‘Kanserim!’ diye tutturan şehzade

Sultan Abdülaziz’in, varlığını ancak tahta geçtikten sonra kamuoyuna duyurabildiği oğlu Şehzade Yusuf İzzettin Efendi (şehzadelerin çocuk sahibi olması yasaklandığından doğumu gizlenmişti), iyi eğitim görmüştü.

Lakin uzun süre sarayda veliaht olarak devam eden hayatı, ittihatçıların sıkı takibiyle adeta kâbusa dönmüş ve ruh hali bozulmuştu. Önce kanser olduğu vehmi, ardından veliahtlıktan düşürülme korkusu İzzettin Efendi'nin yaşamında derin izler bırakmıştı. Ona moral vermek için yakın devlet ricalinin ya da doktorlarının yazdığı mektuplar da ne yazık ki bir işe yaramamıştı. Veliahta gönderilen bu mektuplardan biri hocası Ahmet Muhtar Paşa'ya ait olandı. Paşa, İzzettin Efendi'yi hasta olmadığına ikna edebilmek için bir hayli dil dökmüş, mektubunda şöyle diyor: "Velinimetzadem efendim hazretleri. Mesmuatıma göre efendimizde gene bir kanser fikri tulû etmiş, hâlbuki böyle bir habisin olmadığını geçen sene teminen efendimize kasemi billah ederek yazdığım gibi beni fiiliyat dahi tasdik etti. Çünkü o vakitten beri hiç olmazsa bir yıl geçti zannederim. Hâlbuki ağız kanseri, altı aydan ziyade kimseyi yaşatmaz; anın musabı en çok altı ay yaşar. Daha şimdiye kadar yedi ay yaşayan katiyen yoktur; binaenaleyh sizde kanser olmadığına kasemi billah eder ve sizi temin ederim."

ALLAH'IN AFFINA SIĞINIYORUM

Yusuf İzzettin Efendi'nin ruhi sıkıntı yaşamasına neden olan bir diğer husus da veliahtlıktan düşürülme korkusuydu. Ahmet Muhtar Paşa, şehzadeye yazdığı başka bir mektupla böyle bir durumun yaşanmayacağını ifade etmiş, bir türlü ikna olmayan İzzettin Efendi'yi türlü türlü yeminler ederek rahatlatmaya çalışmıştı. "Veliaht-ı saltanat Yusuf İzzettin Efendi Hazretlerinin veliahtlıktan ıskatına dair Meclisi Mebusan'da ve Heyeti Âyan'da hiçbir karar ittihaz edildiyse ve bugün kendileri veliahtı saltanat değilse oğlum Bedrettin'in validesi olan yegâne haremim talâkı selâse ile benden boş olsun."

Ahmet Muhtar Paşa, Yusuf İzzettin Efendi'ye iyi bir zihin ve iyi bir fikre sahip olabilmesi için sıhhatli bir vücuda malik olması gerekli olduğunu hatırlattığı başka bir mektubunda da kendi hayatından örnekler vererek şehzadeye çeşitli tavsiyelerde bulunmuştu.

"Her akşam saat dokuz ile on arasında yani gece yarısından iki nihayet üç saat evvel yatarım, güneşin doğuşundan evvel sabah namazı zamanında kalkarım. Mevsim yaz ise biraz daha yatarım mevsim kış ise artık yatmam. (Paşa burada hamam sefasını uzun uzun anlattıktan sonra kahvaltı kısmına geçiyor.) Kahvaltı bol sütlü bir çay, bir rafadan yumurta, bir marmelat ve münasip miktar ekmektir. Bâde yazı, okumak her ne ise bir işe başlarım ve gezerim. Tâ vakti zevalde hatta ne beş dakika geri ne beş dakika ileri sofrayı on ikide hazır bulur, yemeğe otururum. Günde taamım, bir çorba, bir et, iki sebze ve bir pilav ve bir de muhallebi veya sütlaçtır. Meyve hemen hemen yemem; çünkü gaz yapar gece uykumu bozar. Bu taamı üç, üç buçuk saati müteakip bir çay içerim. Fakat çay ile bir şey yemem. Tam saat yedide akşam taamı ederim; bunda bir sebze noksandır. Bu üç taamın arasında katiyen bir şey yemem. Suya da lüzum hâsıl olmaz ancak yemeklerde pilav ile birer bardak su içerim. Bâde saat dokuz ile on arasında yatarım."

Yusuf İzzettin Efendi, maalesef etrafında bulunan erkânın iyi niyetli tavsiyelerine ve ikna çabalarına rağmen 1 Şubat 1916 tarihinde sol kolunun bileğindeki damarları keserek intihar etti. Bıraktığı veda mektubunda içinde bulunduğu duruma tahammül edemediğini, maddi sıkıntı çektiğini, intiharın da kötü bir şey olduğunu bildiğini ancak bununla beraber Allah'ın affına sığındığını belirtmiş, mektubunu da, Cenâb-ı Hak kusurumu affetsin, ifadesiyle bitirmişti. İzzettin Efendi'nin mezarı II. Mahmut Türbesi'ndedir.

Murat KUTLU / STAR

A Haber
Mobil uygulamalarımızı indirin