Türkiye Batı'nın dışladığı ve kara listeye aldığı Somali'ye gidip ilişkilerini zirveye çıkardığında bizim muhalefet ve ittihatçı kafalar ayağa kalktı. "Ne işimiz var" Somali'de dediler. Halbuki Afrika'ya açılan bir kapıdan giriyorduk. Daha ötesi Süveyş kanalındaki küresel ticarette, hayati önem taşıyan Kızıldeniz'de "Ben de varım" diyorduk.
Türkiye son yıllarda başta Afrika olmak üzere pek çok ülkede Yumuşak gücünü kullanarak muazzam hamleler yaptı. Bunun karşılığında sürekli peşimizden gelen ve bize karşı oyun bozancılık oynamaya kalkan İsrail ile karşılaştık. Nereye gitsek, el atsak, anlaşmalar imzalasak İsrail'de oraya koşuyor, fitne tohumları ekiyordu. Nitekim Somali'ye nifak sokarak iç çatışma çıkardılar. Yeraltı kaynakları ve stratejik olarak büyük öneme sahip Somaliland bölgesinde el altından ayrılıkçıları destekleyerek ülkeyi böldüler. Son olarak da "Somaliland'ı bir devlet olarak tanıyoruz" dediler. İsrail'de hiç kimse ne işimiz var Somali'de demedi. Hatta "Hurra" çekip hükümeti alkışladılar. "Hemen karşımızdaki Yemen'i de üst düzey yönetcilerini MOSSAD'ın koruduğu BAE eliyle Somaliland'dan kontrol edeceğiz" dediler.
Yemen'de ayrılıkçı gurubu destekleyen BAE eliyle kritik şehirleri ele geçiren isyancılara tonlarca silah yağdırdılar. Suudi Arabistan bunu görünce Yemen'deki eski müttefiki BAE'nin İsrail'den aldığı silahlarla yığınak yaptığı limanları bombaladı. İsrail'in, Türkiye nereye giderse oraya koşması, S.Arabistan ile BAE'yi Yemen'de savaşma noktasına bile getirdi. Geçmişte İsrail, Somali'nin bir parçası olan Somaliland'da bir Yahudi devleti bile kurmak istiyordu. Şimdi Gazzelileri oraya sürmek istiyor. Türkiye'nin Somali hamlesi, Tel-Aviv'in tüm çıkarlarına ağır darbe vurdu. Suriye'nin Türkiye'ye bağlanması da İsrail'i adeta çökertti. Esad yönetimi baştayken İsrail sürekli Suriye'yi bombalıyordu. Kimse "Neden" diye sorgulamıyordu. Çünkü Suriye üzerinden hava koridor sayesinde İsrail'in İran'ı vurması için hayat öneme sahipti bu ülke.
İsrail "Esad düştüğünde kontrol bende olmalı" diyordu. Ancak kontrol Türkiye'ye geçince o hava koridorunu kaybetme korkusuyla başbaşa kaldılar. Önce Dürzileri ayaklandırdılar yeni yönetime karşı. Ardından yeni yönetimle mutabakat imzalayan PKKnın SDG'sini ikna ederek vazgeçirmeye çalışıyorlar. Suriye'de istikrarın sağlanması ve yeni Şam hükümetinin başarılı olması demek Türkiye'nin üzeri örtülü olarak İsrail'e komşu olması demekti. Bu Tel-Aviv için büyük riskti. Çünkü daha dün bile yüzbinler İstanbul'da "Kudüs'e özgürlük, katil İsrail" diye yürüyordu. İsrail, Türkiye'yi kontrol edebileceği Suriye'de durdurup kendi bölgesine hapsetmek istiyordu.
Üstelik bir de Enerji bakanımız Suriye ile enerji arama anlaşması imzaladığımızı açıklıyordu. İsrail "Bugün enerji anlaşması, yarın Türkiye ile Suriye'nin tıpkı Libya'da olduğu gibi münhasır deniz sınır anlaşması yapmasına yol açacak. Türkler müttefikleri ile Akdeniz'i ele geçiriyor, bize neredeyse kapatıyor" diye ayağa kaldırdı. Gittiler cücük Rum kesiminden medet umarak askeri ve siyasi anlaşmalar yaptılar. Türkiye Afrika ülkeleri ile askeri, ekonomik, siyasi anlaşmalar yapmaya başladıkça Tel-Aviv'i sıkıntı bastı. Afrika Birliği'ne gözlemci üye olarak kendini zorla soktu. Zambiya'da hemen büyükelçilik açtılar.
Türkiye ile her Afrika ülkesinde büyük rekabete girmeye başladılar. Biz halk bazındaki muazzam gücümüzü kullanıp ekonomik anlaşmalar yaptıkça İsrail Güvenlik, istihbarat, savunma, Tarım, su ve yüksek teknoloji, elitlerle yönetici kadrolarla ilişki, devleti koruma odaklı projelerle geldi. Bazı bölgelerde DEAŞ gibi örgütleri kullanarak terör saldırıları başlattı ve tehdit etti. Ardından silah verip, "Ordunuzu eğitelim" diyerek kurtarıcı olmaya soyundu. Kenya ve Uganda'yı yönetenleri Tel-Aviv'e bağladı.
Fas'ın üst kademelerini MOSSAD'la kuklaya çevirdi. BM'de İsrail karşıtı oylamalarda Türkiye'nin yönlendirmesiyle Afrika ülkeleri peşimizden geliyordu. Bu gücü kırmak için kendini yırtan bir İsrail çıktı ortaya. Çad'da üs kurduk hemen İsrail koştu "Başkanlık muhafızlarınız eğitelim" dediler. Senegal'le el sıkıştık hemen "Tel- Aviv'den size tarımdan güvenliğe kadar destek yağdıralım" çağrısı yaptılar. Türkiye neredeyse ertesi gün İsrail oraya koşuyordu soluk soluğa.
Gana'dan Fildişisahillerine kadar her yerde aynı tablo yaşandı. Kenya-Etiyopya ve Uganda'da Türkiye-İsrail rekabeti zirveye taşındı. Türkiye halklar nezdindeki devasa gücünü kullanıyor, "Sömürü değil birlikte kazanma" parolası ile giriyor, İsrail Afrika ülkelerini yönetimlerine sızıp satın alma yöntemini kullanıyordu. İsrail kısa vadede bir şeyler kazanmaya çalışırken, uzun vadede dağlar kadar kaybedeceğini biliyor. Çaresizler. Her türlü fitnenifak tohumları ile karşımıza dikilmeye çalışıyorlar. Ama kaybedecekler. Çünkü Türkiye seviliyor, soykırımcıya öfke ve nefret ise bu kıtada da gökyüzüne ulaştı. Ellerinde şimdilik tıpkı bizde olduğu gibi ülkesine söven elitler ve satan yöneticiler var. Onlardan medet umuyor zavallılar.