Etkisi tahmin edilenden büyük: Orta Doğu savaşı iklimi nasıl etkiliyor?
ABD ve İsrail'in İran'a yönelik askeri operasyonlarının ilk 14 gününde yaklaşık 5 milyon ton karbon salımı gerçekleşti. Bu miktar, düşük emisyonlu 84 ülkenin toplamına eşdeğer. A Haber'e konuşan İklim Bilimci Prof. Dr. Doğan Yaşar, savaşın ekosistemi nasıl etkilediğini anlattı. Çatışmaların hava, su ve tarım üzerinden tüm dünyayı etkileyen çevresel riskler ürettiğini vurguladı.
Orta Doğu'daki savaş, yalnızca askeri dengeleri değil, iklim sistemini de doğrudan etkiliyor. Fosil yakıt tesislerine yönelik saldırılar ve yoğun bombardıman, karbon salımını hızla artırırken; denizlere sızan petrol, yükselen zehirli duman ve asidik yağış riski çevresel krizi derinleştiriyor.
A Haber'de değerlendirmelerde bulunan İklim Bilimci Prof. Dr. Doğan Yaşar, savaşların artık sınır tanımayan bir ekolojik tehdit haline geldiğini ve rüzgarla taşınan kirliliğin tarım alanları ile insan sağlığını uzun vadede etkileyebileceğini belirtti.
SAVAŞLAR EKOLOJİK DENGEYİ DE VURUYOR
Savaşlar artık yalnızca çatışma bölgelerini değil, hava, su ve toprak üzerinden tüm dünyayı etkileyen küresel bir çevre krizine dönüşüyor. Petrol tesislerinin hedef alınmasıyla oluşan yangınlar, zehirli gazlar ve denize karışan yakıt, hem ekosistemi hem de insan sağlığını uzun vadeli risklerle karşı karşıya bırakıyor.
ASİDİK YAĞMUR TEHDİDİ: TARIM DOĞRUDAN RİSK ALTINDA
Rafinerilerden yükselen dumanın etkisi yalnızca hava kirliliğiyle sınırlı değil. Bu durum asidik yağış riskini de beraberinde getiriyor. İklim Bilimci Prof. Dr. Doğan Yaşar, savaşların etkisinin sınırları aştığını ve ekolojik dengeyi bozduğunu şu sözlerle ifade etti:
"Savaş artık yalnızca bulunduğu ülkeyi ilgilendirmiyor. Tüm dünyayı aynı şiddette vurabiliyor."
"Vurulan rafineriden çıkan bu yoğun duman, yoğun bulut ve asidik yağmurlara neden olabilecek olan faktörler bütün tarım alanlarını çok ilgilendirir."
KAYNAKLAR SAVAŞLA TÜKENİYOR
Savaşların çevresel etkileri yeni değil. Nükleer ve kimyasal sızıntıların sınır tanımadığı daha önce defalarca görüldü. Prof. Dr. Yaşar, bu durumu tarihsel bir örnekle açıkladı:
"Zaten biz bunları daha önce yaşadık zaten. Yani bu havaya çıkan Sezyum-137, yani nükleer atıklar... Örneğin 1986 yılında Çernobil patladıktan sonra Finlandiya fark ediyor, aradan bir iki gün sonra falan fark ediyor. Önce Rusya hiçbir şey söylemiyor bu konuda, açıklama yapmıyor ama Finlandiya'daki bu yağmur toplama ve kuru hava toplama istasyonlarında Sezyum-137'nin bir anda çok yukarılara çıktığı görülüyor. Nereden geliyor derken Çernobil olayı ortaya çıkıyor."