Selam olsun Fazıl Hüsnü Dağlarca'ya...

Bu yıl ölümünün çüncü yılı olan şair Fazıl Hüsnü Dağlarca için yakın arkadaşı Dr. Kenan Sayacı, ''Şiir yazmak onun için yaşamak, nefes almak, su içmek gibi doğal bir işti aslında. O yüzden son anına nefes aldığı, yaşadığı son ana kadar şiirden uzak düşmedi''açıklamasında bulundu.

''Yediyordu Elif kağnısını/ Kara geceden geceden/ Sankim elif elif uzuyordu, inceliyordu/ Uzak cephelerin acısıydı gıcırtılar/ İnliyordu dağın ardı, yasla/ Her bir heceden heceden'' mısralarının yer aldığı ''Mustafa Kemal'in Kağnısı'' adlı şiirin sahibi şair Fazıl Hüsnü Dağlarca, vefatının 3. yılında sevenleri tarafından özlem ve saygıyla anılıyor.

94 yaşında vefat eden şairin yakın arkadaşı Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Kenan Sayacı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, şairle 2002 yılında tanıştığını, görüştükleri süre içerisinde sağlam bir dostuluklarının oluştuğunu söyledi.

-''Cumhuriyet döneminin şiir çınarı''
Sayacı, Şair Dağlarca ile tanışma hikayesini şöyle anlattı:
''O dönem İstanbul'da bir özel okulda bölüm başkanı olarak çalışıyordum. Edebiyat öğretmeni meslektaşlarımla, okul yöneticilerimizin de desteğiyle öğrencilerimizi yaşayan şairlerimizle bir araya getirmek suretiyle onlarda şiire karşı bir ilgi ve sevgi uyandıralım istiyorduk. Aklımıza gelen ilk şair elbette 'Cumhuriyet döneminin şiir çınarı' diye anılan Fazıl Hüsnü Dağlarca oldu. Dağlarca ile irtibat kurup kendisine ilk ziyareti yapma görevi bana düşmüştü. O güne kadar Fazıl Bey'in birçok kitabını okumuştum, edebi kişiliği hakkında fikir sahibiydim; ama kendisiyle hiç karşı karşıya gelmemiştim. ''Acaba Fazıl Bey, nasıl bir insandı, beni nasıl karşılardı'' gibi sorular zihnimi meşgul etmeye başladı. Görüşmeye gitmeden önce bu sorulara cevap bulmak için biraz araştırma yaptım.''

''Yalnız kalmayı seviyordu''
Sayacı, ''Dağlarca'nın insan olarak'' beni etkileyen en önemli özelliği, çok ileri yaşlarda olmasına rağmen hafızasının çok güçlü olması, çok akıcı ve tutarlı konuşmasıydı. Yalnız bir insandı ve yalnız kalmayı sevdiğini söylüyordu, söylemekle de kalmıyor bunu şiirleştiriyordu'' dedi.

Şairin, çocukları çok sevdiğini ifade eden Sayacı, şunları aktardı:
''Bir ziyaretimizde yanımızda birkaç öğrencimizi de götürmüştük. Onlara bakışını, onlarla konuşmasını, onları dinlemesini biz de zevkle izlemiştik. Günlük hayatında da şakacı bir çocuk gibiydi. Merhum, çok esprili bir insandı. Bu özelliğini son yıllarında yazdığı kısa şiirlerine bile yansıtmıştı. Doğruyu söylemek gerekirse ben şairin bu tarz şiirlerini daha çok severdim ve bunu da kendisine söylerdim. Son senelerindeki ziyaretlerimizde odasında sehpanın üzerinde bulunan dosya kağıdı tomarını işaret ederek 'Bak, oku, senin seveceğin yeni şiirler var orada' derdi. Bu şiirler bana göre, kısa ama çok vurucuydu. ''

Dağlarca'nın, şiirin büyüsünü ''3 yaşında fark ettiğini'' anlattığını belirten Sayacı, ''(O zamanlar, okula başlayan herkesin şiir yazdığını zannederdim) derdi. O, şiiri 'doğanın sözcüklere dönüşmüş güzelliği, anahtarı' olarak tanımlardı. Şiir yazmak onun için yaşamak, nefes almak, su içmek gibi doğal bir işti aslında. O yüzden son anına nefes aldığı, yaşadığı son ana kadar şiirden uzak düşmedi. (Şiirin gelişini kalem tutan parmaklarımdaki karıncalanmadan hissediyorum) diyordu'' ifadelerini kullandı.

Selam olsun Fazıl Hüsnü Dağlarca'ya... - 1''Mustafa Kemal'in Kağnısı'' şiiri''
''Mustafa Kemal'in Kağnısı'' şiirinin, ''bir şiir abidesi'' olduğunu kaydeden Sayacı, sözlerine şöyle devam etti:
''Türkçe ve edebiyat ders kitaplarında yer aldığı için yeni nesillere Fazıl Hüsnü Dağlarca'yı hatırlatıyor. Bu şiirde de Fazıl Bey'in birçok benzer şiirinde olduğu gibi Kurtuluş Savaşı'nın künye bileziğinden çizgi çizgi parıldayan alıntılar vardır. Ancak Fazıl Hüsnü Dağlarca, o şiirden ibaret değil. Aslında yeni nesillerimiz kitap okumaya, hele hele şiir kitabı okumaya hiç iltifat etmiyorlar. Bu konuda onları haklı buluyorum. Kabahat bizde maalesef. Çünkü bizler, yeni nesillerimizi şiirimizle ve şiirimize yansıyan güzelliklerle aşina kılamadık.''

Dağlarca'nın, haklı ününü kendisinden başka bir kimseye borçlu olmadığını dile getiren Sayacı, ''Şiirin tamamen bir dil işi olduğunu biliyor ve bunu çarpıcı bir biçimde uyguluyordu. Bundandır ki şiirleri alışılmış şiirlere benzemiyordu, kendine has yeni bir söylem inşa etmişti. O adeta sözcüklere kanat takmış, mısra mısra göklerde uçurmuş, yıldız yıldız gönüllere kondurmuştur. Büyük şairimizi ölümünün 3. yılında minnet ve rahmetle anıyorum, ruhu şad olsun'' şeklinde konuştu.

YALNIZLIĞIM

Yalnızlığım Ilık bir su gibidir içimde yalnızlığım,
Yalnızlığım, ruhumda uzak bir ses gibidir.
Her sabah ufuklardan mavi şarkılar gelir,
Ve her sabah ürperir içimde yalnızlığım Güneşim aydan sarı, yarınım dünden zorsa,
Sarsın artık ömrümü tunç kandillerin isi
Üşüyen ellerimden tutmalıydı birisi,
Eğer benim gözlerim onları görmüyorsa. Bir camın arkasında açılıyor güllerim,
Havuzum pırıl pırıl... yıkar bakışlarımı.
İşler temiz ziyalar suya nakışlarımı;
Ruhumun dünyasından eser tahayyüllerim Rüya rüzgarlarında bir yaprak yalnızlığım
Düşüncem bir neydir ki ürperir perde perde
Belki bu mısralarım esecek gönüllerde
Fakat herkese uzak kalacak yalnızlığım.

(AHABER.COM.TR / AA)

A Haber
Mobil uygulamalarımızı indirin