NATO’nun geleceği
Dünyanın güvenlik ortamının öngörülebilirlikten uzaklaştığı, Rusya-Ukrayna Savaşı ile ABD-İsrail ve İran arasındaki savaşın güvenliğin artık yalnızca askerî kapasiteyle sağlanamayacağını açık biçimde ortaya koyduğu bir dönemde NATO Zirvesi Ankara'da toplanıyor. Ankara Zirvesi'nde, NATO'nun yeni güvenlik çağında nasıl bir ittifak olmak istediği ortaya konulacak; kolektif caydırıcılığın ve dayanıklılığın nasıl güçlendirileceğinin yol haritası çizilecek.
Bu tarihi zirve, Türkiye açısından yalnızca başarılı bir ev sahipliği anlamına gelmiyor. Aynı zamanda Türkiye'nin jeopolitiği, savunma sanayii, diplomatik ağırlığı ve bölgesel rolüyle yeni güvenlik mimarisinin kurucu aktörlerinden biri olduğunu gösterme fırsatı sunuyor. Başkan Erdoğan ile yakın dostluğu bulunan ABD Başkanı Donald Trump, 7 Temmuz'da Ankara'da olacak. Trump ziyaretine Anıtkabir ile başlayacak ardından Beştepe'ye geçecek.
Görüşmede başta millî muharip uçak KAAN'da kullanılacak 80 adet F-110 motorunun teslimi, Türkiye'nin F-35 programına yeniden dönüşü, bedeli ödenen 6 adet F-35 savaş uçağının teslimi, savunma sanayii iş birliği, Patriot hava savunma sistemlerinin alımı, NATO'nun güney kanadında Türkiye'nin stratejik konumu, İsrail Başbakanı Netanyahu hükümetinin durdurulmasına yönelik girişimler, Suriye'de Türkiye'nin güvenlik beklentileri, PKK/YPG konusunda Washington'dan beklenen adımlar, ABD'nin bölgedeki askerî varlığı, Gazze'de ateşkes süreci, İsrail-İran gerilimi, Rusya-Ukrayna Savaşı, Karadeniz'in güvenliği ve Doğu Akdeniz'deki gelişmeler olmak üzere birçok başlığın ele alınması bekleniyor.
KENARDA KALMADIK
Ankara Zirvesi'nin en dikkat çekici yönlerinden biri, savunma sanayiinin ilk kez liderler zirvesinin merkezine yerleşmesi olacak. Bu durum Türkiye açısından ayrı bir önem taşıyor. Türkiye, 1952 yılında katıldığı NATO'da askerî açıdan hiçbir zaman kenarda kalan bir üye olmadı.
Aksine, İttifak'ın kolektif savunma, kriz yönetimi ve iş birliğine dayalı güvenlikten oluşan üç temel görevinin merkezinde yer aldı. Jeostratejik konumu, müttefik operasyonlarının planlanması ve yürütülmesinde Türkiye'ye eşsiz avantajlar sağlıyor.
Türkiye, NATO'nun güneydoğu kanadındaki sarsılmaz dayanağı olmasının yanında aynı zamanda bir Karadeniz gücü, Akdeniz aktörü, Kafkasya'da kilit bir ortak, Orta Doğu diplomasisinde etkin bir oyuncu ve hızla yükselen bir savunma sanayii ülkesi konumunda bulunuyor.
Bu özellikleri Türkiye'yi yalnızca bir NATO üyesi değil, bölgesel güvenlik mimarisinin vazgeçilmez bir parçası hâline getiriyor. Türkiye;
Balkanlar'dan Güney Kafkasya'ya, Orta Asya'dan Orta Doğu ve Afrika'ya kadar uzanan köklü bağlara sahip. Bu ilişkiler onlarca yıl boyunca diplomasi, ticaret, kalkınma iş birlikleri, kültürel temaslar ve güvenlik ortaklıklarıyla güçlendirildi.
YENİ DÜZEN KURULUYOR
Türkıye ile stratejik iş birliğini derinleştiren bir Avrupa'nın savunmada daha güçlü, diplomasi masasında daha etkili ve Küresel Güney ile daha sağlam ilişkiler kurabileceği değerlendiriliyor. Avrupa ile yapıcı ilişkilerini sürdüren bir Türkiye'nin ise refahını artırması, kurumsal kapasitesini güçlendirmesi ve küresel arenada daha etkin bir konuma yükselmesi bekleniyor.
SONUÇ: YENİ DÜNYA DÜZENİ İNŞA EDİLİRKEN NATO'NUN GELECEĞİ ANKARA'DA ÇİZİLECEK.
Yaşanan gelişmeler, Türkiye'nin Avrupa-Atlantik coğrafyasının güvenliğindeki yapısal önemini her geçen gün daha da pekiştiriyor.