Birleşik Krallık dağılıyor
Giriş Tarihi: Son Güncelleme:
Birleşik Krallık; İngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'dan oluşuyor. Fakat bu dört ülkenin Birleşik Krallık içindeki statüleri aynı değil. İngiltere, Birleşik Krallık'ın nüfus ve siyasi ağırlık bakımından açık ara en büyük parçası. İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda ise kendi parlamentoları veya hükümetleri bulunan "devredilmiş yönetimlere" sahip.
Şimdi asıl gelişmeye gelelim: İskoçya Başbakanı John Swinney, Galler Başbakanı Rhun ap Iorwerth ve Kuzey İrlanda Başbakanı Michelle O'Neill dün Galler'in başkenti Cardiff'te bir araya gelerek ortak bir deklarasyon imzaladı. Metnin temel amacı, bu üç ülkenin kendi anayasal geleceklerini belirleme ve gerektiğinde bağımsızlık ya da statü referandumu yapma hakkını savunmaktı.
Bu, teknik olarak "Birleşik Krallık dağılıyor" anlamına gelmiyor. Ortada Birleşik Krallık'ı fesheden bir anlaşma yok. Ancak siyasi açıdan son derece sembolik bir gelişme var: Birleşik Krallık'ın İngiltere dışındaki üç kurucu ülkesinin liderleri ilk kez aynı siyasi zeminde buluşarak "kendi kaderlerini tayin etme hakkı"nı ortak biçimde savunuyor. Brexit sonrası ülkedeki ayrılıkçı siyasetlerin ne kadar zemin bulduğunun en büyük göstergesi bu deklarasyon denebilir.
İskoçya meselenin en güçlü ayağı. Zira İskoçya, 1707'de İngiltere ile siyasi birlik kurmuş olsa da İskoçların ayrı ulusal kimliği, hukuk sistemi ve eğitim geleneği varlığını korudu. Nitekim 2014'te bağımsızlık referandumu yapıldı. İskoçlar yüzde 45'e karşı yüzde 55 oyla Birleşik Krallık içinde kalmayı tercih etti. Fakat konu orada kapanmadı. İskoçya'nın Avrupa Birliği'nde kalma eğiliminde olması, Londra ile Edinburgh arasındaki siyasi mesafeyi Brexit'le birlikte artırdı.
Galler'in hikâyesi daha farklı. Galler yüzyıllar önce İngiltere ile siyasi ve hukuki açıdan bütünleşti. Uzun süre bağımsızlık fikri İskoçya'daki kadar güçlü değildi. Ama son yıllarda Galler'de de daha fazla özerklik ve nihayetinde bağımsızlık tartışması yükseliyor. Plaid Cymru'nun iktidara gelmesiyle bu tartışma artık yalnızca marjinal bir siyasi talep olmaktan çıkmış durumda. Galler Başbakanı da bağımsızlığın gelecekte Galler halkının tercihine bağlı bir seçenek olduğunu söylüyor.
Kuzey İrlanda ise denklemin en hassas bölgesi. 1921'de İrlanda adasının büyük bölümü Birleşik Krallık'tan ayrılarak bağımsız İrlanda'ya dönüştü. Kuzey İrlanda ise Birleşik Krallık içinde kaldı. Burada İngiltere ile birlikten yana olan Protestan "unionist" kesim ile İrlanda Cumhuriyeti'yle birleşmek isteyen Katolik kesim arasındaki çatışma, onlarca yıl süren kanlı bir döneme yol açtı.
1998 Hayırlı Cuma Anlaşması bu çatışmayı büyük ölçüde sona erdirmişti ama o anlaşmanın en önemli hükümlerinden biri şuydu: Kuzey İrlanda'nın statüsü, halkın çoğunluğunun iradesiyle değişebilir. Yani yeterli toplumsal destek oluşursa İrlanda ile birleşme referandumu yapılabilir. İngiliz hükümeti de bu ilkeye bağlı olduğunu bugün açıkça ifade ediyor. Dolayısıyla bugün yaşanan gelişme aslında üç ayrı bağımsızlık hikâyesinin aynı anda kesişmesi.
Londra ise bunun karşısında "Birleşik Krallık'ın geleceği referandumlarla yeniden şekillendirilecek" fikrine temkinli yaklaşıyor. Başbakan Andy Burnham, daha fazla yetki devrine açık olduğunu ama yeni referandumları öncelik olarak görmediğini söylüyor. Hatta hükümet temmuz ayında İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda ile daha fazla yetki devrini konuşmaya hazır olduğunu, fakat yeni referandumların gündeminde olmadığını açıklamıştı.
İşte Cardiff buluşmasının asıl önemi burada. Bu toplantı Birleşik Krallık'ın bugünden yarına hızla parçalanacağı anlamına gelmiyor. Ancak ne var ki "Birleşik Krallık sonsuza kadar birleşik kalacaktır" varsayımını da artık geçerli kabul etmemek gerektiğini gösteriyor.
Bir zamanlar dünyanın en güçlü, "üzerinde güneşin batmadığı" imparatorluğun merkezi olan Londra, bugün kendi devletinin sınırlarının geleceği konusunda üç ayrı ulusal siyasi hareketle aynı anda mücadele ediyor.
