Mohaç Seferi’nde Kanuni’ye gönderilen aşk mektupları
Kanunî'nin büyük aşkı Hürrem Sultan, padişah sefere gittiğinde de devamlı yazdığı mektuplarla kendisini unutturmamıştı. Kanunî, Mohaç Seferi'ndeyken sultana mektuplar gönderen Hürrem Sultan 'İlahî, "bizi ayrılıktan kurtar". Eğer denizler mürekkep, şu ağaçlar kalem olsaydı, bu ayrılığın açıklamasını nasıl yazarlardı... Yüce Allah gözümün yaşına, kederli gönlüme, ah ü zarıma ve yanışıma lütfundan merhamet kılıp, yine o parlak güneşten daha aydınlık güzelliğinizi ben dertlinize bir şekilde kısmet ede ki, artık bir daha ayrılığa yol olmasa diyordu.
Kanunî'nin büyük aşkı Hürrem Sultan, Harem'e alındığı zaman yaşı 14-17 arasındaydı. Harem'de öne çıkmayı ve Kanunî'nin gönlünü kazanmayı başardı. Kanunî'nin gözü artık Hürrem Sultan'dan başkasını görmüyordu. Hürrem Sultan bundan sonra Kanunî'nin yanına başka bir kadın yaklaştırmadı. Hürrem Sultan, Kanunî sefere gittiğinde de yazdığı devamlı mektuplarla padişaha kendisini unutturmamıştı. Çağatay Uluçay Hürrem Sultan'ın mektuplarını yayınlamıştır.

Mohaç Seferi
'BENİM YÜZÜ YUSUF'UM'
Hürrem Sultan, Kanunî'ye yazdığı mektuplarda "Saadetim yıldızı sultanım, benim sultanım, benim padişahım, şahım sultanım, iki gözümün nuru sermayesi, benim yüzü Yusuf'um" gibi ifadeler kullanıyordu. Hürrem Sultan, Kanunî'den mektup alınca sevincini yazdığı mektuplarda mısralara döküyordu. 1526 Mohaç seferi sırasında şu mektubu göndermişti:

Hürrem Sultan'ın mektubu
"Canımın Parçası Sultanım,
Latif sabah rüzgârı gibi merhamet artırdığı için namlı; Gönül alıcı şeker dudakları kavuşturduğu için selâm; Dualar ki, âşıkların sesi gibi yangı dolu; Övgüler ki, arzu ve şevk kelimeleri gibi ateş tutuşturucu; Arzular ki, melek görünüşlülerin omuzlarından aşağı dökülen saçlar gibi uçsuz; Riyasız sevgiler ki, selvi boyluların yanakları gibi temiz nurla nurlanmış; Hislenmeler ki, lâle yanaklıların sünbülü gibi vefa kokuları ile kokulanmış; Yakarışlar ki, sancağın ucundaki alem gibi başı gökyüzüne yönelmiş; Övmeler ki, Yardım edici hazreti Allah'ın makbul tuttuğu mücahidlerin "Allah Allah" tekbirleri gibi; Işıltılı tesbih edici parlak yıldız kafileleri ve parıltılı "âh" topluluğuyla en yüce Melik'e hediye ve sonsuzluğa mensup olan mahfile armağan kılındıktan sonra, âlemi süsleyen parlak kalpliye ki, yüce zatları ateşli gözlerimin mutluluk nurunun sermayesi ve gizli sırlarımı bilendir. Gamlı gönlümün rahatı, yaralı kalbimin merhemi, o ki, aşkı gönlümün tahtına sultandır. Madem ki, dünya mutluluğunu verdi, ben onun kölesiyim. Yüzbin yürek yangısıyla birlikte arz olunur ki; Benim yüksek cennet bostanının fidanı sultanım. Bu çaresiz tarafından zerre kadar hal soracak olursanız, İlahî yâ Yardım edici Allah! yardım senin dergahındandır. Bugün zalim ve uygunsuz felek benim gibi dertliye zulüm edip canıma türlü türlü ayrılık hançerleri sapladı. Bu benim miskin gözümün yaşına bakmadığı gibi, kıyamet gününü de aklına getirmeyip, siz yüce sonsuzluk cennetinin çiçeğini benden ayrı düşürdüyse, rahatım zahmete, gençliğim tasaya, diriliğim yok olmaya yüz tuttu. Dünki gün feryat ve figanımın iniltisinden insanlar ve cinler çok yandılar. Muhtemeldir ki, gözyaşıma Allah'ın rıza lütfu yetişip, siz aziz ömrümü yine bana nasip kılar da bu kadar ayrı kalmamdan beni esirger. Yâ Âlemlerin Rabbi! Benim Yusuf yüzlüm, şeker sözlüm, hoş edalı sultanım. Allah'ın dergâhına yüzümü süpürge edip, öyle yalvarırım ki, sizi benden ömren ayırmak sözü yok olmakla kalmasın, mübarek endamını yine tez zamanda bana göstersin. İlahî, "bizi ayrılıktan kurtar". Eğer denizler mürekkep, şu ağaçlar kalem olsaydı, bu ayrılığın açıklamasını nasıl yazarlardı. Her kim ayrılığa düşenin hâlini bilmeyi dilerse, Yusuf Sûresi'ni okusun. O sûre onu tam yorumlar. Benim sultanım, canım, melek yüzlü nurum. Şu anda, sihir eserleri gösteren sevgilinin kalem damlalarının tuhaflıkları ve mucize gösteren yontulmuş kalem nağmelerinin rağbet edilen hediyesi, yani benzersiz yazı ve üstün sözlü, cana rahatlık veren, su gibi akıcı, tatlı sözlü yüce hitabınız, Allah'ın beratı ve gökyüzüne ait gelen tuğra gibi, mutluluk tacı gibi, ikbal ufkundan inerek ikram edildi. Baştan ayağa arzu edilen ibarelerle, o günün parlak sahibi yüce zatın selamet haberlerini işitince, o zamanın bana nasıl göründüğünü Allah bilir. Sanki mübarek ağzınızdan söz işittim. O sözlerden gözümün pınarı, yüreğimin derdine saz ve kanun olup yüzümün üzerine aktı. Allah'a türlü türlü şükürler edilip fazlaca sevinç ağlamaları oldu ki, kıyamete dek bunun şükrüyle meşgul olunsa, hakkından gelmek ihtimali yoktur....

