Fırtınadan Bilgiyle Çıkmak
"Hayat bir fırtınadır genç dostum.
Bir an güneş ışığı parlarken bir de bakmışsın dalgalar kabarmış.
Seni erkek yapan, o fırtına geldiğinde ne yapacağındır."
Alexandre Dumas'nın Monte Kristo Kontu eserinde Kont'un Albert'e söylediği bu söz, muhtemelen sosyal medyada defalarca karşınıza çıkmıştır.
Ama bu cümle bir motivasyon sloganı değil, açık bir yüzleşme çağrısı.
Sorunsuz, tekdüze ve konforlu bir hayat sürerken,
daha önce hiç karşılaşmadığı problemlerle bir anda yüzleşen,
kaosun ortasında kalan ayrıcalıklı bir gence verilen içten bir tavsiye bu.
Monte Kristo Kontu'nun kendisi ise tam anlamıyla büyük bir dönüşümün hikayesi.
Hatta bu o kadar mükemmel bir dönüşümün hikayesi ki,
her intikam temalı film Monte Kristo Kontu'daki şemayı anlatısında kullanır.
Bu anlatının bizdeki en tanınan örneği ise EZEL'dir.
Her iki hikayede de haksızlığa uğrayan, "öldüğü" sanılan bir adam vardır.
Ve her ikisi de intikamdan önce aydınlanır, sonra dönüşür.
Ömer Uçar, Ezel'e dönüşür.
Edmond Dantes, Monte Kristo Kontu'na.
Bu dönüşümü mümkün kılan iki hayat bilgesi vardır.
Ramiz Karaeski ve Abbe Faria.
Edmond Dantes'in hapishanede (Chateau d'If) Abbe Faria ile tanışmasıyla ömrünü çürüten o taştan hücreye düşmesinin nedeni çözen Dantes, büyük bir değişim yaşar.
Abbe Faria, Dantes'e dövüşmeyi, daha iyi kılıç kullanmayı öğretir.
Ama daha önemlisi aklını kullanmayı öğretmesi olur.
Dantes'e yabancı dil, görgü kuralları, ekonomi, ticaret, coğrafya ve harita bilgisi, ticari ilişkiler ve hukuk gibi birçok alanda eğitim verir.
Ve bunları yaparken ellerinin altında kaynaklar yoktur, bir hapishane hücresindedirler ama bütün bilgiler Abbe Faria'nın hafızasındaydır..
Ezel'de de Ömer hayatından vazgeçtiği anda Ramiz Karaeski çıkar ortaya.
Ve onu kurtarır.
Önce hayata bağlar, sonra Ömer'e dövüşmeyi, insanları anlamayı, okumayı öğretir…
Ama en önemlisi kitap okumayı aşılaması olur.
Eğer Monte Kristo Kontu'nun hikayesi, bilginin saniyeler içinde erişilebilir ama bir o kadar da değersizleştiği günümüzde yazılsaydı, muhtemelen çok farklı olurdu.
Çünkü arama motorları üzerinden ulaşılabilen bilgi artık kısa süreli hafızada bile yer etmiyor, unutuluyor. Dijital amnezi bilgiyi değersizleştiriyor…
Peki ya muhakeme?
Bilgilerin zihinde birleşmesiyle gerçekleşen düşünce yolculuğu?
Bilgileri okurken,
dokunduğumuz, kokusunu soluduğumuz kitaplar, gazeteler,
piksellerden oluşan bir ekranın içine hapsolmuş sanal dökümanlara dönüşürken, hafızamız da bundan etkileniyor. Beyin bilgileri eskisi gibi hatırlayamıyor. Çünkü uzun süreli bellek kullanılmıyor.
Ancak artan bir şey var.
O da bulut teknolojisi ile aylık ücret ödeyerek satın aldığımız depolama alanları.
Artık binlerce fotoğraf çekip, onları telefon hafızasında saklayabiliyoruz.
Yer kalmayınca çözüm basit. Bir teknoloji devinden depolama alanı kiralıyoruz.
Ama gel gelelim hiçbirisine sahip değiliz hepsi bir ekranın içinde.
Ve her ay onları o depolama alanında tutabilmek için kira ödüyoruz.
Oysaki bastırdığımız albümlerin içinde yer alan fotoğraflar bize ait.
Ekranın içindeki fotoğraflardan hangisine dokunabiliyoruz?
Dokunduğumuz şey sadece cam bir yüzey.
Duvar takvimlerinin yerini dijital takvim,
Duvar saatlerinin yerini dijital saat,
Not defterlerinin yerini not uygulamaları aldı.
Kalem kağıt kullanarak not almak artık pek pratik değil gibi görünüyor.
Her şey bir ekranın içinde.
Farklı faktörler var ikna olmak için tabii.
Fiziki ortamda yıpranma, yer kalmaması vs. gibi…
Ya bulut depolama alanının hacklenmesi, her gün şifrelerin çalındığı için "şifre değiştirin" uyarısı yapan teknoloji devleri…
Bu da riskin diğer boyutu.
Her şeyi ekranın içine sığdırmak, öğrenme şeklimizi de etkiliyor.
Bir kitaba dokunarak okumak, yazarak öğrenmek beynin kapasitesini artırıyor.
Kayan ekranda ise bilgi daha uçucu.
Ancak asırlardır nesilden nesile aktarılan bilginin DNA'larımıza işlemesi,
düşünce dünyamızı geliştirmesi için bizim belleğimizde yer etmesine ihtiyacımız var.
Çünkü o bilgileri kimse bizden koparamayacak.
Fırtına geldiğinde güç fiziksel dayanıklılık tek başına yeterli olmayacak.
Fırtınadan ancak bilgiyle çıkabiliriz.
Ve şimdi, Edmond Dantes'in bir daha asla çıkamayacağını düşündüğü o hücrede, Abbe Faria'nın onun hayatının değişmesine neden olan sözleriyle bitirelim…
"Faria: Sana paha biçilmez bir şey öneriyorum.
Dantes: Özgürlüğüm mü?
Faria: Hayır esir düşebilirsin bunu öğrenmiş olmalısın.
Ben bilgi öneriyorum, öğrendiğim her şeyi sana öğretebilirim. Ekonomi, matematik, felsefe, bilim, okuma, yazma"