Hangi konulara tekrar tekrar baktığımız…

Telefonumuzdaki sensörlerden, uygulamalardan ve dijital servislerden oluşan devasa bir veri izi.

Biz bunların çoğunu günlük hayatın doğal bir parçası olarak görüyoruz.

Ama algoritmalar için bunların her biri birer ipucu.

Patrick Jane bir insanın yüzündeki küçük bir değişimden anlam çıkarmaya çalışıyordu.

Algoritma ise milyonlarca insanın davranışından örüntü çıkarıyor.

Jane, karşındaki insanın ne söyleyeceğini tahmin ediyordu.

Algoritma, senin ne arayacağını tahmin ediyor.

Jane, hangi seçeneği tercih edeceğini öngörüyordu.

Algoritma, hangi videoya tıklayacağını, hangi ürünü satın alabileceğini, hangi habere daha uzun süre bakacağını hesaplıyor.

Ve işin daha ilginç tarafı şu,

Patrick Jane bunu karşısındaki insara bakarak yapıyor.

Algoritmalar ise bazen senin kendini tanıdığından daha fazla veri üzerinden seni tanımaya çalışıyor.

İşte burada karşımıza yeni bir kavram çıkıyor…

Algoritmalar ile dijital mentalizm.

Dijital mentalizm, zihnimizi doğrudan okumak değil.

Zihnimizin bıraktığı dijital izleri okuyarak davranışlarımızı tahmin etmek.

Çünkü internette attığımız her adım, gelecekteki davranışımız hakkında küçük bir ipucu bırakıyor.

Bir arama, bir beğeni, bir takip, bir mesaj, bir video, alışveriş…

Ya da bir konum…

Hatta bazen hiçbir şey yapmamak bile.

Bir videoyu neden sonuna kadar izlediğimiz de, neden üç saniyede geçtiğimiz de veri.

Bir ürünü satın almamız kadar, satın almadan önce onu kaç kez araştırdığımız da veri.

Bir habere yaptığımız yorum kadar, o haberin üzerinde ne kadar süre kaldığımız da veri.

İnsan açısından bunlar önemsiz ayrıntılar gibi görünebilir.

Ama algoritmalar için ayrıntı yoktur.

Örüntü vardır.

Asıl mesele ise burada başlıyor.

Algoritma yalnızca bizim ne yaptığımızı anlamaya çalışmıyor.

Bir sonraki ne yapacağımızı da tahmin etmeye çalışıyor.

Çünkü dijital dünyanın en değerli verisi geçmişimiz değil.

Geleceğimiz.

Ne satın alacağımız…

Neyi izleyeceğimiz…

Kime mesaj atacağımız…

Hangi içeriğe tepki vereceğimiz…

Hangi habere inanma ihtimalimizin daha yüksek olduğu…

Hangi reklamın bizi durdurabileceği…

Bütün bunlar tahmin edilmeye çalışılıyor.

Ve tahmin doğruluğu arttıkça sistem daha güçlü hale geliyor.

Burada Patrick Jane ile algoritma arasındaki en büyük fark ortaya çıkıyor.

Patrick Jane'in karşısında tek bir insan vardı.

Algoritmanın karşısında ise milyonlarca insanın davranışından oluşan devasa bir veri havuzu var. Bir insanı anlamaya çalışırken başka insanların davranışlarından da öğrenebiliyor.

Senin davranışın, senden önce yaşamış milyonlarca insanın davranışlarıyla karşılaştırılabiliyor.

Ve sistem şunu soruyor, "Bu kişi şimdiye kadar ne yaptı?"

Ama asıl soru şu, "Bundan sonra ne yapacak?"

Daha da ilginci, algoritma bazen sadece tahmin etmiyor.

Davranışı şekillendiriyor.

Bize bir içerik gösteriyor.

Sonra başka bir içerik.

Sonra başka bir video.

Bir başlık…

Bir bildirim…

Bir öneri…

Bir reklam…

Biz bunların her birini ayrı ayrı seçtiğimizi düşünüyoruz.

Fakat seçeneklerin önümüze nasıl getirildiği çoğu zaman bizim kontrolümüzde değil.

Yani algoritma elimizden kumandayı almıyor.

Sadece hangi kanalları görebileceğimizi belirliyor.

Kararı yine biz veriyoruz.

Ama karar vereceğimiz ortamı algoritma tasarlayabiliyor.

İşte dijital mentalizmin en güçlü noktası da burası.

Çünkü insanlara doğrudan "Bunu seç" demek gerekmiyor.

Bazen sadece doğru seçeneği doğru zamanda önüne koymak yeterli.

Patrick Jane'in numarasını izleyen kişi sonunda,

"Ben bunu kendim seçtim" diyor.

Dijital dünyada da benzer bir his var.

Bir videoya tıklıyoruz "Merak ettim"

Bir ürünü satın alıyoruz. "İhtiyacım vardı"

Bir habere bakıyoruz. "İlgimi çekti"

Bir hesabı takip ediyoruz. "Ben tercih ettim"

Belki gerçekten öyle.

Ama şu soruyu sormak gerekiyor…

Bu tercih bana aitse, beni bu tercihe götüren yolu kim tasarladı?

Çünkü özgür irade yalnızca seçtiğimiz şeyle ilgili değil.

Önümüze hangi seçeneklerin getirildiğiyle de ilgili.

Ve bugün ilk kez insanlık, davranışlarını bu kadar büyük ölçekte kaydeden, analiz eden ve gelecekteki davranışlarını tahmin etmeye çalışan sistemlerle karşı karşıya.

Patrick Jane insanların zihnini okumuyordu.

İnsan davranışlarını okuyordu.

Bugünün algoritmaları da zihnimizi doğrudan okumuyor.

Dijital davranışlarımızı okuyor.

Ve belki de aradaki fark düşündüğümüz kadar büyük değil.

Çünkü zihnimiz, artık davranışlarımızın arkasında yalnızca kendi iç dünyamızda saklı değil.

İnternette bıraktığımız her iz, zihnimizden dışarıya sızan küçük bir parçaya dönüşüyor.

Bir arama, bir beğeni, bir mesaj, bir tıklama, bir saniye, bir tercih...

Ve bütün bu küçük parçalar bir araya geldiğinde ortaya şaşırtıcı derecede büyük bir portre çıkıyor. Belki de 21. yüzyılın gerçek mentalistleri, sahnede insanların zihnini okumaya çalışanlar değil.

Verinin içinde insanların davranışlarını okumaya çalışan algoritmalar.

Ve onların yaptığı en büyük sihir,

Bize geleceğimizi söylemiyorlar, gelecekte ne yapacağımızı tahmin ediyorlar.

Bazen de…

O geleceğe doğru bizi kendileri götürüyorlar…

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı / haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın
A Haber
Mobil uygulamalarımızı indirin