Sensör casusluğu - 1
Telefonlarımız bizim hakkımızda ne biliyor?
Eskiden bir telefonu akıllı yapan şey, internete bağlanabilmesiydi.
Bugün ise onu akıllı yapan şey, içinde taşıdığı onlarca sensör.
Cebimizde taşıdığımız sıradan bir akıllı telefonda, kamera, mikrofon, GPS, ivmeölçer, jiroskop, pusula, yakınlık sensörü, ortam ışığı sensörü, barometre ve hatta bazı modellerde LiDaR bulunuyor.
LiDaR (Light Detection and Ranging): Lazer ışınları göndererek çevre ve objelerin mesafesini yüksek doğrulukla ölçen bir teknoloji.
Cebimizdeki casuslar!
Bu sensörlerin her biri tek başına hayatımızı kolaylaştırıyor.
Ancak birlikte çalıştıklarında, hakkımızda tahmin ettiğimizden çok daha fazla bilgi üretebiliyorlar.
İşte ben buna "Sensör Casusluğu" diyorum.
Bu ifade, telefonların bizi gizlice izlediği anlamına gelmiyor.
Asıl mesele ise şu,
Yapay zeka geliştikçe, başlangıçta farklı amaçlarla tasarlanan sensörler, hiç beklenmeyen bilgileri ortaya çıkarabilen araçlara dönüştü.
Yakın zamanda yayımlanan akademik çalışmalar bunun en somut örneklerini ortaya koyuyor.
Bir araştırmada, telefonun hoparlörü ve mikrofonu kullanılarak odanın geometrisini çıkarılabiliyor.
Başka bir çalışmada, yalnızca ön kameradan elde edilen görüntülerle kalp atış hızı ölçülebiliyor.
Bir diğerinde ise kullanıcıların göz hareketleri analiz edilerek PIN kodlarının tahmin edilmesi mümkün olabiliyor.
Daha da ilginci...
Klavyeye bastığınız tuşların çıkardığı seslerden hangi harflere bastığınız tahmin edilebiliyor.
Telefonu tutuş şekliniz, yürüyüşünüz, hatta elinizin en küçük titreşimleri bile artık veri olarak değerlendiriliyor.
Yapay zeka, bizim fark etmediğimiz davranış kalıplarını fark ediyor.
Peki bu teknolojiler bugün herkes tarafından kullanılabiliyor mu?
Hayır.
Bu noktada bilimsel gerçekleri şehir efsanelerinden ayırmak gerekir.
Bugün herhangi bir saldırganın telefonunuza uzaktan bağlanıp evinizin üç boyutlu haritasını çıkarması veya kameranızdan gizlice sağlık verilerinizi okuması, sanıldığı kadar kolay değil.
Bu çalışmaların büyük bölümü üniversite laboratuvarlarında, kontrollü deney ortamlarında geliştirildi. Çoğu özel yazılımlar, belirli test senaryoları ve ileri düzey sinyal işleme teknikleri gerektiriyor.
Ancak teknoloji tarihine baktığımızda dikkat çekici bir tablo görüyoruz.
Bir zamanlar sadece araştırma laboratuvarlarında bulunan yüz tanıma sistemleri bugün cebimizde.
Yapay zeka ile ses klonlama birkaç yıl öncesine kadar bilimsel makalelerin konusuydu. Bugün birkaç dakikada herkes tarafından kullanılabiliyor.
Deepfake teknolojisi de aynı yolu izledi.
Yani bugün laboratuvarda olan bir teknoloji, yarın ticari bir ürüne, ertesi gün ise kötü niyetli kişilerin kullanabileceği bir araca dönüşebilir.
İşte siber güvenliğin yeni dönemi tam da burada başlıyor.
Artık yalnızca şifrelerimizi korumamız gerekmiyor.
Sensörlerimizin ürettiği görünmez verileri de korumamız gerekiyor.
Çünkü geleceğin saldırıları yalnızca bilgisayarlarımızı hedef almayacak.
Davranışlarımızı...
Alışkanlıklarımızı...
Hareketlerimizi...
Ve belki de en önemlisi, dijital dünyada farkında olmadan bıraktığımız görünmez izleri hedef alacak.
Bu yazı dizisinin her bölümünde bir sensörü ele alacağım.
Telefonunuzun mikrofonu gerçekten neler duyabilir?
Kameranız yalnızca görüntü mü kaydediyor?
Wi-Fi sinyalleri duvarların arkasını gösterebilir mi?
Akıllı saatiniz sağlık verilerinizden daha fazlasını mı biliyor?
Çünkü dijital çağın en büyük casusu, cebimizden hiç çıkarmadığımız cihaz olabilir.