Nasuh Özer
Nasuh Özer

Bir şeyleri hızlı elde etmek hayatımızı nasıl etkiledi?

Mesela sevdiği diziyi hatta tekrarını izlemek için bile bir hafta beklerdi insanlar.

Günümüzde bölüm tekrarına ulaşmak gibi bir derdi yok.

Hemen bir tuşla izlemek mümkün.

Ancak nasıl?

Mesela takip edilen bir dizi izlenirken, evde çıt çıkmazdı, diyaloglar kaçırılmasın diye…

Çünkü geri sarma imkanı yoktu..

Dikkat gerekiyordu..

Çıt çıkmazdı.

Çünkü bir repliği kaçırmanın bedeli vardı.

Geri saramazdın.

Tek tuşla yeniden izleyemezdin.

Bir sonraki tekrarını beklemek zorundaydın.

Ve belki de tam burada, kaybettiğimiz bir şeyi bulabiliriz.

Beklemek!

Şimdi ise bir dizi ya da bir film, ne olursa olsun insanın başını eğip cep telefonu ile oyalanmadan izlemesi mümkün değil…

Heves, heyecan, merak tamamen kaybolmuş durumda

Çünkü, her şey hızlandı, biz yavaşlayamadık

Bugün sevdiğimiz dizinin bütün sezonu birkaç saniye uzağımızda.

Bir bölüm bittiğinde diğerine geçiyoruz.

İstersek aynı sahneyi yeniden izliyoruz.

İstersek final bölümünü açıyoruz.

İstersek diziyi bırakıp başka bir filme geçiyoruz.

İçerik hiç bitmiyor.

Ama ilginç olan kısım, içerik arttıkça heyecanımız azaldı.

Eskiden bir bölüm için bir hafta bekliyorduk.

Şimdi bir sezonu bir gecede tüketiyoruz.

Sonra sabah kalkıp şunu söylüyoruz:

"Şimdi ne izleyeceğim?"

Belki sorun içerik kıtlığı değil.

Belki sorun, bekleyecek hiçbir şeyimizin kalmaması.

Bir tuş hayatımızı değiştirdi.

Teknoloji bize inanılmaz bir konfor sağladı.

Ama her konforun bir bedeli var.

Eskiden bir şarkıyı radyoda yakalamak için beklerdik.

Şimdi istediğimiz şarkı saniyesinde karşımızda.

Eskiden fotoğraf çekerken düşünürdük.

Çünkü filmin 24 ya da 36 karesi vardı.

Şimdi yüzlerce fotoğraf çekiyoruz.

Beğenmediğimizi siliyoruz.

Yeniden çekiyoruz.

Bir daha çekiyoruz.

Bir daha…

Çünkü hiçbir şeyin geri dönüşü olmayan bir tarafı kalmadı!

Her şey yeniden denenebilir.

Her şey tekrar izlenebilir.

Her şey yeniden satın alınabilir.

Her şeyin alternatifi var.

Ve belki de bu yüzden hiçbir şey eskisi kadar özel hissettirmiyor.

Aslında değişen, biziz.

Bugün bir film açıyoruz.

Beş dakika sonra telefon elimizde.

Bir mesaj geliyor.

Instagram'a bakıyoruz.

Bir video düşüyor.

Ona bakıyoruz.

Sonra tekrar filme dönüyoruz.

Ama artık filmi gerçekten izlemiyoruz.

Eskiden bir sahne başladığında bütün ev susardı.

Şimdi en etkileyici sahnenin ortasında bile başımız eğiliyor.

Çünkü beynimiz sürekli başka bir uyarıcı arıyor.

Bildirim, mesaj, video ya da bir "like"…

Mesela artık sessizliğin sıkıcı geliyor olması

Çünkü artık hiçbir şeyi beklemiyoruz, neden bekleyelim tek tuşla çözüm sağlayan bir ihtimaller evreni var…

Seçenekler sonsuz.

