Hilâl Kaplan
Hilâl Kaplan

‘Patili annesi’

Dünya dillerinin hemen hepsinde "anne" kelimesinin fonetik olarak birbirine benzer; sanki insanlığın ortak bir fıtrat dilinden süzülüp gelmiş gibi olduğu dikkatinizi çekmiştir belki. Anneliğin kutsallığı, gerçekten insan olanı birleştiren yegâne kavramlardan olsa gerek.
Doğumdan ölüme "anne", aramız iyi veya kötü olsun, anımız az veya çok olsun, iz bırakan ve benliğimize mıh gibi çakılan o mefhumdur. Bu makamın gerçek ağırlığı, hayatın en çıplak anında, yani ölüm döşeğinde de bir kez daha karşımıza çıkar.
Bakım evi çalışanları ve hekimler arasında yapılan araştırmalar, kişilerin son nefeslerinde en çok söyledikleri son sözcüğün "anne" olduğunu ortaya çıkarmıştır. Yani ilk kelimemiz olan "anne", genellikle son kelimemiz de olur. Bedenin ruhu terk etmeye hazırlandığı, zihnin tüm dünyevi kavramlardan arındığı o son anlarda, insanların en çok "Anne!" diye sayıklaması tesadüf olabilir mi?..
Ancak son yıllarda Türkiye'de popülerleşen "patili anne" gibi kavramlar, bu kadim kelimenin içini boşaltıp boşaltmadığımız sorusunu akıllara getiriyor. Elbette bu yaklaşım, yabancı medya araçlarınca da pompalanan, kadınımızı annelikten soğutma çabalarının da bir parçasıdır. Bu çabaya katkı sunanlar, beka sorunumuz olan nüfus artış hızımızın azalmasında vebal sahibidirler.
Bir canlıya şefkat göstermek, bir köpeğin veya kedinin bakımını üstlenmek takdire şayan bir vicdani eylemdir. Lakin bu sahiplik ilişkisini, insanlık tarihindeki en kutsal ve ağır yük olan "annelik" ile eşitlemek, hem biyolojik gerçekliğe hem de o makamın manevi azametine karşı büyük haksızlıktır.
Annelik, Kuran-ı Kerim'in ifadesiyle "zahmet üstüne zahmetle" (vehnen alâ vehin) taşınan bir yük, bedeli ödenemez bir fedakârlıktır. Lokman Suresi'nden İsra Suresi'ne kadar her ayet, bu makamı Allah'a itaatten hemen sonra anar. Peygamber Efendimiz'in (SAV) o meşhur üç kez tekrarlanan "annen, sonra baban" vurgusu, bu hakkın başka hiçbir sevgiyle kıyaslanamayacak bir önceliği olduğunu hatırlatır.
Annelik sadece bir canlıyı sevmek değil; kendi canından bir can inşa etmek ve hatta ömründen feragat etmektir. "Öf" bile demenin yasaklandığı o derin saygı alanı, sadece biyolojik bir bağın değil, o muazzam emekle örülmüş vicdani yükün sonucudur. Başka sevgi bağlarına benzemez.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı / haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın
A Haber
Mobil uygulamalarımızı indirin