Yemeğini seç, gelmesin!
Giriş Tarihi:
Bir kitap tavsiye ettim, aslında mesleği gereği mutlaka okuması lazım...
Gözlerini kaçırıp sustu...
Sonra laf döndü dolaştı, filmlere, dizilere geldi...
Bu sefer o bana bir diziyi mutlaka izlemem gerektiğini söyledi...
Zorlanarak da olsa itiraf ettim...
Artık dizilere, filmlere odaklanmakta zorlanıyorum dedim, bu yaşımda başıma gelene bak!
"Ben de öyleyim" dedi sinirli biçimde; "sözünü ettiğin kitabı alırım ama ona bakmak yerine telefonumdaki alışveriş uygulamalarına, sosyal medyaya falan bakacağımdan eminim." Bunu yazmaya neden karar verdim?
Çünkü dün gece saat 02.00 sularında bir alışveriş uygulamasından asla çıkamadım...
Almayacağım şeylere bakmanın almış kadar zevk verdiğini fark ettim...
Yatağımın başucunda içinde yüzlerce pdf dosyası bulunan tabletim beni bekliyordu; yanı başında da enfes kitaplar...
İlk kez dönüp onlara bakmadım...
Son yıllarda hayatımı, tüketimimi, kılığımı kıyafetimi ihtiyaç seviyesine çeken, sadece sofistike hazlara aralık kapı bırakan ve biraz da kırtasiye, resim malzemesi görünce kendini kaybeden ben değil miydim?
Peki, nasıl oluyor da bir alışveriş sitesi beni bu kadar çok büyülüyordu?
Dijital hazların esiri olup çıktık.
Sonuç?
Serseme çevrilmiş bir kalabalık...
Ama sorarsan...
Özgürlük, bağımsız kişilik, bireysel seçicilik gibi parlak terimler üzerine atıp tutuyoruz.
En sonunda Park Seo-Hyun diye biri elini cebine atmadan online yemek alışverişi heyecanı yaşatan bir uygulama üretmiş.
Çok tutuluyormuş...
Uygulamanın adı da gayet açık: FoodNeverComes.
Menüleri inceliyorsun, sepetin doluyor; adresini girip siparişini veriyorsun...
Yemekler gelmiyor ama tatmin oluyorsun.
Site de sana ödül olarak kaç kalori tasarruf ettiğini söylüyor.
Bizim hâlimiz pek farklı değil doğrusu...
Ama biz gerçek yemek getirme sepetini doldurup sonra da boşalttığımızda eski bahanelerle idare ediyoruz şimdilik: "Yuh Ayvalık tostuna 475 lira da verilmez ya!"
Gözlerini kaçırıp sustu...
Sonra laf döndü dolaştı, filmlere, dizilere geldi...
Bu sefer o bana bir diziyi mutlaka izlemem gerektiğini söyledi...
Zorlanarak da olsa itiraf ettim...
Artık dizilere, filmlere odaklanmakta zorlanıyorum dedim, bu yaşımda başıma gelene bak!
"Ben de öyleyim" dedi sinirli biçimde; "sözünü ettiğin kitabı alırım ama ona bakmak yerine telefonumdaki alışveriş uygulamalarına, sosyal medyaya falan bakacağımdan eminim."
***
Çünkü dün gece saat 02.00 sularında bir alışveriş uygulamasından asla çıkamadım...
Almayacağım şeylere bakmanın almış kadar zevk verdiğini fark ettim...
Yatağımın başucunda içinde yüzlerce pdf dosyası bulunan tabletim beni bekliyordu; yanı başında da enfes kitaplar...
İlk kez dönüp onlara bakmadım...
Son yıllarda hayatımı, tüketimimi, kılığımı kıyafetimi ihtiyaç seviyesine çeken, sadece sofistike hazlara aralık kapı bırakan ve biraz da kırtasiye, resim malzemesi görünce kendini kaybeden ben değil miydim?
Peki, nasıl oluyor da bir alışveriş sitesi beni bu kadar çok büyülüyordu?
***
Feci hâldeyiz.Dijital hazların esiri olup çıktık.
Sonuç?
Serseme çevrilmiş bir kalabalık...
Ama sorarsan...
Özgürlük, bağımsız kişilik, bireysel seçicilik gibi parlak terimler üzerine atıp tutuyoruz.
***
Güney Korelilere gülüp dalga geçmek kolay tabii!En sonunda Park Seo-Hyun diye biri elini cebine atmadan online yemek alışverişi heyecanı yaşatan bir uygulama üretmiş.
Çok tutuluyormuş...
Uygulamanın adı da gayet açık: FoodNeverComes.
Menüleri inceliyorsun, sepetin doluyor; adresini girip siparişini veriyorsun...
Yemekler gelmiyor ama tatmin oluyorsun.
Site de sana ödül olarak kaç kalori tasarruf ettiğini söylüyor.
Bizim hâlimiz pek farklı değil doğrusu...
Ama biz gerçek yemek getirme sepetini doldurup sonra da boşalttığımızda eski bahanelerle idare ediyoruz şimdilik: "Yuh Ayvalık tostuna 475 lira da verilmez ya!"
***
"Dopamin bağımlılığı" gibi şık laflar beni ilgilendirmiyor.
Dopaminimiz hep vardı.
Yeni olan şey ortada...
Dijital hayat...
Ve köleliğimiz...
Bitirdiler bizi ama çaktırmıyoruz.
***
NOT DEFTERİ
İnsan türünün maruz kaldığı tehlikeler, eksiklikten kaynaklanan tehlikeler olmaktan çok, aşırılıktan kaynaklanırlar. (J. BAUDRILLARD / Kötülüğün Şeffaflığı)