Konuşacak ne çok şey var
Giriş Tarihi: Son Güncelleme:
Dünya deyip duruyorum ya yazılarımda...
Sadece global sistemden veya devletler düzeninden söz etmiyorum...
Biliyorum, bazılarınız dünya meseleleri ile İNSAN konusu arasında epeyce bir mesafe var sanıyor...
Oysa çoğu zaman teslim olmuş bir kalabalık içinde...
Sistemin yeniden üretilmesine şaşkın bir saflıkla ya da gönülden destek vererek...
Hep orada insan...
Lakin nasıl?
Instagram ve YouTube gevezeliklerimiz ortada işte!
Ben, ben, ben...
Ben böyle mutlu oluyorum, ben çok fena depresifim...
Alışveriş yaptım, şehir değiştirdim...
Sanki...
Tek işsiz kalan benmişim gibi...
Tek ve en çok mutlu olan benmişim gibi...
Tek hacca giden, tek inanan, tek bunalan benmişim gibi...
Ya başkaları?
Ya dünya?
Kriz burada patlayıncaya, bombalar yaşadığımız şehre düşünceye kadar dünya hepimizden çok uzakmış gibi yaşıyoruz.
Küresel egemenler hâlimize bakıp el şaklatıyorlardır tabii, o ayrı! Bunu global sağlık endüstrisi üzerine yazılarıma verilen tepkilerden daha iyi anlıyorum...
Bazıları var; okudukları anda konuya duyarsızlaşıyorlar...
Çünkü kafalarında "benim hastalığım, benim sağlığım, benim doktorum, benim ilacım, benim beslenmem" bakışı öyle yerleşmiş ki, ötesine pek yer kalmamış...
Küresel boyutta 11 trilyon dolarlık bir pazarın sözü bile edilmeyecek minicik bir parçası olduklarını gel de anlat bu tayfaya!
Takviyeler falan...
"Kahvaltıda şunu, öğlen yemeğinde bunu yemem lazım, çinko ve demir almam lazım, aman protein yetersiz beslenmeyelim, akşam yemeğini erkene çekelim" meseleleri...
Bizim market rafları bile proteinli yoğurt, protein katkılı gofret, proteinli ekmek dolu...
Bir tür "manyaklık" bu...
Oysa kitleler kırmızı eti unutmak üzereler, çocuklar tavuktan başka et tanımıyor...
Milyonlar mecburen protein yetersiz besleniyor...
Farkında mıyız bunların? Umarım...
Sadece global sistemden veya devletler düzeninden söz etmiyorum...
Biliyorum, bazılarınız dünya meseleleri ile İNSAN konusu arasında epeyce bir mesafe var sanıyor...
Oysa çoğu zaman teslim olmuş bir kalabalık içinde...
Sistemin yeniden üretilmesine şaşkın bir saflıkla ya da gönülden destek vererek...
Hep orada insan...
***
Peki insandan konuşuyor muyuz? Evet!Lakin nasıl?
Instagram ve YouTube gevezeliklerimiz ortada işte!
Ben, ben, ben...
Ben böyle mutlu oluyorum, ben çok fena depresifim...
Alışveriş yaptım, şehir değiştirdim...
Sanki...
Tek işsiz kalan benmişim gibi...
Tek ve en çok mutlu olan benmişim gibi...
Tek hacca giden, tek inanan, tek bunalan benmişim gibi...
Ya başkaları?
Ya dünya?
Kriz burada patlayıncaya, bombalar yaşadığımız şehre düşünceye kadar dünya hepimizden çok uzakmış gibi yaşıyoruz.
Küresel egemenler hâlimize bakıp el şaklatıyorlardır tabii, o ayrı!
***
Bazıları var; okudukları anda konuya duyarsızlaşıyorlar...
Çünkü kafalarında "benim hastalığım, benim sağlığım, benim doktorum, benim ilacım, benim beslenmem" bakışı öyle yerleşmiş ki, ötesine pek yer kalmamış...
Küresel boyutta 11 trilyon dolarlık bir pazarın sözü bile edilmeyecek minicik bir parçası olduklarını gel de anlat bu tayfaya!
***
Hele şu beslenme konusu...Takviyeler falan...
"Kahvaltıda şunu, öğlen yemeğinde bunu yemem lazım, çinko ve demir almam lazım, aman protein yetersiz beslenmeyelim, akşam yemeğini erkene çekelim" meseleleri...
Bizim market rafları bile proteinli yoğurt, protein katkılı gofret, proteinli ekmek dolu...
Bir tür "manyaklık" bu...
Oysa kitleler kırmızı eti unutmak üzereler, çocuklar tavuktan başka et tanımıyor...
Milyonlar mecburen protein yetersiz besleniyor...
Farkında mıyız bunların? Umarım...
***
Biz kendimizle meşgulken işimizi bitiriverecekler bu gidişle...
Sonuç?
Hiç özne olamadan köle oluveren "medeni" insan!
***
ALTYAZI
Mark: Sence neyle karşı karşıyayız?
Dayle: İki adamla... Biri baskın, diğeri itaatkâr.
Mark: Emin misin?
Dayle: Evet. Bu dinamik ancak yakın ilişkilerde işler, sürekli pekiştirilmeye ihtiyacı vardır. Biri zarar verir, diğeri de sürekli kendisine değer verildiğini işitmek ister.
(ANIMALS, 2026 yapımı Ben Affleck filmi)