Futbolda başarının sırrı para mı, moneyball mı?
Dünyanın en iyi futbolunun oynandığı lig hangisi diye sorarsanız birçok futbol tutkunu aynı cevabı verecektir.
Premier Lig.
Ve bu lig, yüksek seviye oyuncu profili ve yine yüksek bütçelerle kurulmuş futbol takımlarını barındırmasına rağmen sürprizlere oldukça açık.
Mesela 2014-2015 sezonunda Premier Lige yükselen Leicester City'nin 2015-2016 sezonunda şampiyonluk ipini göğüslemesi gibi.
Bir dominasyon sağlamak çok zor.
Ama bir bakmışsınız ki ligde kalma savaşı veren bir takım Avrupa'daki 3 kupadan birini müzesine götürebiliyor.
Premier Lig seyir keyfi nedeniyle 7 kıtada da tutkuyla takip ediliyor.
Evet, 7 kıta diyorum çünkü eminim Antarktika'da da bilim çalışmaları yapılırken bir tablet ya da TV'den Premier Lig maçı izleniyor.
Ancak dünyanın farklı noktalarından insanlar sadece seyir keyfi nedeniyle değil, Premier Lig ekipleri içinden bir takımı kendi ülkelerinin temsilcisi olarak kabul ettikleri içinde gözlerini İngiltere'ye çeviriyor.
Mısır, BAE, ABD, Suudi Arabistan, Hindistan, Pakistan, Çin, Tayland, Yunanistan ve Sırbistan sermayesi İngiltere'de Premier Lig'de futbol takım sahibi.
Hatta Premier Lig'e çıkma potansiyeli taşıyan birçok Championship takımı da farklı ülkelerdeki iş insanları ve yatırım şirketleri tarafından satın alınıyor.
Şimdi bir de madalyonun diğer yüzüne bakalım.
Manchester City'nin Birleşik Arap Emirlikleri ve Paris Saint-Germain'in Katar tarafından satın alınması ile birlikte Real Madrid'in Los Galacticos kadrosu ile eşdeğer bütçelerde transfer yapma imkanları oluştu.
Paris Saint-Germain, Fransa futbolunu tamamen domine etti.
Manchester City de İngiltere'de bunu yapmaya çok yaklaştı.
Neymar'ın Barcelona'dan PSG'ye 222 milyon Euro'ya transfer edilmesi, transfer piyasasında geri dönülmez bir değer belirleme standardı oluşturdu.
Çıta çok yükseldi.
Arap sermayesi ile aynı kulvarda yarışta olmak çok zordu.
Finansal güce karşı nasıl baş edilebilirdi ki?
Cevap çok daha önceden verilmişti aslında.
Yanıt bu defa futbol dışında başka bir spor dalından gelmişti.
Sorunun çözümü bir beyzbol menajeri ve bir ekonomistin çalışmasında gizliydi.
Evet hepiniz biliyorsunuz.
Billy Beane ve Moneyball.
Cevap verilerin arasında gizliydi.
Scout çalışmaları çok daha profesyonel bir evreye taşındı.
Genç yetenekleri çok küçük yaştan itibaren belirleniyor, takip ediliyor hatta dünyanın neresinde olursa olsun transfer ediliyordu.
Mesela, 11 yaşında bir çocuk Avrupa'dan Brezilya'ya transfer oluyordu.
Biz normalde tam tersine alışkınız.
Yetenekler tespit edilirken, konsol oyunları da scout ekiplerine oldukça yardımcı oluyordu.
Menajer oyunu oynayıp da teknik direktörlük yapan birçok kişinin hikayesini defalarca gördük, izledik.
Veriler o kadar kıymetli bir hal aldı ki, 200 milyon dolarlık transferin sağladığı katkıyı Hollanda'nın bir köy takımında futbol oynayan genç bir yetenekle karşılamak mümkün hale geldi.
Teknik direktörler artık kulübede laptop ve tabletlerde anlık verileri takip ederek oyunun akışına yönelik anlık kararlar alıyor.
Formasyonu değiştiriyor, bir futbolcunun maksimum koşu potansiyelini tamamladığını, sakatlık sınırına yaklaştığını tespit ediyor, aksiyon alıyor.
Kıymetli olan şey veriler, verilerin işlenmesi ve bunu okuyacak yetkinlikte spor adamlarının görev yapması.
Mesela Brentford'un sahibi Matthew Benham, takımı tamamen "Beklenen Gol" ve oyuncu verimlilik puanları üzerinden yöneterek Premier Lig'e taşıdı.
Amerikan Beyzbol Ligi'nde şampiyonluğu kafasına takan Billy Beane'in bir ekonomist ile birlikte istatistik bilimini de kullanarak spor dünyasını sonsuza kadar değiştireceğini kimse düşünmemişti.
Ama güçlü sermayeye karşı en iyi çözüm artık Moneyball.
O zaman deli olarak anılan Billy Beane, artık bir dahi kabul ediliyor.
Kimse alıştığı sistemi kökünden değiştirmek istemez, ama değişim kapıyı çaldığında o kapının açılmamasına imkan yoktur.
Deli ile Dahi işte o gün daha net ortaya çıkar.