Algoritma Ne İsterse O!
İnsanlık, hayatını kolaylaştırmak için teknolojiyi geliştirdi.
Teknoloji de insanın alışkanlıklarını değiştirdi.
Şimdi ise davranışlarını yönetiyor.
Belki de dijital çağın en büyük kırılması tam burada yaşandı.
Çünkü bugün elimizde tuttuğumuz telefonlar artık yalnızca bir iletişim aracı değil, aynı zamanda bizi izleyen, analiz eden, yönlendiren ve hatta dönüştüren sistemlerin merkezi haline geldi.
Bir zamanlar internet özgürlüğün sembolüydü.
Doksanlı yılların internetinde insanlar farklı web siteleri arasında dolaşır, bilgiye ulaşır, forumlarda tartışır, bağımsız içerik üretirdi.
Açık kaynak kültürü vardı. Ortak standartlar vardı. İnternet bir "ağ"dı.
Bugün ise elimizde kalan şey çoğu zaman dev şirketlerin kontrol ettiği kapalı dijital evrenler.
Artık internet dediğimiz yapı büyük ölçüde birkaç sosyal medya uygulamasından ibaret.
Ve bu uygulamaların temel amacı iletişim değil.
Temel amaç, kullanıcıyı mümkün olduğu kadar uzun süre içeride tutabilmek.
Çünkü sistemin ekonomik modeli tamamen reklama dayanıyor.
Siz ödeme yapmıyorsanız, ürün sizsiniz.
İşte bu noktada devreye algoritmalar giriyor.
Algoritmalar artık yalnızca karşımıza içerik çıkaran teknik yazılımlar değil.
Onlar dijital dünyanın görünmez editörleri.
Neyin görüleceğine, neyin saklanacağına, neyin öfke yaratacağına, neyin bağımlılık oluşturacağına onlar karar veriyor.
Bir videoyu neden saatlerce izlediğinizi düşünün.
Bir gönderiden diğerine neden durmadan geçtiğinizi...
"Sadece beş dakika bakacağım" dediğiniz uygulamada neden iki saatinizi kaybettiğinizi...
Çünkü sistem sizin iradenize karşı çalışıyor.
İlgi alanlarınız analiz ediliyor.
Duygusal zayıflıklarınız tespit ediliyor.
Öfkelendiğiniz içerikler, hoşlandığınız yüzler, korkularınız, siyasi eğilimleriniz, tüketim alışkanlıklarınız hatta gece kaçta yalnız hissettiğiniz bile veri haline getiriliyor.
Sonra algoritma size tam da görmek istediğiniz şeyi gösteriyor.
Böylece siz platformdan çıkmıyorsunuz.
Daha tehlikelisi ise şu:
Platform sizi dış dünyadan koparıyor!
Başka bir internet sitesine yönlendirecek bağlantılar daha az kişiye gösteriliyor. Uygulama dışına çıkmanıza neden olabilecek içerikler görünmez hale geliyor.
Çünkü sistem sizi internette gezinen özgür bir birey olarak değil, ekran içinde tutulması gereken bir kullanıcı olarak görüyor.
Ve bütün bu düzenin temelinde bugün milyarlarca insanın hayatını şekillendiren kritik bir buluş yatıyor: "sonsuz kaydırma" sistemi.
Kaydırmanın Mucidi Aza Raskin Çok Pişman
Neden mi?
Çünkü icad ettiği teknolojinin milyarlarca insanı bir ekrana kilitleyecek bir sisteme dönüşeceğini biliyordu. Sonsuz kaydırma (ınfinite scroll)
2006 yılında mühendis Aza Raskin tarafından geliştirilen bu teknoloji, ilk bakışta basit görünüyordu. Sayfa sonu yoktu. İçerik bitmiyordu. Parmağınızı aşağı kaydırdıkça yeni içerikler geliyordu. İnsan beyni ise tamamlanmamış döngülere karşı doğal bir zaaf taşıyor. Böylece kullanıcı durmayı bırakıp kaydırmaya devam etti.
Bugün milyarlarca insanın ekran başında geçirdiği trilyonlarca saatin arkasında işte bu psikolojik mekanizma var.
İronik olan ise şu;
Bu sistemi geliştiren isimlerden biri olan Aza Raskin, yıllar sonra ortaya çıkıp büyük bir pişmanlık yaşadığını açıkladı.
Çünkü teknoloji insanın hizmetkarı olmak yerine insan davranışını sömüren bir yapıya dönüşmüştü.
Raskin'in daha sonra "Center for Humane Technology" adlı merkezi kurması da aslında dijital dünyanın geldiği noktaya dair sessiz bir itiraf niteliğinde.
Sadece o mu?
Chris Wetherell Retweet Butonunun mucidi pişmanlığını "Dört yaşındaki bir çocuğun eline dolu bir silahı verdik" sözleriyle dile getiriyor.
Loren Brichter "Aşağı Çekerek Yenile" (Pull-to-Refresh) Özelliğinin Mucidi...
O da pişmanlığını verdiği bir röportajda dile getirdi. "İki çocuğum var ve akıllı telefonum beni içine çektiği için onlara dikkat etmediğim her dakika için pişmanlık duyuyorum. Bunlar iyi şeyler değil. Bunlar üzerinde çalışırken bunu düşünecek kadar olgun değildim."
Bugün yaşadığımız şey sadece teknolojiyi ilgilendiren bir mesele değil.
Bu aynı zamanda dikkat ekonomisinin insan ruhuyla savaşı.
Çünkü artık şirketler ürün satmak için değil, insanın dikkatini ele geçirmek için yarışıyor.
Ve dikkatini kaybeden insan, zamanını kaybediyor.
Zamanını kaybeden toplum ise düşünme yetisini…
Belki de modern çağın en büyük sorusu artık şu;
Teknolojiyi biz mi kullanıyoruz, yoksa algoritmalar mı bizi kullanıyor?