Haftanın notları: Hasta olan biz değiliz!
Giriş Tarihi:
Bir hekim TV'de anlatıyor:
"Hastamız bize geldiğinde yanaklarında sarkma, göz altlarında torbalanma ve kırışıklar, dudak kenarlarında çöküntüler vardı. Hastamızı analize soktuk, yapacağımız müdahaleleri anlattık..."
Hasta dediği kişiye bakıyoruz ve biliyoruz ki...
Dünyanın bütün coğrafyalarında yaşı elliyi geçen kimselerin yüzünde bu değişimler olur...
Tamam hangi estetik müdahaleyi yapacaksanız yapın.
Fakat "yaş almak" ne zaman hastalık sayılır oldu?
Hasta olan biz değiliz.
Sağlık endüstrisi hasta... Şimdi "sağlıklı yaşam" uzmanlarını sinir eden hekimler de sosyal medyada ilgi toplamaya başladılar ya...
Mesela "Şeker en tehlikeli şey" veya "Şeker kötü yaşlanmanın bir numaralı sebebi" gibi laflara alışmıştık...
Oyunbozanlar ise "Yok efendim öyle şey, özel bir sorununuz yoksa şekerden kaçınmanız anlamsız, palavra bu iddialar" deyip duruyorlar.
Ama sağlık endüstrisi ve "uzun yaşam" (longevity) tayfası buna da çare buldu...
Artık şöyle diyorlar: "Aynı gıdalar farklı bünyelerde farklı tepkiler veriyor. Şeker bana bir şey yapmıyor, demek doğru değil.
Vücudun karbonhidrat kullanımı mutlaka akıllı analiz cihazlarıyla ölçülmeli..."
Yani onlara göre mutlaka kliniğeuğramalı, sağlık endüstrisinineline düşmelisiniz.
Kaçışınız yok!
"Geçmiş zamanlardaki gibi" diyorlar...
Tam değil belki ama haklılar...
Bazıları gerçekten bu işi biliyor ve haber kaynakları güçlü...
Yorumları da ilgiye değer oluyor.
Bu işi onlara bırakmak gerek artık.
Düşündüm ve "Artık kendi alanına dön Haşmet" dedim...
Üstelik eskisi gibi de değil; bir baktım, ana akım medyada "insan"a bakan kimse kalmamış..
Oysa basit bir tatil ortamında veya bir işyeri öğle yemeğinde bile bir türlüdikiş tutmayan söküklerimiz ortaya dökülüveriyor.
Anlayacağınız bu çerçevede devam edeceğim...
Ondan ara ara bahsetmeyi sürdüreceğim...
Geçenlerde yazdım ya...
Çarpıcı bir sonbahar bekliyor bizi!
Umut özü itibarıyla seküler bir his değildir, olamaz.
Modern dünyada umudun gitgide koflaşıp umutsuzluğun kol gezmeye başlaması boşuna mı sanıyorsunuz!
"Hastamız bize geldiğinde yanaklarında sarkma, göz altlarında torbalanma ve kırışıklar, dudak kenarlarında çöküntüler vardı. Hastamızı analize soktuk, yapacağımız müdahaleleri anlattık..."
Hasta dediği kişiye bakıyoruz ve biliyoruz ki...
Dünyanın bütün coğrafyalarında yaşı elliyi geçen kimselerin yüzünde bu değişimler olur...
Tamam hangi estetik müdahaleyi yapacaksanız yapın.
Fakat "yaş almak" ne zaman hastalık sayılır oldu?
***
Sağlık endüstrisi zihinlerimizle oynuyor, farkındasınız değil mi?Hasta olan biz değiliz.
Sağlık endüstrisi hasta...
***
Mesela "Şeker en tehlikeli şey" veya "Şeker kötü yaşlanmanın bir numaralı sebebi" gibi laflara alışmıştık...
Oyunbozanlar ise "Yok efendim öyle şey, özel bir sorununuz yoksa şekerden kaçınmanız anlamsız, palavra bu iddialar" deyip duruyorlar.
Ama sağlık endüstrisi ve "uzun yaşam" (longevity) tayfası buna da çare buldu...
Artık şöyle diyorlar: "Aynı gıdalar farklı bünyelerde farklı tepkiler veriyor. Şeker bana bir şey yapmıyor, demek doğru değil.
Vücudun karbonhidrat kullanımı mutlaka akıllı analiz cihazlarıyla ölçülmeli..."
Yani onlara göre mutlaka kliniğeuğramalı, sağlık endüstrisinineline düşmelisiniz.
Kaçışınız yok!
***
Eski okurlarım son zamanlarda gündelik hayat konularına geri dönüşüme sevindiler..."Geçmiş zamanlardaki gibi" diyorlar...
Tam değil belki ama haklılar...
***
Ortalık politika yazarlarıyla dolu...Bazıları gerçekten bu işi biliyor ve haber kaynakları güçlü...
Yorumları da ilgiye değer oluyor.
Bu işi onlara bırakmak gerek artık.
Düşündüm ve "Artık kendi alanına dön Haşmet" dedim...
Üstelik eskisi gibi de değil; bir baktım, ana akım medyada "insan"a bakan kimse kalmamış..
Oysa basit bir tatil ortamında veya bir işyeri öğle yemeğinde bile bir türlüdikiş tutmayan söküklerimiz ortaya dökülüveriyor.
Anlayacağınız bu çerçevede devam edeceğim...
***
Global politika mı?Ondan ara ara bahsetmeyi sürdüreceğim...
Geçenlerde yazdım ya...
Çarpıcı bir sonbahar bekliyor bizi!
***
Bir daha tekrarlayayım...Umut özü itibarıyla seküler bir his değildir, olamaz.
Modern dünyada umudun gitgide koflaşıp umutsuzluğun kol gezmeye başlaması boşuna mı sanıyorsunuz!