Bekir Hazar
Bekir Hazar

Sığmıyoruz, taşıyoruz

İLGİNÇ başlıkları vardı. "Türkiye ve NATO Dışı Güvenlik Mimarisinin Doğuşu" dediler. "Taşeronluktan Kendi Eksenini Kurmaya" diye başlık attılar. "Ankara Batı'nın dünyadaki tekelini kırıyor" diyenler oldu. Bu feryatlar ABD'den geldi. Washington merkezli en etkin düşünce kuruluşlarından Atlantic Council'di dünyaya "Türk ekseni"ni ilan eden. Türkiye'nin Mekke Paktı ve Bedir Mutabakatı adımlarına kafa patlattılar. "Türkiye, ABD ve NATO'nun Doğu kanadında güvenlik sağlayıcısı konumundaydı. Ancak Ankara, artık Batı'nın gelgitli güvenlik taahhütlerine bağımlı kalmak istemediğini tescillemiştir.

Kendi teknolojik savunma gücünü, Pakistan'ın nükleer-insan gücü caydırıcılığı ve Körfez'in sermayesiyle birleştirerek ABD'den bağımsız bölgesel güvenlik ekosistemi kurdu" dediler. Dünyaca ünlü düşünce kuruluşu, Washington yönetimine uyarılarda bulundu. "ABD'nin bölgeden kademeli çekilme, Çin'e odaklanma stratejisi, boşluk oluşturdu. Türkiye bu boşluğu doldurarak ABD'nin yükünü hafifleten ancak Washington'un denetiminden çıkan bir bölgesel güce dönüştü." diyerek hem de. CSIS (Center for Strategic and International Studies) ise Batı ülkelerinin geçmişte Türkiye'ye uyguladığı kısıtlamaların Türkiye'yi yerli üretime yönelttiğini ve bu durumun Bedir Mutabakatı ile küresel bir pazara dönüştüğünü belirtti. "Bedir Mutabakatı, yalnızca askeri bir ortaklık değil; Türkiye'nin liderliğinde Katar, Pakistan ve Endonezya'yı kapsayan Batı dışı alternatif bir savunma sanayii tedarik zinciridir.

Türkiye savunma sanayiindeki bilgi birikimini ortak üretime dönüştürerek NATO standartlarına rakip veya alternatif olabilecek küresel bir kümelenme inşa ediyor" diye çığlık attı. "Türkler Doğu Akdeniz'i de kilitledi" diyerek diz dövdü. "Libya ile onaylanan deniz yetki anlaşmasının mimarı Ankara, bu adımla Doğu Akdeniz'deki tüm enerji ve deniz hatlarında kendisi masada olmadan hiçbir projenin yürütülemeyeceğini Batı'ya ve bölge ülkelerine kabul ettirdi" diye yakındılar. ABD düşünce kuruluşları ortak bir görüşte birleştiler. Üzerine basa basa şunu söylediler; "Türkiye, Washington ne der kaygısıyla hareket eden klasik müttefik rolünü bırakıp, Libya'dan Güney Asya'ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada kendi Güvenlik ve Savunma Bloku'nu kurarak küresel güç oyununda bağımsız bir aktör haline gelmiştir."

Evet tüm dünyada artık Türkiye'nin Körfez, Güney Asya, Kuzey Afrika ve Doğu Akdeniz ekseninde peş peşe attığı diplomatik ve askerî adımları, uluslararası ilişkilerde "çok kutuplu yeni bölgesel güvenlik ve güç mimarisi" olarak okunuyor. "Bu askeri anlaşmalar, Ankara'ya Batılı müttefiklere bağımlı kalmadan stratejik otonomi sağlayan bir güvenlik kalkanı niteliğindedir." diyenlerden tutun "Türkler kıyıya sıkıştırılma senaryolarını denize gömdü. Askeri ve hukuki olarak imkansız hale getirdi." diye bağıranlara bile rastlıyoruz. Afrika'nın kuzeyinden, Orta Doğu ve Güney Asya'ya uzanan Türk hattında; bölgesel krizlerde Batı veya Çin-Rusya merkezli çözümler yerine "Bölgesel Sahiplenme" dönemi başlattığımız vurgulanıyor. Türkiye'nin bölgede sadece tek bir aktörle değil, tüm kesimlerle "İstikrarlaştırıcı bir aktör" olarak ilişki kurmayı kanıtladığını haykırıyorlar.

Yunanistan, GKRY, İsrail ve bazı AB üyelerinin hamlelerinden medet umuyorlar. Bu cücüklerin, Libya ile çizdiğimiz deniz hattı ve İslam dünyasındaki savunma ittifaklarımızı "Bölgesel statükoyu bozan ve tek taraflı" adımlar diyerek Birleşmiş Milletler ve AB nezdinde şikayetlerine seviniyorlar. Doğu Akdeniz'deki 1.5 trilyon dolar değerindeki gaz ve petrol arama, çıkarma ve Avrupa'ya iletim hatlarında Türkiye'nin onayı olmadan bir koridor oluşturulamayacağı tescillendi diye ağlıyorlar. "Türkiye pasif dış politikadan GÜÇ MERKEZİ'ne evrildi" diye dövünüyorlar. Ankara, Libya ile Akdeniz'deki hukuki ve denizsel cephesini sağlamlaştırırken, Mekke ve Bedir gibi paktlarla Doğu'ya ve güneye uzanan çok katmanlı bir savunma duvarı örüyor.

Batı basını bunu "Peş peşe jeopolitik ve diplomatik zaferler kazanan, kuralları belirleyen Türkiye geliyor hem de meydan okuyarak" yorumlarıyla sayfalarına taşıyor. "Üstelik Suriye, Somali, Kıbrıs ve Libya hattında, başka ülkelerde de üsler kurarak üç kıtada askeri varlık gösteriyor" diyor, artık kabına sığmadığını okyanusları aştığını vurguluyor. Son yıllarda "Gemi kalktı artık bu limandan" diye yazarak bu gelişmelerin olacağını hep dile getirdik. Yalnızca kıyıda durup suya bakan Türkiye'den okyanusları aşan bir ülkeye dönüştük. "Ne işimiz var oralarda" diyen muhalefetimiz hala kıyıda durup suya baksa da fark etmiyor. Okyanus'ta bir damla değiliz artık. Damlanın içindeki okyanusuz. Sığmıyoruz, taşıyoruz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı / haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın
A Haber
Mobil uygulamalarımızı indirin