Türk tsunamisi
YILLAR önceydi. Bir seyahatte Başkan Erdoğan'a "Türkiye BM Genel Sekreterliği'ne aday gösterebilir mi" diye sormuştum. Başkan Erdoğan "Neden olmasın" cevabını vermişti. Aradan yıllar geçti. Mekke Paktı, Libya Deniz Ortaklığı, Bedir Mutabakatı, İslam ve mazlumlar coğrafyasıyla kucaklaşma, Türk Devletleri Teşkilatı gövde gösterisi derken, bugün Türkiye BM Genel Sekreterliği'ne de talip oldu. Feridun Sinirlioğlu'nu aday gösterdi. Tarihi günler yaşıyor, tüm dünyayı bir şoku atlatmadan diğeriyle tanıştıran "Türk Diplomasi Hamleleri"ne maruz bırakıyoruz. 193 ülkenin Oylama ve 5 daimi üyenin onay süreci var. Aralık ayının son haftalarında belirlenmesi bekleniyor.
Türkiye bir ışık gördü ki, bu muazzam hamleyi yaptı. Yunanistan ve İsrail gibi ülkeleri kabusa sokan bu VİZYONER hamle, Türkiye'yi sadece bölgesine değil küresel sistemin tam merkezine talip olan bir MERKEZ GÜÇ haline getiriyor. Tüm dünyaya "Sert güç (hard power) ile yumuşak gücün (soft power)" eş zamanlı olarak nasıl kullanılacağının dersini veriyoruz artık. Bir zamanlar masalara dahi oturmayıp garson görevini üstlenen Türkiye, şimdi bırakın masada olmayı "Masaları ben kurarım" mesajını tüm dünyaya tekrar veriyor. "Dünya 5'ten büyüktür" vizyonunu tüm yeryüzüne kabul ettirmeye, hasar gören BM yapısını değiştirerek ağırlığı olan bir kurum haline dönüştürmeye talip oluyor. Bundan da ötesi küresel sistemin yönetimine doğrudan ortak olma girişiminde bulunuyor. "Tribündeki eski Türkiye yok artık. Alınan kararlara geçmişte olduğu gibi seyirci ve uygulayıcı olan değil, kararı verenlerden biri olacağım. Küresel mimariyi en iyi ben inşa ederim. BM'nin hantal yapısını ben değiştiririm" diyor.
Küresel sistemsel bir meydan okuma ile dünya sahnesine bir kez daha çıkıyor. Yeryüzünün kalbine talip oluyor. Stratejik özgüvenin doruğa ulaştığını tüm dünyaya ilan ediyor. Feridun Sinirlioğlu, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve eski Dışişleri Bakanımızdı. Onu sonrasında BM Daimi Temsilciliği'ne atadığımızda biraz şaşırmıştım. Başarılı ve tecrübeli bir isim Ankara'dan uzaklara gidiyordu. Ardından onu AGİT Genel Sekreteri olarak küresel çapta saygın bir diplomat olarak gördük.
Bugün anlıyoruz ki; BM'yi yönetmeye talip olmak bugünün gündemi değilmiş. Demek ki devlet aklı yıllar önce buna karar vermiş, yavaş yavaş nakış gibi dokuyarak Feridun Sinirlioğlu'nu bugünlere hazırlamış. Ortada muazzam bir gelecek vizyonu projesi var. Türkiye bu yarışa sadece sembolik değil, iddialı ve kazananı belirleyebilecek, hatta değiştirebilecek bir ağırlıkla girdiğini tüm dünyanın gözüne soktu. BM Genel Sekreterliği'ne bir Türk seçilir veya seçilmez fark etmiyor artık. Bu saatten sonra dünya Türk Vizyonu ve Yüzyılı projesiyle bir kez daha tanışıyor. Neleri hesaplayıp düşündüğümüze, 10-20 yıllık planlar yapıp nasıl hazırlanarak doğru zamanda devreye soktuğumuza, daha doğrusu muazzam DEVLET AKLIMIZA tanıklık ediyor. 100 yıldır uyutulan devin uyandığını, bizim muhalefet dışında görmeyen yok artık. Peki bu manzarayı nasıl okuyacağız?
Batı'daki stratejistlerin yorumu nokta atışı bu konuda. Diyorlar ki; "Bu hamle, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'den Körfez'e, Afrika'dan Asya'ya kadar ördüğü otonom ağlar, güvenlik duvarları, Ankara'nın küresel diplomasi masasını kurarken, arkasında ciddi bir jeopolitik rüzgâr ve oyun kurma kapasitesi taşıdığının diplomatik tescilidir." Evet, artık yetinmeyen ve bayrağı daha da ileri taşıyan bir Türkiye var artık. S. Arabistan, Pakistan, Libya, Endonezya'ya kadar kurduğu paktlara çok sayıda ülke katılmaya hazırlanıyor. Ankara "NATOvari" güvenlik duvarları oluşturarak aynı zamanda da "Çok kutuplu dünya" döneminin başlattığını ilan ediyor.
Bu oluşumlara sadece bölgesel güvenlik mimarisi olarak bakmak da saflık olur. Aynı zamanda yeni kurulacak NATO'nun kurallarını ve oluşumunu da hayata geçirecek hamleleri yapan bir Türkiye var artık. Dünya dört gözle bizi izliyor, "Türkler şimdi ne yapacak, bir adım sonraki hamlesi ne olacak" diye merakla izliyor ve sorguluyor. Ankara'nın yeni kurulacak NATO'daki muazzam etkisini de sonraki yazılara bırakalım. Müthiş diplomasi hamlelerimiz maalesef artık sütunlara, sayfalara sığmıyor. Köşkte sadece çiçek sulayıp dışarıya hiç çıkmayan Cumhurbaşkanlarını görmüş bir neslin üyesi olarak artık ülkemle gurur duyuyorum. Şimdi "Türk TSUNAMİSİ dünyayı sarıyor" diye analizler yapıyorlar dışarıda. İçimizde kalpleri mühürlü olanların gözleri bunu görebilir mi? Tabii ki asla!