Hürrem Sultan
Benim gözümün nuru sultanım. Gece yoktur ki, âhımın ateşinin kıvılcımından âlem tutuşmasın, sabah yoktur ki, gün yüzünüzün şiddetli arzusuyla ağlamamın feryadından gökler yarılmasın....
Benim mutluluğum. Bazen Mecnun'a benzeyen, sihir aynası gibi, nur dolu gönül şenliğinize rağbet ederim. Bazen de, ay ışığı gibi nurlu çehrenizin eğlencesine talip olurum....
Benim sultanım, ayrılık yanmasına sınır yoktur. Şimdi, siz de bu dertliyi bağışlayıp, yüce mektubunuzu bu tarafta çok bekletmeyesiniz. Bari onunla canım rahat bula. Benim sultanım, sormuşsunuz ki, eğer yazımı okumuş olsan, daha fazla hasretler yazardın. Şimdi benim sultanım, bu kadar yeter, canıma tesiri çok oldu. Özellikle yüce mektubunuz okunduğunda, kulunuz Mir Mehmed ve cariyeniz Mihrimah ayrılık gözyaşları dökerler. Onların gözyaşları beni deli etmiştir. Sanki ortada yas vardır. Önce benim sultanım, kulunuz Mir Mehmed ve cariyeniz Mihrimah; Selim Han ve Abdullah, türlü türlü selamlar edip ayağınızın tozuna yüz sürerler. Daha sonra, paşaya küskünlüğüm hakkında sorulmuş. Yüce Allah'ın izniyle kavuşmak nasip olursa, o işitilir. Hâlen biz de paşaya selamlar ederiz, kabul edeler. Baki, iki dünya mutluluğu muhakkak olsun.
Değersiz Cariyeniz Hürrem.."

