İlan edilmeyen ilhak
Giriş Tarihi:
9 Ağustos'ta Nablus'un güneyindeki Kusra köyünde üç eve onlarca İsrailli işgalci (diplomasideki "nazik" ifadesiyle yasadışı yerleşimci) dayandı.
Suyu ve elektriği kestiler. İçeride iki aileden 15 kişi vardı; ikisi 7 yaşın altında. Ne polis ne asker, kimse engel olmadı. İki evin sakinlerini çıkarıp üçüncüsüne doldurdular, sonra bölgeyi kapalı askeri bölge ilan ettiler. Böylece kuşatma kalkmadı, hukukileşti: Gıda taşıyan aktivistleri artık işgalciler değil, bizzat işgal askerleri durduruyordu.
Bu elbette münferit de değil. Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi'nin (OCHA) 31 Temmuz raporu yılbaşından bu yana 1380'i aşkın yerleşimci saldırısını kayda geçirmiş. 250'den fazla köy,günde 6.6 olay, 900 yaralı...
Tüm bunlar olurken neredeyse söz eden bile olmadı; çünkü kanıksadık. Siz de muhtemelen sonuna dek okumayacaksınız ama yazmamı zorunlu kılan yeni bir gelişme oldu.
14 Ağustos'ta Savunma Bakanı Israel Katz, Batı Şeria'da sivil kolluk yetkisinin ordudan polise devri için orduya iki hafta süre verdi. Gerekçe sözde teknikti: Ordu terörle uğraşsın, sivil işlere polis baksın. 17 Ağustos'ta Ben-Gvir bu gerekçenin ardındaki esas amacı açık etti ve kararı "egemenliğe giden anlamlı bir adım" diye kutladı.
Temmuz 2025'te Knesset, Batı Şeria'yı "İsrail toprağının ayrılmaz parçası" ilan etmişti. Şubat 2026'da güvenlik kabinesi arazi edinimini Smotrich'in idaresine bağladı; C Bölgesi'nde 1967'den beri ilk kez tapu kaydı başlatıldı: Dört yılda 244 milyon şekel, beş yılda bölgenin yüzde 15'i. Şimdi de kolluğa iktidar devri. Hiçbirinde ilhak kelimesi geçmiyor ama hepsi birlikte ilhaka işaret ediyor.
Adalet Divanı'nın 19 Temmuz 2024 tarihli görüşü İsrail'in kendi hukukunu bölgeye teşmilini meşrulaştırılamaz buldu, yerleşimci şiddetini önlemekteki başarısızlığını sistematik gördü, uygulamalarını ırk ayrımını yasaklayan CERD 3. maddesinin ihlali saydı. Fakat tepki eşiği "resmi ilhak ilanı"na ayarlı olduğu için, ilan edilmeyen ilhak o eşiği hiç aşmıyor.
Yanlış anlaşılmasın; ilhak "apartheid"i sona erdirmiyor, tamamlıyor. Güney Afrika'daki ırkçıların Bantustan mantığı da buydu; toprak dâhil edilir ama üzerindeki nüfus edilmez. Katz kararı aynı toprakta İsrailliye polisi, Filistinliye orduyu bırakıyor. Yani ikiliği kaldırmıyor, kurumsallaştırıyor.
Yani devlet, şiddet tekelini önce aşağıya, inkâr edilebilir bir sivil failliğe devrediyor; iş bitince yukarıya, hukuki yetkiye topluyor. Patrick Wolfe'un tarifiyle yerleşimci sömürgeciliği bir olay değil, bir yapıdır; yerliyi emek olarak değil, silinecek fazlalık olarak görür. Kırk yedi köyün tümüyle boşalması ise bunun sadece istatistiğidir.
Biz uyuyaduralım, kimse ilhakı ilan etmeyecek; ilan edilen ilhak müzakere edilebilir, edilmeyen ise yalnızca yaşanır.
Suyu ve elektriği kestiler. İçeride iki aileden 15 kişi vardı; ikisi 7 yaşın altında. Ne polis ne asker, kimse engel olmadı. İki evin sakinlerini çıkarıp üçüncüsüne doldurdular, sonra bölgeyi kapalı askeri bölge ilan ettiler. Böylece kuşatma kalkmadı, hukukileşti: Gıda taşıyan aktivistleri artık işgalciler değil, bizzat işgal askerleri durduruyordu.
Bu elbette münferit de değil. Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi'nin (OCHA) 31 Temmuz raporu yılbaşından bu yana 1380'i aşkın yerleşimci saldırısını kayda geçirmiş. 250'den fazla köy,günde 6.6 olay, 900 yaralı...
Tüm bunlar olurken neredeyse söz eden bile olmadı; çünkü kanıksadık. Siz de muhtemelen sonuna dek okumayacaksınız ama yazmamı zorunlu kılan yeni bir gelişme oldu.
14 Ağustos'ta Savunma Bakanı Israel Katz, Batı Şeria'da sivil kolluk yetkisinin ordudan polise devri için orduya iki hafta süre verdi. Gerekçe sözde teknikti: Ordu terörle uğraşsın, sivil işlere polis baksın. 17 Ağustos'ta Ben-Gvir bu gerekçenin ardındaki esas amacı açık etti ve kararı "egemenliğe giden anlamlı bir adım" diye kutladı.
Temmuz 2025'te Knesset, Batı Şeria'yı "İsrail toprağının ayrılmaz parçası" ilan etmişti. Şubat 2026'da güvenlik kabinesi arazi edinimini Smotrich'in idaresine bağladı; C Bölgesi'nde 1967'den beri ilk kez tapu kaydı başlatıldı: Dört yılda 244 milyon şekel, beş yılda bölgenin yüzde 15'i. Şimdi de kolluğa iktidar devri. Hiçbirinde ilhak kelimesi geçmiyor ama hepsi birlikte ilhaka işaret ediyor.
Adalet Divanı'nın 19 Temmuz 2024 tarihli görüşü İsrail'in kendi hukukunu bölgeye teşmilini meşrulaştırılamaz buldu, yerleşimci şiddetini önlemekteki başarısızlığını sistematik gördü, uygulamalarını ırk ayrımını yasaklayan CERD 3. maddesinin ihlali saydı. Fakat tepki eşiği "resmi ilhak ilanı"na ayarlı olduğu için, ilan edilmeyen ilhak o eşiği hiç aşmıyor.
Yanlış anlaşılmasın; ilhak "apartheid"i sona erdirmiyor, tamamlıyor. Güney Afrika'daki ırkçıların Bantustan mantığı da buydu; toprak dâhil edilir ama üzerindeki nüfus edilmez. Katz kararı aynı toprakta İsrailliye polisi, Filistinliye orduyu bırakıyor. Yani ikiliği kaldırmıyor, kurumsallaştırıyor.
Yani devlet, şiddet tekelini önce aşağıya, inkâr edilebilir bir sivil failliğe devrediyor; iş bitince yukarıya, hukuki yetkiye topluyor. Patrick Wolfe'un tarifiyle yerleşimci sömürgeciliği bir olay değil, bir yapıdır; yerliyi emek olarak değil, silinecek fazlalık olarak görür. Kırk yedi köyün tümüyle boşalması ise bunun sadece istatistiğidir.
Biz uyuyaduralım, kimse ilhakı ilan etmeyecek; ilan edilen ilhak müzakere edilebilir, edilmeyen ise yalnızca yaşanır.