Yani Cardiff'te imzalanan belge, bir devletin fiilen dağıldığını değil, Birleşik Krallık'ın geleceğinin artık Londra tarafından tek başına belirlenemeyecek kadar karmaşık hâle geldiğini gösterdi. Belki esas hikâye de tam olarak burada başlayacak.
Şimdi asıl gelişmeye gelelim: İskoçya Başbakanı John Swinney, Galler Başbakanı Rhun ap Iorwerth ve Kuzey İrlanda Başbakanı Michelle O'Neill dün Galler'in başkenti Cardiff'te bir araya gelerek ortak bir deklarasyon imzaladı. Metnin temel amacı, bu üç ülkenin kendi anayasal geleceklerini belirleme ve gerektiğinde bağımsızlık ya da statü referandumu yapma hakkını savunmaktı.
Bu, teknik olarak "Birleşik Krallık dağılıyor" anlamına gelmiyor. Ortada Birleşik Krallık'ı fesheden bir anlaşma yok. Ancak siyasi açıdan son derece sembolik bir gelişme var: Birleşik Krallık'ın İngiltere dışındaki üç kurucu ülkesinin liderleri ilk kez aynı siyasi zeminde buluşarak "kendi kaderlerini tayin etme hakkı"nı ortak biçimde savunuyor. Brexit sonrası ülkedeki ayrılıkçı siyasetlerin ne kadar zemin bulduğunun en büyük göstergesi bu deklarasyon denebilir.
İskoçya meselenin en güçlü ayağı. Zira İskoçya, 1707'de İngiltere ile siyasi birlik kurmuş olsa da İskoçların ayrı ulusal kimliği, hukuk sistemi ve eğitim geleneği varlığını korudu. Nitekim 2014'te bağımsızlık referandumu yapıldı. İskoçlar yüzde 45'e karşı yüzde 55 oyla Birleşik Krallık içinde kalmayı tercih etti. Fakat konu orada kapanmadı. İskoçya'nın Avrupa Birliği'nde kalma eğiliminde olması, Londra ile Edinburgh arasındaki siyasi mesafeyi Brexit'le birlikte artırdı.
Galler'in hikâyesi daha farklı. Galler yüzyıllar önce İngiltere ile siyasi ve hukuki açıdan bütünleşti. Uzun süre bağımsızlık fikri İskoçya'daki kadar güçlü değildi. Ama son yıllarda Galler'de de daha fazla özerklik ve nihayetinde bağımsızlık tartışması yükseliyor. Plaid Cymru'nun iktidara gelmesiyle bu tartışma artık yalnızca marjinal bir siyasi talep olmaktan çıkmış durumda. Galler Başbakanı da bağımsızlığın gelecekte Galler halkının tercihine bağlı bir seçenek olduğunu söylüyor.
Kuzey İrlanda ise denklemin en hassas bölgesi. 1921'de İrlanda adasının büyük bölümü Birleşik Krallık'tan ayrılarak bağımsız İrlanda'ya dönüştü. Kuzey İrlanda ise Birleşik Krallık içinde kaldı. Burada İngiltere ile birlikten yana olan Protestan "unionist" kesim ile İrlanda Cumhuriyeti'yle birleşmek isteyen Katolik kesim arasındaki çatışma, onlarca yıl süren kanlı bir döneme yol açtı.
1998 Hayırlı Cuma Anlaşması bu çatışmayı büyük ölçüde sona erdirmişti ama o anlaşmanın en önemli hükümlerinden biri şuydu: Kuzey İrlanda'nın statüsü, halkın çoğunluğunun iradesiyle değişebilir. Yani yeterli toplumsal destek oluşursa İrlanda ile birleşme referandumu yapılabilir. İngiliz hükümeti de bu ilkeye bağlı olduğunu bugün açıkça ifade ediyor. Dolayısıyla bugün yaşanan gelişme aslında üç ayrı bağımsızlık hikâyesinin aynı anda kesişmesi.
Londra ise bunun karşısında "Birleşik Krallık'ın geleceği referandumlarla yeniden şekillendirilecek" fikrine temkinli yaklaşıyor. Başbakan Andy Burnham, daha fazla yetki devrine açık olduğunu ama yeni referandumları öncelik olarak görmediğini söylüyor. Hatta hükümet temmuz ayında İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda ile daha fazla yetki devrini konuşmaya hazır olduğunu, fakat yeni referandumların gündeminde olmadığını açıklamıştı.
İşte Cardiff buluşmasının asıl önemi burada. Bu toplantı Birleşik Krallık'ın bugünden yarına hızla parçalanacağı anlamına gelmiyor. Ancak ne var ki "Birleşik Krallık sonsuza kadar birleşik kalacaktır" varsayımını da artık geçerli kabul etmemek gerektiğini gösteriyor.
Bir zamanlar dünyanın en güçlü, "üzerinde güneşin batmadığı" imparatorluğun merkezi olan Londra, bugün kendi devletinin sınırlarının geleceği konusunda üç ayrı ulusal siyasi hareketle aynı anda mücadele ediyor.
Yani Cardiff'te imzalanan belge, bir devletin fiilen dağıldığını değil, Birleşik Krallık'ın geleceğinin artık Londra tarafından tek başına belirlenemeyecek kadar karmaşık hâle geldiğini gösterdi. Belki esas hikâye de tam olarak burada başlayacak.