Küresel sistem uzun süredir bir yanılsama üzerine inşa edilmişti. Borçla çevrilen büyüme, merkez bankalarının sınırsız likidite üretme kabiliyeti ve finansal araçlarla ötelenen krizler, reel ekonomiden kopuk bir düzen yarattı. Ancak bu "finansal illüzyon" dönemi artık kapanıyor.
Bugün yaşadığımız şey, para politikalarının değil; toprağın altındakikaynakların, denizlerinaltındaki enerjinin ve bu kaynaklarıtaşıyan ticaret yollarının belirleyici olduğu yeni bir güç mücadelesidir.
Cumhurbaşkanı Recep TayyipErdoğan bu kırılmayı açık ve netbiçimde şöyle tarif etmişti:
"Küresel ekonomi, değerli metaller üzerinden yürüyeceği ve çok can yakacağı anlaşılan yeni bir muharebenin hızla içine sürükleniyor. Enerji kaynaklarını elde etme uğruna, ticaret yollarını elde etme uğruna yeni bir paylaşım rekabetinin, hem de çok agresif bir şekilde yaşanacağı görülüyor. Batı dünyası yıllardır başka ülkeleri tehdit ve tedip etmek için kullandığı tüm argümanlarını tek tek kaybediyor. Masada olmayanın menüye konulduğu acımasız bir bölüşüm kavgasının tam ortasındayız."
Bu tespit, görebilen için retorik bir uyarı değil; bilakis sahadakigelişmelerle bire bir örtüşenstratejik bir okumadır. Batı merkezli düzen, yıllarca yaptırım,kredi, finansal derecelendirmeve "kurallara dayalı sistem" söylemiyle üstünlük kurabildi. Bugün bu araçların etkisi hızla azalıyor. Yaptırımlar deliniyor, dolarizasyon sorgulanıyor, alternatif ödeme ve ticaret ağları büyüyor. Finansal baskının yetmediği noktada ise sert güç, yani askeri ve jeopolitikhamleler devreye giriyor.
Venezuela üzerindeki baskılardan Tayvan çevresinde tırmandırılan gerilime kadar pek çok dosya bu çerçevede okunmalı. Mesele yalnızca rejimler ya da ideolojiler değil; petrol, doğalgaz, nadirtoprak elementleri, yarı iletkenüretimi ve küresel tedarik zincirlerininkontrolü. Finansal enstrümanlarla yönetilemeyen krizler, artık doğrudan coğrafya üzerinden yönetilmeye çalışılıyor. "Masadaolmayanın menüye konulması" tam olarak bu anlama geliyor: Gücü olmayanın iradesi de hesaba katılmıyor.
Bu tabloda asıl kritik soru şudur: Türkiye bu yeni muharebe alanında nerede duracak? Türkiye'nin stratejisi, edilgen bir denge arayışından ibaret kalabilir mi? Dünya sahnesindeki yerimizi hâlâ İnönü döneminde sananlar için belki...
Enerji ve madenlerde yerli kapasiteyi artırmanın, ticaret yollarında merkez ülke konumunu güçlendirmenin, savunma sanayii ve askeri caydırıcılığı tahkim etmenin artık tercih değil zorunluluk olduğu kanaatindeyim. Aynı zamanda çok yönlüdiplomasiyle hiçbir bloğa angajeolmadan, herkesle konuşabilenama kendi çıkarlarınısahada da koruyabilen bir hat izlenmelidir ki mevcut durumda izlenen politika da budur.
Finansal illüzyonun dağıldığı bu dönemde ayakta kalanlar, kâğıt varlıkları en iyi yönetenler değil; reel gücü, coğrafyayı ve stratejik aklı birleştirebilenler olacak. Erdoğan'ın işaret ettiği gerçek tam da budur.
Dünya daha sert, daha çıplak ve daha acımasız bir evreye girerken, Türkiye'nin bu yeni düzende yalnızca hayatta kalması değil, ağırlıkkoyması gerekecek.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.