Hilâl Kaplan
Hilâl Kaplan

İki dil, bir cenaze

Sevilen bir oyuncuydu Serhat Mustafa Kılıç. 5 Eylül'de Kağıthane'deki evinde, elli bir yaşında vefat etti. Ailesine, sevenlerine ve onunla aynı sahneyi paylaşmış meslektaşlarına başsağlığı diliyorum.
Kılıç'ın ardından iki ayrı veda yapıldı. 7 Eylül'de Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde, menajerinin ifadesiyle "en sevdiği yerde" alkışlarla uğurlandı; Yunus Emre'den bir ilahi oratoryo düzenlemesiyle çalındı. Ertesi gün Ankara'da, Ahmet Hamdi Akseki Camii'nde öğle namazının ardından cenaze namazı kılındı, Karşıyaka'ya defnedildi. Meslektaşlarının çoğu birincisindeydi.
Beni düşündüren, bu iki merasimin arasındaki dil uçurumu oldu. "ışıklar içinde uyu", "perde kapanmış olabilir ama alkışların dinmeyecek", "sonsuz âlemde huzur yağsın üstüne".
"Allah rahmet eylesin, nur içinde yatsın" diyenler de vardı elbet. Ama çoğunluğun heybesinde sanki bu kelimeler kayıptı. Bir camia, kendi ölüsünü hitap ettiği ve yansıtma gayretini iddia ettiği halkın ritüel dağarcığıyla uğurlayamıyor.
Daryush Shayegan buna "yaralı bilinç" derdi. Modernleşmiş kesimlerde iki kültürel sistemin aynı kişide, birbirine değmeden yan yana durması. Kişi ikisine de sahiptir ama ikisini birleştiremez. Camiye gider ama cami dilini sahneye çıkaramaz.
Yunus'u sever, ama Yunus'u ancak oratoryo ile salona alır ki bu alışkanlığın tarihi 1946'ya, Saygun'un oratoryosuna kadar gider.
En çok da şu ayrıntı üzerinde duruyorum: "ışıklar içinde uyusun", büyük ihtimalle "nur içinde yatsın"ın seküler bir tercümesidir. Yani kaçınılan kelime, kaçış cümlesinin tam ortasında hayalet olarak duruyor. İnsan sevdiğini karanlıkta bırakmak istemiyor; ışığı istiyor ama nur diyemiyor. Buna köksüzlük demek haksızlık olur ama kökünden uzak düşme gayreti de maalesef dile de eziyet, bence naaşa da eziyet. Zira onun arzusu ışık değil, nur; huzurunun kaynağı da uyku değil, rahmet..
Ölüm, dilin en çıplak kaldığı andır. Hazırlanacak vakit yoktur; ağzımıza ne geliyorsa kültürümüz odur. Bir toplumun muhayyilesini taşımakla görevli insanların, o muhayyilenin en eski ve en teselli edici cümlelerine mesafe koymak zorunda hissetmesi, sadece onların değil, hepimizin meselesidir.
Neticede merhum, ömrünü bu toprakların hikâyelerini anlatarak geçirmişti. Allah kendisine rahmet eylesin, mekânı cennet olsun.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı / haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın
A Haber
Mobil uygulamalarımızı indirin