O çocuklar niye orada?
Beyrut...
Kaldırımlara kurulmuş derme çatma çadırların arasında boyundan büyük oyuncak ayısınasarılıp uyuya kalmış kız çocuğu...
Ters çevrilmiş park bankını mutfak tezgahı yapmış gaz ocağındamama pişiren anneler...
Kordon boyundaki yüksek apartmandan çıkan bir adam kendisine tutulan mikrofona "her gün bu manzaranın içinde olan biri olarak evimde rahatça uyumam mümkün mü, evde pişirdiğimiz yemekleri parklarda kalan ailelere dağıtıyoruz ama bu nezamana kadar sürebilir?" diyor...
***
Onların bütün derdi "şimdi ne olacak, bundan sonrası nasıl gelecek?" sorusudur...
Gününü kurtarmaya çalışan ve geleceği endişe duygusuna hapsolan "sade insan"a ne olduğu stüdyonundışında bırakılır...
Tartışmacıların kimisi "hiçbir işeyaramadığı artık net biçimdeanlaşılan" Uluslararası İlişkiler uzmanıdır, kimisi emekli askerdir, kimisi tarihçidir, kimisi gazetecidir...
Konuşur dururlar...
Gelecek zaman kipi bütün konuşmalara hakimdir; tahminler, varsayımlar havada uçuşur.
Herkes en ince detaylarınakadar füze ve drone uzmanıolup çıkmıştır.
Oyuncak ayısına sarılı kaldırımda uyuyan çocuk unutulur...
O çocuklar niye orada yahu?
Niye?..
***
Bugün giriş yaptığımız haftanın gündemi az çok belirlendi, biliyorsunuz...Siyonist saldırganlık ve kibir şimdi bütün işi "mağduriyet" propagandasına çevirmeyeçalışacak.
Dün İsrail Dışişleri BakanıGideon Saar arkasınaArad'daki İran füzesiyle yıkılmışevleri almış tv'lere konuşurkenkıkırdıyordu...
Açık açık sırıtarak şunu iddia etti: "Bu yıkımın askeri hedeflerle ilgisi yok, füze tamamen sivilleri vurdu."
Aklından "global medyadaki gücümüz iki gün içinde buradan büyük bir savaş suçu çıkartır ve İran'a karşı ittifakı güçlendiririz" diye geçirdiği belliydi...
İran'ın mağduriyeti mi?
Global medyada böyle bir "gündem" hiç oluşmadı ki!
***
Olup bitenleri dikkatle izleyin...
Siyonist saldırganlığı ve bütün silahların önce "sade insanı" vurduğunu da asla unutmayın!
***
NOT DEFTERİ
'Bizi anlasınlar!' diye bakıyoruz gözlerine... 'Anlarlarsa, üstümüzden atarız bu yorgunluğu, güven gelir içimize belki...' diyoruz. (KEMAL TAHİR / Yorgun Savaşçı)


