Maşallah maşallah
Alışmışlar içeride kendi insanını kovalayan, fişleyen, darbelerle ve terörle meşgul edilip dünyaya bön bön bile bakmaya zaman bırakılmayan, içine kapanık ve geri kalmış Eski Türkiye'ye.
2. Dünya savaşında hurdaya çıkarılmış tahta tüfeklerle eğitim yaptırılan bir ordumuz vardı sonuçta onlar için.
O yüzden bugün gelinen noktada büyük şoktalar.
Koro halinde "Türkler ne yapıyor böyle, nereye gidiyorlar? Neler oluyor yahu" diye sürekli kafa patlatan bir dünyaya tanıklık ediyoruz. O kadar çok haber, makale, analiz ve feryat var ki; inanın yetişmekte zorlanıyoruz.
Ve dahi yorulur hale geldik okumaktan, izlemekten. Her gün çok sayıda ülke Türkiye'nin yaptığı savunma sanayii hamleleri ile diplomasi ataklarını ve artan, yeryüzünde muazzam bir coğrafyaya yayılan nüfuzunu konuşuyor.
Bu konuda her gün çok sayıda ülkenin tv kanallarında uzman isimler, askerler, siyasiler, stratejistler ekrana sürülüp saatlerce Türkiye'yi konuşuyor. Hele İsrail ve Yunanistan'daki kanalları izleseniz, gazetelerindeki analizleri makaleleri okusanız şaşkına döner ve gülmekten kendinizi alamazsınız.
Her iki ülkeyi de "Vallahi Osmanlı dönüyor" korkusu sardı. Sürekli bunu dile getiren, generalleri ile ekranlardan "Türkleri durdurmalıyız" diye çığlık attırılan şizofrenlere evrildiler. En son 6000 km menzilli kıtalararası balistik füzemiz YıldırımHan fena çarptı onları. Türkiye Pakistan'a Hindistan ile girdiği savaşta yardım etti diye çıldıran Hintli generaller vardı. "Bizim uzun menzilli füzelerimiz var, Türkleri vururuz" diyerek küçük görüyordu zavallı kafalar. Şimdi Hint medyası bile "Türkler kıtalararası güce dönüşüp küresel arenada söz sahibi olan ülkeler arasına girdi.
Türkler, agresif bir şekilde rekabetçi kıtalararası balistik füze yarışına girerek uzun menzilli vuruş yeteneklerini dramatik bir şekilde genişletiyor." diye yazıyor. Dramatik diyorlar. Çünkü onlar için öyle tabii ki? O yüzden dram yaşıyorlar. İngiliz Financial Times bile dün "Türkiye Yıldırımhan kıtalararası füzesi ile bu silaha sahip sınırlı sayıdaki ülkeler arasına girdi. Bu alanda hız kesmeden ilerliyorlar" diye feryat ederek dizlerini dövdü.
Yıldırımhan'ın hiçbir hava savunma sisteminin durduramayacağı teknolojiye sahip olduğunu avazları çıktığı kadar bağırdılar.
İsrail basını "Türkler Somali'de uzay çalışmaları yaparak bu füzeyi geliştirdi". diye göz yaşı döküyor.
Bizim içerideki İsrailsever muhalif kafaların "Ne işimiz var Somali'de" çığlıklarına kısa sürede sopa resmen o aşık oldukları Tel-Aviv'den iniyor adeta. Somali'de ne işimiz olduğunu kafasını duvarlara çarparak Siyonist medya açıklıyor.
Sömürülmek üzere geri bırakılan, tüfek bile satılmayan, orduları yok denecek kadar az ülkeler artık Türkiye'nin himayesine girmek için Ankara'ya koşuyor.
Batı basını "Türkler dünyanın en büyük silah ihracatçılarından biri oldu" diye sayfalarında karalar bağlıyor. Türkiye'nin genişleyen nüfuzunun hiçbir ülkede olmadığını naralar eşliğinde yazıyorlar. Sömürü yaptıkları ülkelerde artık Türk savunma sanayiinin güvencesi ve Ankara'nın eğittiği ordular tokat gibi yüzlerine çarpıyor.
Sömürü alanları her geçen gün zayıflıyor. Balkanlardan Ortadoğu ve Kafkaslara, Orta Asya dedikleri Türkistan'dan Afrika'ya kadar her yerde karşılarına Türk nüfuzu ve gücü çıkıyor. En son Arnavutluk'da ilginç bir haber vardı.
Yunan medyasındaki çığlıkları haberleştirdiler. "Türkiye'nin Kosova'ya verdiği desteği Osmanlı'nın Balkanlara dönüşü olarak adlandırıyorlar.
Oyun değiştirici hale gelen Türkler buraya askeri yatırım yapıyorlar. Ankara, Balkanlar'da tüm dengeleri değiştirecek tam teçhizatlı modern ve düzenli bir orduyu Kosova'da kendi elleriyle inşa ediyor diye ağlayan bir Atina var artık" diye yazdılar.
100 milyar dolarlık yeni proje stoğumuzun sırada beklediği ve görücüye çıkmaya hazırlandığı şu dönemde korumasız kalan tüm yalnızlaştırılmış ülkeler artık Ankara'nın güvenli kanatları altına giriyor.
Bu manzara bazılarını derinden ürkütüyor.
Pakistan, Suudi Arabistan ve diğer körfez ülkeleri ile oluşturulacak güvenlik paktı ihtimali birçoğunun uykularını kaçırıyor. Suriye'den Libya'ya kadar her yerde parçalanmanın fitilini ateşleyenler, Türkiye'nin artan nüfuzu ile devamlı duvara tosluyor. Tüm bölme operasyonları toprağa gömülüyor. Artık Avrupa'nın güvenliği bile Ankara'nın elinde.
Parçalanmamak ve işgal edilmemek adına Ankara'ya muhtaçlar. O yüzden Başkan Erdoğan'ın "Avrupa'nın bize ihtiyacı, bizim ona olandan daha fazla" şeklindeki sözleri boşuna değil. ABD bile şu anda hayal edemeyeceğiniz kadar Türkiye'ye muhtaç hale geldi. Onu da bir sonraki yazıya bırakalım ve hep birlikte aynı sözü sarf edelim şimdilik; Maşallah Maşallah....