Özal’ın mezarı yeniden açılırsa...
Yeni adli yıl dönemi (2026-2027), 1 Eylül'de başladı. Hukukun üstünlüğü ve adaletin tecellisi, bir devletin kalbidir.
Başkan Erdoğan'ın attığı cesur adımlarla ezberler bozuluyor, çözülemez denilen kördüğümler tek tek çözülüyor. Faili meçhul dosyaların yeniden mercek altına alınması gösteriyor ki ülkemizde hiçbir suç cezasız kalmayacak, hiçbir dosya karanlıkta bırakılmayacak.
Uzun yıllardır kamuoyu vicdanını yaralayan birçok kritik dosya yeniden mercek altına alınıyor. Başkan Erdoğan'ın kararlı duruşuyla Adalet Bakanı Akın Gürlek'in verdiği mesajlar, hukukun üstünlüğünün ve devlet ciddiyetinin net göstergesi oluyor.
Adalet mekanizmasının hızlanması, tarafsızlığın pekiştirilmesi ve toplumdaki adalet duygusunun güçlendirilmesi yönündeki çalışmalar dikkat çekiyor.
Bakan Gürlek, geçen hafta bir televizyon canlı yayınında Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümünü net bir şekilde "cinayet" olarak tanımlayarak eldeki tüm somut tespitlerin FETÖ'yü gösterdiğini, Uğur Mumcu suikastında ise karanlıkta kalan tüm noktaları aydınlatmak için firari şüphelilerin peşinde olduklarını açıkladı.
33 yıl önce aracına konulan bomba ile katledilen araştırmacı gazeteci Uğur Mumcu'nun dosyası da yeniden masaya yatırıldı.
AHMET ÖZAL ANLATIYOR
Rahmetli Cumhurbaşkanımız Turgut Özal'ın oğlu Ahmet Özal'la konuştum. Gazetemize çok önemli açıklamalarda bulundu. Ahmet Özal, babasının ölümündeki şüphelerin aydınlatılması adına "Babamın mezarı yeniden açılabilir" talebinde bulundu.
Ahmet Özal, şunları anlattı: "Rahmetli Turgut Özal'ın anıt mezarı bir tepe üzerinde bulunmasına rağmen, yukarıdan su basıldığı Terörle Mücadele ekiplerince tespit edildi. Mezara su verilmesinin amacı, naaşın hızlıca çürümesini ve delillerin yok olmasını sağlamaktı. 2012 yılında yapılan ilk fethi kabir (mezar açma) sürecinde FETÖ'nün etkin rol oynamış olabileceğini düşünüyorum. Mezar açıldı, rahmetli babamın naaşında ve toprağa yansımış zehirli maddeler tespit edildi. O dönem hastaneye giden gazeteciye, biyokimya bölümündeki başhemşire, 'Turgut Özal'ın kanında bir insanda olmaması gereken şeyler bulduk.' dedi.
Babamın vefatından beş yıl sonra bir doktor beni aradı, 'Babanızın kanı elimizde, isterseniz alın.' dedi. Kanı almak için dilekçe verdikten hemen ertesi gün hastaneden aradılar ve 'Bir hemşire kanı yanlışlıkla döktü' denildi."
FETÖ TEHDİT ETMİŞTİ
Ahmet Özal, FETÖ'nün babasını tehdit ettiğini de anlattı: "1991 yılında babam Turgut Özal, FETÖ terör örgütünün başındaki Fetullah Gülen tarafından hayattayken ölümle tehdit edildiğini bana söyledi. Gülen, babama ağır ifadeler kullanıyordu. Fetullah Gülen, 1991 yılında Sızıntı dergisinde yazdığı bir yazıda babama çok ağır ifadeler kullanıyor. Çünkü dediklerini yapmadığı için tehdit ediyor."
Ahmet Özal, sözlerini şöyle sürdürdü: "Ben 1993 yılının ve 28 Şubat'a giden olayların çok ciddi araştırılması gerektiğini düşünüyorum. Rahmetli babamın zehirlenmesinde FETÖ'yle ilgili kuşkularım var ve bu konuya mutlaka derinlemesine gidilmesi lazım. Özellikle 1993 senesi, Madımak olayı başta olmak üzere Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı cinayetleri, Eşref Bitlis'in ölümünün birbiriyle bağlantılı olduğunu düşünüyorum."
Kesin bir sonuca ulaşılması için rahmetli Cumhurbaşkanı Özal'ın mezarının yeniden açılmasını bekliyoruz...