Telefonunuz Evinizin Haritasını Mı Çıkarıyor?
Bir yarasa karanlıkta nasıl yolunu bulur?
Gözleriyle değil…
Çıkardığı sesin duvarlardan geri dönmesini dinleyerek.
Peki ya cebimizde taşıdığımız akıllı telefonlar?
Onlar da bir gün aynı yöntemi kullanarak bulunduğumuz ortamın haritasını çıkarabilir mi?
İlk bakışta bilim kurgu gibi gelebilir.
Ancak bu soru, yıllar önce bilim insanlarının da dikkatini çekti.
2017 yılında ABD'deki Stony Brook Üniversitesi ile Çin'deki Beijing Jiaotong Üniversitesi araştırmacıları, "BatMapper" adını verdikleri dikkat çekici bir sistem geliştirdi. Amaçları casusluk yapmak değildi. Dijital kat planlarının bulunmadığı binalarda, yalnızca sıradan bir akıllı telefon kullanarak iç mekan haritası oluşturmanın mümkün olup olmadığını araştırıyorlardı. Sonuçlar ise teknoloji dünyasında büyük ilgi gördü.
Sistemin çalışma mantığı aslında doğadan yarasalardan ilham alıyor.
Temel mantık çok basit..
İlk aşama Ses Dalgası Üretimi ile başlıyor aynı yarasalar gibi.
Yarasalar, insan kulağının duyamayacağı kadar yüksek frekansta ultrasonik ses dalgaları yayar.
Yansıma (Eko): Gönderilen sesler etraftaki avlara, ağaçlara veya engellere çarparak geri yansır.
Yankıyı Değerlendirme: Yansıyan ses dalgalarının hayvana geri dönme süresi ve yönü, hedefin uzaklığı ile boyutunu kusursuz bir şekilde belirler.
BatMapper yani Yarasa Haritalayıcısında mantık aynı.
Telefonun hoparlörü, insan kulağının zor duyabileceği frekanslarda kısa ses sinyalleri gönderir. Bu sesler duvarlara, kapılara ve çevredeki nesnelere çarpıp geri döner. Telefonun mikrofonları ise bu yankıları kaydeder.
İşin sihri bundan sonra başlıyor.
Yapay zeka ve gelişmiş sinyal işleme algoritmaları, sesin ne kadar sürede geri döndüğünü hesaplıyor. Telefonun jiroskopu ve ivmeölçerinden gelen hareket verileriyle bu bilgiler birleştiriliyor. Böylece duvarların konumu, koridorların şekli ve hatta bazı kapıların yeri belirlenebiliyor. Araştırmacılar, gerçek bina deneylerinde santimetre seviyesinde mesafe doğruluğu elde ettiklerini ve kapıları yaklaşık yüzde 92 doğrulukla tespit edebildiklerini raporladı.
Bu çalışma daha sonra geliştirildi.
2023 yılında yayımlanan BatMapper-Plus sistemi, yalnızca koridorları değil, geniş odaları, merdivenleri, asansörleri ve çok katlı yapıların planlarını da oluşturabilecek şekilde geliştirildi. Üstelik yine yalnızca akıllı telefonun hoparlörü, mikrofonları ve hareket sensörleri kullanıldı.
Buraya kadar okuduklarınız sizi endişelendirmiş olabilir.
"Demek ki telefonum cebimde dururken evimin haritasını gizlice çıkarabiliyor."
İşte tam bu noktada bilimsel gerçek ile şehir efsanesini birbirinden ayırmak gerekiyor.
Bugün piyasadaki akıllı telefonlar, kendi kendilerine arka planda odanızın üç boyutlu haritasını çıkarıp bunu bir yerlere göndermiyor. BatMapper, laboratuvar ortamında geliştirilen bir araştırma prototipi. Çalışabilmesi için özel olarak hazırlanmış yazılımlar, yankıları analiz eden algoritmalar ve kullanıcının telefonla belirli şekilde hareket etmesi gerekiyor. Bu nedenle, "Her telefon şu anda sizi bu yöntemle gözetliyor." demek doğru olmaz.
Peki tehdit nerede başlıyor?
Asıl mesele, teknolojinin kendisi değil, bu teknolojinin kötü niyetli kişilerin eline geçme ihtimali.
Geçmişte kamera yalnızca fotoğraf çekiyordu. Bugün yapay zeka kameradan nabzınızı ölçebiliyor.
Mikrofon yalnızca ses kaydediyordu. Bugün klavye seslerinden hangi tuşa bastığınız tahmin edilebiliyor.
Şimdi ise hoparlör ve mikrofon birlikte çalışarak çevrenin geometrisini anlamaya başlayabiliyor.
Bu dönüşüm bize önemli bir gerçeği gösteriyor.
Akıllı telefonlarımızdaki her sensör, yalnızca bize hizmet eden bir donanım değil, aynı zamanda veri üreten bir kaynak.
Kamera, mikrofon, ivmeölçer, jiroskop, manyetometre, Bluetooth ve Wi-Fi…
Tek başlarına masum görünen bu bileşenler, yapay zeka ile bir araya geldiğinde çevremiz hakkında tahmin edilenden çok daha fazla bilgi üretebiliyor.
Bugün bu teknolojilere herkes ulaşabiliyor mu?
Hayır.
Bu sistemleri geliştirmek, ileri düzey akustik bilgisi, sinyal işleme uzmanlığı, yapay zeka modelleri ve özel yazılımlar gerektiriyor. Ortalama bir siber suçlunun indirip birkaç dakikada kullanabileceği araçlardan söz etmiyoruz.
Ancak siber güvenlik tarihi bize önemli bir ders veriyor.
Dün yalnızca üniversite laboratuvarlarında bulunan birçok teknoloji, yıllar içinde ticari ürünlere ve ardından saldırı araçlarına dönüştü.
Deepfake bunun en somut örneklerinden biri.
Bir zamanlar akademik bir araştırma konusu olan yapay yüz üretimi, bugün birkaç dakikada herkesin kullanabildiği uygulamalara dönüştü.
Bu nedenle asıl sorulması gereken soru şu,
Telefonumuz bugün odamızın haritasını çıkarabiliyor mu?
Yoksa beş yıl sonra bunu sıradan bir uygulama yapabilecek mi?
Teknoloji tarihi bize gösteriyor ki, çoğu zaman "imkansız" dediğimiz şeyler değil; "henüz yaygınlaşmamış" dediğimiz teknolojiler hayatımızı değiştiriyor.
Belki de geleceğin en büyük güvenlik sorunu, çalınan şifreler değil…
Farkında olmadan cihazlarımıza öğrettiğimiz yaşam alanlarımız olacak.