Bağırsak hastalığında tarihi keşif: Bu gen neden iltihap yapıyor?
Bilim insanları, dünya genelinde milyonlarca kişiyi etkileyen inflamatuvar bağırsak hastalığının (IBD) arkasındaki önemli bir mekanizmayı ortaya çıkardı. Birleşik Krallık ve Danimarka'dan araştırmacılar tarafından yürütülen çalışma, yaklaşık 30 yıldır yanıt bekleyen kritik bir soruya ışık tuttu.
Araştırma, bazı hastalarda hastalığın neden daha ağır seyrettiğini açıklayabilecek genetik bir bağlantıyı ortaya koyarken, gelecekte daha hedefli tedavilerin geliştirilmesinin de önünü açabilir.
ARAŞTIRMANIN ODAĞINDA TEK BİR GEN VARYANTI VAR
Uzun yıllardır bilim insanlarının dikkatini çeken HLA-DRB1*01:03 adlı gen varyantının, özellikle ağır inflamatuvar bağırsak hastalığı vakalarında daha sık görüldüğü biliniyordu.
Ancak bu genetik farklılığın hastalığın gelişimine nasıl katkı sağladığı bugüne kadar net şekilde açıklanamamıştı.
Yeni çalışma, söz konusu varyantın bağışıklık sisteminin çalışma biçimini etkileyerek hastalık sürecinde önemli rol oynadığını gösterdi.
BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ YANLIŞ HEDEFE SALDIRIYOR
Araştırmacılar, HLA-DRB1*01:03 varyantını taşıyan hastalarda bağışıklık sisteminin, normal şartlarda iltihabı baskılayan interlökin-10 (IL-10) adlı moleküle karşı antikor geliştirme eğiliminin daha yüksek olduğunu belirledi.
Bu antikorlar, vücudun iltihaplanmayı kontrol altında tutmasına yardımcı olan IL-10'u etkisiz hale getiriyor.
Sonuç olarak bağışıklık sistemi daha agresif çalışıyor ve bağırsaklarda kronik iltihaplanma ortaya çıkabiliyor.
YAKLAŞIK 6 BİN KİŞİNİN VERİLERİ İNCELENDİ
Araştırma kapsamında yaklaşık 4 bin 900 inflamatuvar bağırsak hastası ile bin civarında sağlıklı bireyden alınan kan örnekleri analiz edildi.
Bilim insanları özellikle IL-10'u nötralize eden antikorların varlığını araştırdı.
Elde edilen sonuçlar dikkat çekiciydi:
- IBD hastalarının yaklaşık yüzde 3,5'inde IL-10 karşıtı antikorlar tespit edildi.
- Sağlıklı bireylerde bu antikorlara rastlanmadı.
- Crohn hastalarının yaklaşık yüzde 2,5'inde bu antikorlar görüldü.
- Ülseratif kolit hastalarında oran yüzde 4,4'e ulaştı.
Araştırmacılar, bu bulguların hastalığın belirli bir alt grubunda bağışıklık sisteminin doğrudan hastalığı tetiklediğini gösterdiğini belirtiyor.
GENETİK BAĞLANTI İLK KEZ NETLEŞTİ
Çalışmanın en önemli sonuçlarından biri de genetik analizlerde ortaya çıktı.
Araştırmacılar, IL-10'a karşı antikor geliştiren hastalarla geliştirmeyenleri karşılaştırdığında HLA-DRB1*01:03 varyantı ile bu antikorlar arasında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirledi.
Böylece yıllardır bilinen ancak nedeni açıklanamayan genetik risk faktörünün hastalık üzerindeki etkisi ilk kez somut şekilde ortaya konmuş oldu.
"KARİYERİMİZDEKİ EN HEYECAN VERİCİ KEŞİFLERDEN BİRİ"
Araştırmaya katılan Oxford Üniversitesi'nden klinik gastroenterolog Simon Travis, bulguların IBD araştırmalarında önemli bir dönüm noktası olabileceğini söyledi.
Travis, artık hastalığın belirli bir grubunda sorunun kaynağının daha net anlaşılabildiğini ve bunun gelecekte tedavi yaklaşımlarını değiştirebileceğini ifade etti.
YENİ TEDAVİLERİN KAPISI ARALANABİLİR
Bilim insanları, elde edilen verilerin yalnızca hastalığın nedenlerini anlamaya yardımcı olmadığını, aynı zamanda kişiye özel tedaviler için de önemli fırsatlar sunduğunu belirtiyor.
Günümüzde IBD tedavisinde kullanılan ilaçlar çoğunlukla belirtileri kontrol altına almaya yönelik etkiler gösteriyor. Ağır vakalarda ise cerrahi müdahalelere başvurulabiliyor.
Ancak mevcut yöntemler hastalığı tamamen ortadan kaldıramıyor.
Araştırmacılar, IL-10'u hedef alan bu mekanizmanın daha iyi anlaşılmasıyla birlikte gelecekte hastalığın kaynağına yönelik yeni tedavi seçeneklerinin geliştirilebileceğini düşünüyor.
NADİR HASTALIKLAR, BÜYÜK KEŞİFLERİN ANAHTARI OLABİLİR
Çalışmada görev alan Newcastle Üniversitesi'nden immünolog Sophie Hambleton, keşfin önemli bir başka yönüne de dikkat çekti.
Hambleton'a göre nadir görülen kalıtsal hastalıkların incelenmesi, toplumda çok daha yaygın görülen karmaşık hastalıkların anlaşılmasına beklenmedik katkılar sağlayabiliyor.
Bilim insanları, inflamatuvar bağırsak hastalığının farklı biyolojik nedenlerini ortaya çıkarmaya yönelik çalışmaların sürmesi halinde, gelecekte hastalara daha erken tanı konulabileceğini ve daha etkili tedavilerin uygulanabileceğini vurguluyor.
Araştırmanın sonuçları tıp dünyasının saygın yayınlarından biri olan The New England Journal of Medicine dergisinde yayımlandı.