Bekir Hazar
Bekir Hazar

Uyanış ruhu

Sibirya'da bir köye gittiğimizde Türk olduğumuzu öğrenen 80 yaşlarında bir kadın evine davet etti. İçeri girdiğimizde salondaki sandukayı açtı. İçinden bir naylon torba çıkardı. Bize uzattı. "Bunu yıllardır saklıyorum. Alın padişaha verin" dedi.

Hala Osmanlı dönemi olduğunu zannediyordu. Sibirya'ya sürülen Türklerden biriydi. Torbadan kağıt 1 lira çıktı. Göz yaşlarına boğulduk. Yaşlı nine de ağlıyordu. Osmanlı topraklarına hasret vardı. 1 lirayı özlemini giderecek günlerin geri döneceğine inanarak veriyordu. Halbuki içimizdeki Batı hayranı ittihatçı hainler tarafından parçalanan Osmanlı topraklarında milyonlarca km kare Lozan'da masada bir çırpıda veriliyordu.

Düşmanı denize döktük deniyor, savaşı kazanan olarak, kaybedenlere toprak dağıtıyorduk. Arkasına bakmadan kaçan Yunan'a bile toprak veren ve borçlarını silen bir galiptik. Sultan Vahdettin Han başlatmıştı direniş ateşi kıvılcımını.1922 yılında ülkeden ayrılmak zorunda bırakılıp San Remo'ya yerleştiğinde çok sıkıntılı ve yoksul bir hayat yaşadı.

Bir gün son eşyaları elden çıkarırken, bahçesinden toplattığı bir avuç Anadolu toprağını sakladığı görüldü. Yakınlarına, "İnsan vatanından ve o mukaddes medeniyetin ocağından kopunca ruhu kuruyor. Biz sadece bir tahttan değil, üç kıtaya adalet götüren o büyük rüyadan ayrıldık" diyerek gözyaşı döktü ve o kesede sakladığı Anadolu topraklarını koklayarak içine çekti.

Yahya Kemal Beyatlı, Balkan Savaşları sonrasında doğduğu topraklar olan Üsküp'e geri dönmüştü. Çocukluğunun geçtiği sokakları gezerken gördüğü manzara onu derinden sarstı. Sırp yönetimine geçen Üsküp'te Müslümanların nasıl ezildiğini, eski ihtişamlı camilerin harabeye döndüğünü görünce gözyaşlarını tutamadı.

Üsküp'ten İstanbul'a dönerken yanındakilere, "Orada hâlâ bizi bekleyen bir ruh var, ama bayrağımız gitti" diyerek o coğrafyanın Osmanlı'ya olan sessiz ve boynu bükük hasretini dile getirdi.

1917'de İngilizler Kudüs'ü teslim alırken yaşlı bir Filistinli, elinde eski bir Osmanlı sancağıyla ağlayarak geri çekilen Türk askerlerinin arkasından kotu. Subayın eline sarılıp "Ey evladım, bizi kime bırakıp gidiyorsunuz? 400 yıldır bizim aramızda Hz. Ömer adaletiyle hükmettiniz. Siz giderseniz buraya zulüm gelir, bu topraklar huzur görmez." diyerek gözyaşı döktü.

Osmanlı'nın Mısır'dan ve Sina Çölü'nden çekilmesinin üzerinden yıllar geçmiştir. 1930'lu yıllarda Türkiye'den Mısır'a giden bir Türk seyyah, Kahire'nin güneyindeki çöl köylerinden birinde yaşlı bir Bedevi ile karşılaştı.

Seyyahın Türk olduğunu öğrenen yaşlı Bedevi hemen gözleri dolup sarıldı. Çöl çadırında, sandığından yıpranmış, üzerinde Osmanlı arması bulunan eski bir kılıç ve Osmanlı tuğralı bir berat çıkardı.

Bedevi, "Biz Yavuz Sultan Selim Han'dan beri bu topraklarda adalet gördük. Babam bana vasiyet etti: 'Oğul, Osmanlı askeri bir gün geri döner. Onlara yardım edin, onları asla unutmayın.' Biz burada hâlâ onların yolunu gözlüyoruz." Bu hatıra, çöl coğrafyasında bile Osmanlı adaletine duyulan inanç ve özlemin ne kadar derinlere kök saldığını gösteren en somut örneklerden biridir.

1950'li yıllarda Bosna'nın dağ köylerindeki eski ahşap evler restore edilirken, evlerin en mahrem yerlerine (genellikle tavan tahtalarının arasına veya dolap arkalarına) gizlice Osmanlı tuğraları, hilal ve yıldız motifleri işlendiği keşfedildi. Bu tür sembolleri taşımak yasak olmasına rağmen, Bosnalı Müslüman ailelerin dedelerinden kalma bu hatıraları gizlice koruması, çocuklarına "Biz aslında Osmanlı milletiyiz, onun adaleti bir gün döner" inancını fısıldaması, elden çıkan topraklardaki kültürel ve ruhsal direnişin en güçlü hikayelerinden biridir. İş adamı bir dostumla sohbet ettik. Kosova'ya gitmiş.

Ülkeye girişte problem yaşamış. Kosovalı polis Türk olduğunu öğrenince "Erdoğancı mısın yoksa sevmeyenlerden misin?" diye sormuş. İş adamı "Erdoğan'ı seviyorum" cevabını verince "Problem yok. Geç." demiş polis. "Erdoğan'ın bize ve tüm mazlumlara yaptığı muazzam yardımlar olmasa hiçbirimiz ayakta kalamazdık. Biz Osmanlıyız." diye eklemiş.

Allah'a şükür tüm Osmanlı ve mazlum coğrafyasında Osmanlı'nın torunları bugün her yerde koşturuyor. İmdada yetişiyor. Hasretler bitiyor, kavuşma dönemi başladı. Bu gücü görenlerin kurduğu sistemle tam bir asırdır uyutulan ve ecdadına sövdürülen bir toplum artık gözlerini açtı. O muhteşem Ruh ve Uyanışın ayak sesleri her yerden duyuluyor artık.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı / haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın
A Haber
Mobil uygulamalarımızı indirin