Kanunî
BU DERDE GÖNÜLLER VE KALPLER TAKATSIZ KALIR
Kanunî, sefer için gittiği yerlerden Hürrem Sultan'a mücevher, kumaş, kürk gibi hediyeler göndererek eşinin gönlünü alıyordu. Hürrem Sultan, Kanunî'den mektup alınca sevincini 1526 Mohaç seferi sırasında yazdığı bir diğer mektubunda şöyle ifade ediyordu:
"Sultanım Padişahım,
Şu dualar ki, onun yeşil bahçeleri, sevenin ve sevilenin yüzü gibi, muhabbet gösteren gönül çekici değeriyle güzel görünüş doludur. Ve şu övgüler ki, onun hüzünlü gözünün beyazı gibi ağzına kadar şevk veren şarap ile doludur. Dertlilerin seher vaktindeki âh kafilesi hasret köşesinde ve ayrılık diyarının kalp sahiplerinin figan topluğu ile birlikte saadetimin yıldızı, sultanımın yüce huzurlarına armağan kılınır. Dert köşesinde şaşkın, hasret zaviyesinde kimsesiz ve dermansız kalan biçare tarafından "Allah mutlaka büyük yaratıcıdır" sözü gereğince lütuf dalgaları ile çalkanmış ve hoşluk grupları yığılmış olup, şaha yakışır sınırsız deniz ve hükümdara yakışır uçsuz deryanıza hatırlatıp bu değersiz dertliyi soracak ve bu kıymetsiz kederliden haber almayı isteyecek olursanız, benim, iki cihan gibi Âlemlerin Yaratıcısı'nın emri ile yaratılanlar içinde isteğim, ömrümün baharı, padişaha ait inci kabı ve gönül okşayıcı, rağbet edilen şanınızdır. Yani saadet rüzgârınızın korumasıyla istendiği üzere kıyas buyurula. Kaldı ki, bu kalpler dünyası Kaydâfe (Büyük İskender döneminde yaşadığına inanılan efsanevi kadın hükümdar) gibi zavallı canını bin dertle birlikte batırmayı kastetmiştir ki, açıklamasında diller şaşkın kalıp, kalemlerin dili mest olur. Bu derde gönüller ve kalpler takatsiz kalır. Ama ol selvi boylunun sohbetleri bu miskin gönüle hatırlattırılıp, gönül tesellisi meydana gelir. Ayrılık içinde kalmış iniltili ömür, biraz ondan hayat eseri bulur. Allah'a türlü şükürler ki, gönlü ayna gibi yaratıp her an ve her dakika yüce hayaliniz, yüce endamınız ve şeker sözlerinizi o ayna içinde bana nasip kılıp biraz can verir....

Hürrem Sultan'ın mektubu
Benim aziz ömrüm, kendiniz gibi, lütuf ve ihsanı herşeyi kapsayan şanı yüce Allah dergâhından sadıkane rica ve uygun beklenti budur ki, bu değersizinin gece gündüz gönül saflığı ile, yüksek gayretle olan niyazıma, hüzünlü iniltime ve gözümün yaşına, kederli gönlüme, ah ü zarıma ve yanışıma lütfundan merhamet kılıp, yine o parlak güneşten daha aydınlık güzelliğinizi ben dertlinize bir şekilde kısmet ede ki, artık bir daha ayrılığa yol olmayıp, gece gündüz o temiz ay ışığı diyarına karşı pervane gibi hayran olup gönül ferahlıkları ola.
Benim sultanım, can u gönülden sevgili şahım. Ruhumun ferahı. Dünyada ve ahiretteki umudum. Ölmez olan hazret-i Allah, şerefli zatınızı bütün elemlerden ve hoş varlığınızı cümle hastalıklardan uzak tutup, kendi sınırsız lütuflarına ve habibinin yüzü suyu hürmetine ve evliyalar büyüklüğüne yaklaştırıp, sizi kötü âdetli, rezil kâfirlerin üzerine uğurlu çehreniz ve yüce bayraklarınızla galip ve muzaffer kılıvere. Âmin. Ya yardım edicilerin hayırlısı!. Benim sultanım, hâlen sevinç veren güzel hitabınız ve misk kokulu şeref saçan manevi kitabınız ile ben cariyenizi topraktan kaldırmayı kast buyurduğunuz yüce saatte ve uğurlu zamanda gelerek mutluluk verdi. Sayfalarının şerefi, yücelikleri temiz olup baş üzerine tac kılıp, mübarek dönüş vaktiniz için kıymetli inciler ve parlak la'ller yerine kanlı gözyaşlarımı saçıp bu kederli gözlerimizi nurla doldurdu ve mahzun gönlümüzü sevinçli kıldı. Benim saadetimin günü, daima gönül okşamalar ve gönül almalardan geri durulmaya. Ve sonra, Mekketu'llah'tan bir aziz kimse gelip: "manevi âlemde peygamberimizi –Allah'ın selamı üzerine olsun- gördüm" dedi. Varlıkların övüncü buyurmuş ki: "Bu isimlerin yazılı olduğu bir gömlek kes de, gaza sırasında ben ona giydireyim". O kişi emre uyup vasiyeti yerine getirdi. Size ulaştırırım. Şehri teftiş etti. En son Emre Koca'ya götürdü. Emre Koca da bize gönderdi. İşte ben de size gönderdim. Yüce Allah aşkına ve Resulu'llah hürmetine onu giymekten geri durmayasınız. Ve sonra Mustafa kulunuz, Mir Mehmed kulunuz, Mihrimah cariyeniz, Selim Han ve Abdullah kullarınız hazretinize senalar edip, mübarek başmağınıza yüz sürerler. Umulur ki, reddolunmaya. Ve sonra Gülfem cariyeniz binlerce niyazla selamlar edip mübarek başmağınıza yüz sürer. Baki, kulların Rabbi iki cihan mutluluğunu muhakkak etsin.
Değersiz cariyeniz Hürrem.