Hilâl Kaplan
Hilâl Kaplan

Ölüler domates satarsa...

Türkiye'de domatesin fiyatını anlamak için tarlaya bakmanın yeterli olmadığını uzun zamandır görüyorduk. Meğer esas mesele muhasebe kayıtlarındaymış. Hatta soruşturma dosyasına bakarsanız mezarlığa kadar gitmeniz mümkün!
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yaş sebze ve meyve sektörüne yönelik soruşturmasında 22 ilde 109 adrese operasyon düzenlendi, 41 firma yöneticisi hakkında gözaltı kararı verildi. Dosyada yaklaşık 1029 çiftçinin beyanı, Hal Kayıt Sistemi ve Çiftçi Kayıt Sistemi verileri ile vergi inceleme raporları karşılaştırıldı.
Ortaya çıkan ayrıntılardan biri gerçekten çarpıcı: Bir firma, hayatını kaybetmiş 49 kişi adına 87 müstahsil makbuzu düzenlemiş. Belgelerin toplam tutarı 2 milyon 524 bin lira. Bazı kişilerin ölüm tarihi, düzenlenen belgelerden yıllar öncesine ait. Demek ki kâğıt üzerinde ölüm bile üretime engel değil.
Üstelik mesele yalnızca müteveffalar değil. Adlarına belge düzenlenen bazı yaşayan kişiler de tarımla ilgilerinin bulunmadığını, ürün satmadıklarını ve bu kayıtlardan haberlerinin olmadığını söylüyor. Peki bu nasıl mümkün oluyor?
Cevabın önemli bir bölümü "müstahsil makbuzu"nda saklı. Çiftçiden ürün alan firma, üretici vergi mükellefi değilse bu belgeyi kendisi düzenliyor. Dolayısıyla çiftçinin tarladan çıkardığı ürünün hangi bedelle kayda geçirileceği, önemli ölçüde alıcının elindeki kaleme ve sisteme bağlı.
Soruşturmadaki örneklerden birinde üreticinin kapya biberi kilogramını 8-9 liraya verdiği, buna karşılık makbuzlarda aynı ürünün 18.70 ila 23.95 lira arasında gösterildiği belirtiliyor.
İşte fiyat zincirinin kırıldığı yer de burası. Gerçek alış fiyatı düşük, kayıt üzerindeki maliyet yüksek.
Sonra o yüksek maliyet bir sonraki satışın dayanağı oluyor. Üzerine yeni gider ve kâr ekleniyor. Ürün el değiştirdikçe rakam büyüyor. Tarlada birkaç liraya satılan mal, market rafında katlanmış bir fiyatla tüketicinin karşısına çıkıyor. Böylece çiftçinin düşük geliri ile vatandaşın yüksek market faturası aynı mekanizmanın iki ayrı sonucu haline geliyor.
Savcılığın açıklamasına göre soruşturmanın odağında bazı firmaların gerçek alış fiyatlarının üzerinde müstahsil makbuzu düzenlemesi, arzı düşük ve maliyetleri yüksek göstermesi, tedarik zincirini gereksiz biçimde uzatarak fiyatları etkilemesi ve elde edilen gelirlerin aklanmasına ilişkin iddialar bulunuyor.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şu: Sebze ve meyvenin market fiyatını yalnızca bu yöntem açıklamaz. Nakliye, fire, depolama, işçilik, finansman ve perakende giderleri de fiyatı etkiler. Fakat soruşturmanın ortaya koyduğu iddialar, bunların ötesinde bir kayıt manipülasyonu ihtimalini gündeme getiriyor.
Çünkü bir ürünün maliyetini gerçekte ödediğinizden çok daha yüksek gösterirseniz, sonraki fiyatın yükselmesi için sisteme hazır bir gerekçe bırakmış olursunuz. Dananın kuyruğu da burada kopuyor.
Devletin vergi düzeni içinde kullanılan bir belge, gerçeği kaydetmek yerine gerçeği değiştirmek için kullanılıyorsa mesele artık yalnızca pahalı domates değildir. Mesele, üreticinin emeğinin ve tüketicinin parasının aynı anda nasıl çalındığıdır.
Bu nedenle soruşturmanın en önemli soruları basit: Kim, kimden ürün aldı? Gerçekte kaç liraya aldı? Belgeye kaç lira yazdı? Ve adına belge düzenlenen kişi gerçekten o ürünü sattı mı?
Eğer mezarda olan bir insanın adına bile domates satışı yazılabiliyorsa, sistemin denetim mekanizmalarını da ciddi biçimde gözden geçirmek gerekir. Çünkü fatura hepimize kesiliyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı / haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın
A Haber
Mobil uygulamalarımızı indirin