Mehter, psikolojik harp aracıydı
Mehter musikisi orijinal ve milli bir musikidir. Osmanlılar, kendilerinden önceki Türk devletlerinde "nevbethane/ tablhane" denen kurumu mehterhane adıyla devam ettirdiler. Ertuğrul Gazi zamanında dahi küçük bir askeri çalgı takımının varlığından söz edilir. Ancak mehterin bir müzik topluluğu olarak asıl varlığı, Osman Gazi zamanına rastlar.
1288'de Karacahisar'ın fethini haber alan Selçuklu Sultanı, bu müjdeli haberin şerefine, Osman Bey'e donatılmış bir atla birlikte sancak, boru, davul, gümüş kakmalar ve süslü kemer gönderdi. Sancak, boru ve davul, bir hediye olduğu kadar aynı zamanda hükümdarlık alametiydi. Mehter teşkilatının kuruluşu bu olayla ilişkilendirilir. E. A. Bowles, F. Boztaş, M. R. Gazimihal, N. Kalyoncu, S. Mirzayev, E. Rice, L. Wolff, O. Elbaş, N.
Özcan ve M. Türkmen'in mehter konusunda araştırmaları vardır.

Mehter
DÜŞMANA KORKU SALDI
İkinci hükümdar Orhan Bey zamanında mehter, artık savaşlarda da kendisini göstermeye başladı. Mehterhane, I. Murad döneminde iyice oturdu. Teşkilatını tamamlaması ise Fatih Sultan Mehmed döneminde oldu. Fatih, İstanbul'da bir nevbethane de yaptırmıştı. Fethedilen bir kalede, orasının artık bir İslam beldesi olduğunu göstermek için daima "nevbet" çalınırdı.
Mehterhane-i Âmire, sarayın dış hizmetlerini gören Birun teşkilatının bir parçasıydı. En üst amiri, saltanat alemlerinden sorumlu "Emir-i alem"di ve protokolde Yeniçeri Ağası'ndan hemen sonra gelirdi. Mehterhane birbirinden bağımsız iki kısımdan oluşuyordu. Bu kısımlardan ilki olan "Hayme mehterleri", padişah ve devlet erkânının otağlarını, yani çadırlarını kurup bakımını yapan geniş bir gruptu. "Tabl ü alem mehterleri" ise törenlerde ve savaşlarda müzik icra eden, saltanat sancaklarını taşıyan asıl askeri müzik birimiydi.
Başlarındaki "mehterbaşı" musiki faaliyetini yönetir, çoğunlukla zurnazenler arasından seçilirdi. Takım çalgılara göre bölüklere ayrılmıştı: Zurnazenler, tablzenler (davulcular), nakkarezenler, nefirzenler, zilzenler ve sancak taşıyan alemdarlar. Takımın büyüklüğü "kat" hesabıyla belirlenirdi. Padişahın mehteri on iki kattı, yani her çalgıdan on iki adet bulunurdu. Veziriazamın mehteri dokuz kat olur, öteki devlet adamlarının takımları kıdemlerine göre daha az katlı olurdu. Mehter, savaş sırasında 24 kata kadar çıkardı.
Mehter, sefer sırasında orduyla yürür, yürüyüş ritmini düzenler, konaklamada nevbet vururdu. Muharebede askeri şevklendirmek için sürekli müzik icra eder, düşman saflarında korku yaratır ve bir psikolojik harp aracı olarak da kullanılırdı. Saldırı ve geri çekilme gibi askeri komut sinyallerini de verirdi. Padişahların cülusunda, kılıç kuşanma ve bayram törenlerinde, elçi kabullerinde devletin ihtişamını gösterirdi. Cirit, ok atma ve güreş gibi geleneksel sporlarda da çalınır, sporculara moral verirdi.

III. Murad döneminde mehter.
YENİÇERİ MÜZİĞİ DİYE BİLİNDİ
Mehter müziğinin Avrupa'daki tesiri 16. yüzyıldan itibaren yayıldı ve Türk modası (Turquerie) çerçevesinde kabul gördü. Batı'da daha çok "Yeniçeri müziği" diye bilinirdi. 17-19. yüzyıllar arasında "Alla Turca" (Türk üslubu) akımının doğuşunda etkili oldu. Etkisi Balkanlar, Macaristan, İtalya, Fransa, Avusturya, Almanya ve Malta'da halk, eğlence ve dans müziğine, balolara ve törenlere kadar ulaştı.
Batılıların Türk askeri müziğiyle ilk ciddi karşılaşması Haçlı saldırılarında oldu. Sonraki yüzyıllarda Osmanlı'ya gelen seyyahlar mehterin çalgıları, kıyafetleri ve tınısı hakkında bilgi verdi, bazıları eserlerine çizim ve gravür ekledi. 17. yüzyılda, uzun yıllar Topkapı Sarayı'nda bulunan Leh asıllı mühtedi Ali Ufkî (Albert Bobowski), mehterin icra ettiği bazı eserleri, bugün "Hücum marşı" olarak bildiğimiz eser de dâhil olmak üzere notaya aldı.

