Nasuh Özer
Nasuh Özer

Sensör casusluğu - 4

Telefonunuz Sizi Hareketlerinizden Tanıyor!

Telefonumuzun içinde sessizce çalışan iki sensör var.

Ne fotoğraf çekiyorlar…

Ne ses kaydediyorlar…

Ne de konum bilgisi topluyorlar.

Buna rağmen gün boyunca yaptığımız hemen her hareketi hissediyorlar.

İvmeölçer…

Ve jiroskop…

Bu iki sensörün görevi aslında oldukça masum.

Telefonun ekranını döndürmek.

Adımlarımızı saymak.

Navigasyon uygulamalarına yardımcı olmak.

Oyunlarda hareket algılamak.

Kısacası günlük hayatımızı kolaylaştırmak.

Ancak yapay zeka, bu sensörlerden gelen verileri bambaşka bir gözle okumaya başladı.

Çünkü her insanın telefonu kullanma biçimi farklı.

Telefonu cebinden çıkarışı…

Mesaj yazarken yaptığı küçük titreşimler…

Şifre girerken oluşan hareketler…

Yürürken telefonun sallanma biçimi…

Hepsi aslında kişiye özgü bir davranış izi bırakıyor.

İşte bilim insanları bu görünmez izi analiz etmeye başladı.

Araştırmalar gösteriyor ki, telefonun ivmeölçer ve jiroskop verileri kullanılarak kullanıcıların ekrana dokunma biçimleri ayırt edilebiliyor.

Bazı çalışmalarda ise PIN girilirken oluşan mikroskobik hareketlerden hangi rakamlara basıldığı tahmin edilmeye çalışılıyor.

Yani telefon, parmağınızı görmeden de hareketinizi hissedebiliyor.

Bu alandaki çalışmalar yalnızca şifrelerle sınırlı değil.

Davranışsal biyometri adı verilen yeni yaklaşım, insanları yalnızca yüzlerinden ya da parmak izlerinden değil, cihazlarını kullanma alışkanlıklarından da tanımlamayı hedefliyor.

Telefonu nasıl tuttuğunuz…

Ne hızla yazdığınız…

Ekrana ne kadar bastığınız…

Kaydırma hareketleriniz…

Cihazı hangi açıyla çevirdiğiniz…

Bütün bunlar bir araya geldiğinde size özgü dijital bir imza oluşuyor.

İşin ilginç yanı, bu imza çoğu zaman farkında olmadan oluşuyor.

Şifre değiştirilebilir.

Parmak izi sistemi kapatılabilir.

Ancak davranışlarımızı değiştirmek çok daha zordur.

Tam da bu nedenle birçok banka ve finans kuruluşu, dolandırıcılığı önlemek için davranışsal biyometri teknolojilerine yatırım yapıyor.

Sistem, hesabınıza doğru kullanıcı adı ve doğru şifreyle giriş yapılsa bile ekran kullanım biçiminiz alışılmışın dışındaysa işlemi durdurabiliyor.

Bu, teknolojinin olumlu yüzü.

Peki ya olumsuz tarafı?

Bir uygulama, gereksiz yere hareket sensörlerine erişiyor ve bu verileri başka bilgilerle birleştiriyorsa, kullanıcı hakkında beklenenden çok daha ayrıntılı bir profil oluşturabilir.

Elbette burada önemli bir ayrımı yapmak gerekiyor.

Bugün herhangi bir uygulamanın yalnızca ivmeölçer verisinden banka şifrenizi kesin olarak çalabildiğini söylemek doğru değil.

Bilimsel çalışmalar, bu tür saldırıların kontrollü deney ortamlarında mümkün olabileceğini gösteriyor.

Gerçek hayatta ise cihaz modeli, sensör kalitesi, kullanıcının telefonu tutuş şekli ve ortam koşulları sonucu doğrudan etkiliyor.

Yani tehdit gerçek…

Ama abartıldığı kadar kolay değil.

Asıl mesele başka.

Yapay zeka geliştikçe, önemsiz görünen veriler anlam kazanmaya başlıyor.

Dün yalnızca ekranın dönmesini sağlayan sensörler…

Bugün davranışlarımızı tanımlayabiliyor.

Yarın ise kimliğimizi doğrulayan sistemlerin temelini oluşturabilir.

Belki de gelecekte telefonlarımız bizi parmak izimizden değil,

cihazı cebimizden çıkarırken yaptığımız o küçük hareketten tanıyacak.

İşte "Sensör Casusluğu" tam da bunu anlatıyor.

Tehlike sensörlerde değil…

Onların ürettiği veriye her geçen gün daha fazla anlam yükleyen yapay zekada.

Çünkü dijital çağda bazen en büyük sırlarımızı söyleyen şey…

Bir fotoğraf…

Bir ses…

Ya da bir parola değil…

Küçücük bir parmak hareketimiz olabilir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı / haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın
A Haber
Mobil uygulamalarımızı indirin