Belki de meselenin en önemli tarafı bu.

Biz sadece dizileri hızlı tüketmiyoruz.

Hayatı da hızlı tüketiyoruz.

Bir şey istiyoruz, hemen olsun.

Bir mesaj atıyoruz, hemen cevap gelsin.

Bir insanı tanıyoruz, hemen sonuç almak istiyoruz.

Bir hedef koyuyoruz, hemen başarı gelsin.

Bir şeyden sıkılıyoruz, hop hemen yenisine geçiyoruz.

Çünkü modern hayat bize beklemeyi değil,

dopamin döngüsü içinde sürekli yeni bir şeyler istemeyi sıkılmayı, yeni heyecanlar aramayı dikte etti!

Ama aslında insan psikolojisi hala beklemeyi seviyor. Ama farkında değil…

Çünkü beklemek arzuyu büyütüyor.

Merakı besliyor.

Hayal kurmayı sağlıyor.

Bir şeyi elde ettiğimiz anda mutluluğu artırıyor.

Bir haftadır beklediğin dizinin yeni bölümünü izlemekle, aynı dizinin bütün sezonunu bir gecede bitirmek aynı heyecanı yaşamıyor.

Teknik olarak aynı içeriği izliyorsun.

Ama duygusal olarak aynı deneyimi yaşamıyorsun.

Belki de diziler eskiden daha güzel değildi

Belki de…

Biz daha farklıydık.

Daha sabırlıydık.

Daha az seçeneğimiz vardı.

Daha dikkatliydik.

Bir şeyi kaçırmaktan korkuyorduk.

Ve en önemlisi, bir şeyin gerçekleşmesini bekleyebiliyorduk.

Bugün elimizde tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar fazla seçenek var.

Ama seçeneklerin fazlalığı bazen seçimin kendisini değersizleştiriyor.

Binlerce film var.

Binlerce dizi var.

Milyonlarca şarkı var.

Ama bazen insan yine de hiçbir şey bulamıyor.

Çünkü mesele artık bulmak değil, hissetmek.

Belki de bu yüzden eski dizileri açtığımızda yalnızca diziyi özlemiyoruz.

O diziyi izleyen kendimizi özlüyoruz.

Televizyonun karşısında sessizce oturan,

bir sonraki bölümü sabırsızlıkla bekleyen,

bir şarkının radyoda çıkmasını bekleyen,

bir telefonun çalmasını bekleyen,

bir insanın gelmesini bekleyen,

bir şeylerin gerçekleşmesini bekleyen o insanı…

Çünkü hayat bize çok fazla konfor sundu.

Hız kazandırdı.

Kolaylık sağladı.

Erişim imkanları arttı.

Ama karşılığında belki de en değerli şeylerden birini aldı!

Heves!

Hız, sonsuz seçenekler ve erişilebilirlik, sahip olduklarımızın değerinden eksiltti…

Her şeye sahip olanın hiçbir şeye hevesi kalmaz!

Heves olmadan heyecan olmaz.

Oysaki "kavanozdaki büyük taşlar" örneğindeki gibi düşünürsek,

hayatı en güzelleştiren anılar heyecan duyduğumuz anlardan ibarettir…

Mesela insanın ilk çocuğunu kucağına aldığı an!

Mesela ilk defa okul sırasına oturduğu an.

Lisedeki sınıfından son defa çıktığı an

İlkbaharın başladığı ağaçların yeşile büründüğünü fark ettiği ilk an.

Hayatı macera dolu hikayelerle dolduran her daim heyecanın yüksek olduğu anlardır.

Kalp atışının hızlandığı anların toplamı…

Onun için kim ne söylerse söylesin, asla heyecanınızı kaybetmeyin!

Sonsuz seçenek ve dopamin tuzağına heyecanınızı kurban etmeyin.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı / haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın
A Haber
Mobil uygulamalarımızı indirin