İsrail'in "Ben yaptım" oldu şeklideki barbarlığına eşlik eden, son dönemde aynı dala binen pervasız bir ABD var artık. Önceki gün "ABD'nin artık en büyük düşmanı artık ABD'dir" diye yazdım. "Bunun zararlarını önümüzdeki dönem çok hissedecek ve hepimiz de göreceğiz" diye ekledim. Bir okuyucum "Bu nasıl olacak? ABD, artık nasıl ABD'nin düşmanı olabilir." diye sordu. Cevabına geçmeden önce küçük bir yolculuk yapalım.
Siyonist soykırıma sınırsız destek vererek öfke ve nefrete ortak olan ABD'nin bu algıyı değiştirmek için çaba göstermesi beklenirken tam tersini yaptı. Üzerine bir de haydutluğu ekledi. Venezuela Devlet Başkanı'nı evinden eşkıyalar gibi alıp kaçırdı. Yetmedi, esir aldıkları devlet başkanını Ortaçağ zihniyetiyle elleri kelepçeli olarak caddelerde dolaştırdı. En önemlisi NATO, BM gibi ABD'nin kurduğu kurumları düşman gibi görmeye başladı. Yani ABD artık ABD'nin kurumlarına düşmanlık yapıyor. BM içindeki bir çok yapıdan önceki gün çekilen kararnameye imza atan bir ABD Başkanı var artık. En büyük müttefiki Avrupa'yı artık düşman ilan ettiler. NATO üyesi Avrupa'dan toprak isteyecek hale geldiler. Danimarkalılar, Grönland'ı isteyen, vermezse askeri operasyon yapacağını açıklayan ABD'ye ilginç bir cevap verdi. "Topraklarımıza saldırı olursa komuta kademesinden emir almadan düşmana saldırın" emri veren yasayı piyasaya sürdüler. "ABD saldırırsa kimseye sormadan vurun" demekti bu. İngiltere'den Fransa'ya kadar AB ülkeleri "Danimarka'nın yanındayız" dedi.
İlk kez Avrupa'nın "Gerekirse ABD'ye karşı cephe açarız" demesiydi bu. Artık Washington'dakiler Avrupa'ya hamilikten düşmanlığa evrildiler. Durmadılar, güç zehirlenmesi yaşayıp, Venezuela Başkanı'nı kaçırdıktan sonra "Meksika için de bir şeyler yapacağız" diyen bir ABD Başkanı'na tanık olduk ilk kez. Trump freni patlamış bir kamyon gibi "Sırada Küba, Kolombiya da var" dedi. Bir baktık Beyazsaray önünde Latino Amerikalılar toplandı, Venezuela'nın kaçırılan Başkanı lehine gösteri yapmaya başladı. ABD aslında kendi sinir uçları ile oynamaya başladığını farkında olmayan bir KİBİR ABİDESİ haline gelmeye başladı. "Ben Kralım" diyen, yeryüzü krallığını ilan eden bir Trump şizofrenisi ile tanışmaya başladık. Bu şizofreni belirtileri ABD'yi uçuruma sürüklüyor. Bunun farkında değiller. 348 milyon nüfuslu ABD'de 2025 itibarıyla etnik yapı çok çeşitli ve hızlı değişen bir demografik görüntüye sahip. Beyazların nüfusu 195 milyon. Latino kökenli Hispanikler ise 70 milyona ulaştı. Ve en hızlı nüfus artışı yaşayan etnik grup Latinolar.
Genç nüfusun büyük bölümünü bunlar oluşturuyor. Meksika, Kolombiya, Küba, Venezuela, Porto Riko gibi ülkelerden gelen ve İspanyolca konuşanların sayısı çığ gibi büyüyor. Yani ABD başkanı ülkesinin en büyük nüfuslarından birini oluşturanlara "Ben sizin geldiğiniz memleketlerin haydudu olacağım. Hepsini soyup soğana çevireceğim" diye bağırıyor adeta. Avrupalı istihbarat örgütlerinin ABD içinde küçümsenmeyecek güçleri var. AB'ye düşman bir ABD toprakları içinde artık fitili ateşlenecek bir Latino kalkışması anlamında büyük kozları var. ABD içinde Latino kökenli uyuşturucu kartelleri de muazzam güce sahip. Üstelik Avrupa ülkeleri istihbaratlarının her birinin kendine çalışan DEAŞ gibi terör grupları da mevcut. Bu tabloya baktığımızda önümüzdeki dönemde ABD'de beklenmedik olaylar, suikastler, karışan sokaklar, terör saldırıları, namlunun ucundaki bir ABD Başkanını dahi görmek mümkün.
ABD kendini dışarıdan ama aynı zamanda da içeriden HEDEF haline getirdi. ABD Başkanının bile güvende olmadığı bir dünya hızla kaosa doğru gidiyor. Kimin gücü kime yetiyorsa darbeyi hiç çekinmeden indireceği bir dönemden bahsediyoruz. Taşeronların sahaya sürüleceği, kim vurduya gidenlerin artacağı, yeni savaşların çıkarılacağı günleri yaşıyoruz artık. Kimi çıkarların tavan yaptığı, dünya ticaretinin ve yollarının kontrol altında tutulmak istendiği Yeni Dünya Düzeni'nde masa kurup söz sahibi olacak, kimi masalara meze yapılacak. O yüzden Başkan Erdoğan'ın sarfettiği "Masada olmayanın menüye konulduğu acımasız bölüşüm kavgasının tam ortasındayız" şeklindeki sözleri büyük anlam ifade ediyor. Silivri'den öteye geçemeyen ve orada kalan, dünyadan bihaber muhalefetimize rağmen mazlumların hamisi Türkiye bu dönemden alnının akı ve gücüyle çıkacak.
Gazze'de acımasızca katledilen 71 bin masum insanın, çocukların, bebeklerinin gökleri sarsan ahı, dünyaya kaos olarak dönüyor. Soykırımı destekleyen, silah yağdıran Batı'nın tamamı birbirini yiyecek, saldıracak noktaya geldi. O öyle bir ah ki; Siyonist barbarlığın dalına binenlerin hepsini feci şekilde yutacak. Birbirlerinin kuyusunu kazarak hem beter olacaklar hem de masalarda Menü.