III. Ahmed döneminde mehter.
AVRUPA'YI ETKİSİ ALTINA ALDI
Mehter müziği 17. yüzyıla kadar Avrupa'da genel kabul görmedi. Türklerin müziği kaynaklarda "sert ve düşmanca", "vahşi" ve "barbar gürültüsü" gibi sözlerle anıldı. 18. yüzyılda ise Aydınlanma'nın etkisiyle Doğu'ya sempati arttı ve bu ilgi Avrupa'nın köylerine kadar nüfuz etti. Mehter takımları resmigeçitlerde, askeri ve diplomatik törenlerde, saray eğlencelerinde siyasi gücün simgesi oldu. Bunların bir kısmını Osmanlı padişahları hediye etti, bir kısmını da Avrupalılar, İstanbul'dan getirttikleri yahut savaşta ele geçirdikleri çalgılarla kurdu.
17. yüzyıl ortasında Dresden'de mehter çalgıları görüldü. 1673'te Polonya Kralı Jan III. Sobieski, Osmanlı padişahının hediye ettiği mehter takımıyla geçit yaptı, yüzyıl sonunda Avrupa'da Kral II. August bir mehter takımı kurdurdu. 1725'te bir mehter takımı, Çariçe I. Katerina'ya gönderildi. Mehter çalgıları 1741'de Avusturya, 1750'lerden sonra Alman askeri topluluklarına girdi. 1760'larda İngiliz askeri müziğine ziller katıldı, 18. yüzyıl sonunda Fransız bandolarında Osmanlı davullarının etkisi görüldü.
Böylece 18. yüzyıla kadar çoğunlukla üflemeli çalgılardan kurulu Batı askeri müziğine karakteristik vurmalı çalgılar girince orkestra düzeni değişmeye başladı. Çalgıların değişmesi, müziğin değişmesi anlamına da geliyordu. 1680'de Alman besteci Nicolaus Adam Strungk "Esther" operasında zilleri, 1706'da Fransız besteci Marin Marais "Alcione" operasında davulu ilk kez kullandı. 18. yüzyılın en önde gelen bestecilerinden Gluck, 1761'de "Aldatılmış Kadı" operasında davul ve zili birlikte kullandı.
Türk modası çalgıların yapısını da değiştirdi. 1710'da Salisbury Katedrali'nin orguna davul sesi için pedal, Weingarten Kilisesi'nin orguna çağana sesi için ziller eklendi, hatta Alla Turca eserler için özel piyanolar bile yapıldı. Haydn'ın (1732-1809) Askeri Senfoni'si, Mozart'ın (1756-1791) Rondo alla Turca (Türk Marşı) ve Saraydan Kız Kaçırma operası ile Beethoven'ın (1770-1827) Atina Harabeleri eserindeki Türk Marşı, Avrupa'da Osmanlı askeri müziği algısından beslenerek gelişen "Türk üslubu"nun (Alla Turca) en bilinen örnekleri arasında yer alır.
Mehterin Avrupa üzerindeki etkisi yalnızca bazı çalgıların benimsenmesiyle sınırlı kalmamıştır. Güçlü vurmalı çalgı kullanımı, keskin ritmik yapı ve gösterişli üslup da Avrupa askeri bandolarının ve "Alla Turca" anlayışının biçimlenmesinde belirleyici oldu.

Mehter hakkında belge.
YENİÇERİ OCAĞI'YLA BİRLİKTE LAĞVEDİLDİ
II. Mahmud, 1826'da Yeniçeri Ocağı'nı ortadan kaldırınca mehterhane lağvedildi. Batı tarzında bando kuruldu ve adına mızıka-yı hümayun denildi. II. Meşrutiyet'in ilânından birkaç yıl sonra 1914'te Ferik Ahmed Muhtar Paşa'nın müdürlüğü sırasında, Müze-i Askeri-yi Osmani bünyesinde yeniçeri mehterini temsil etmek amacıyla Mehterhane-yi Hakani kuruldu. Mehterbaşılığa Eyyûbî Ali Rıza Bey (Şengel) getirildi.
Mehter marşlarının çoğunun notası olmadığından eski marşların birçoğu unutulmuştu. Ali Rıza Bey kendi besteleriyle Muallim İsmail Hakkı Bey, Kaptanzade Ali Rıza Bey ve Hoca Kâzım (Uz) gibi bestekârların yaptıkları bestelerden yeni bir repertuvar oluşturdu. Klasik parçalardan elde kalanları da ilave etti.
Türkiye Cumhuriyeti'ne intikal eden yeni mehterhane 1935 yılında kapatıldıysa da 1952'de Genelkurmay Başkanı Nuri Yamut tarafından tekrar faaliyete geçirildi. Mehterhane, hâlen Askeri Müze ve Kültür Sitesi Komutanlığı'na bağlı Mehteran Bölüğü adı altında bu geleneği devam ettirmektedir.