Ramazan’da son on günün manası! Ömrün kemale erdiği manevi hasat vakti

Giriş Tarihi:
ahaber.com.tr - Özel Haber
Ramazan’da son on günün manası! Ömrün kemale erdiği manevi hasat vakti

A Haber ekranlarında yayınlanan Sahur Vakti programına konuk olan Prof. Dr. Ekrem Demirli, Ramazan ayının manevi ikliminden Gazze ve İran'daki gelişmelere, duanın ümmeti birleştirici gücünden dindarlığın özüne kadar çarpıcı açıklamalarda bulundu. Ramazan'ın aslında ev sahibi, insanların ise misafir olduğunu vurgulayan Demirli, dinin temelinde Allah aşkının yattığını belirtti.

İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ekrem Demirli, Ramazan ayının bir "iklim" ve "ilahi nefha" olduğunu belirterek, bu mübarek zaman diliminin insanı bir nisan yağmuru gibi kuşattığını vurguladı. Sadreddin Konevi'den Yazıcıoğlu Muhammed Efendi'ye kadar kadim İslam düşüncesinin ufkunu bugünün güncel meseleleriyle harmanlayan Demirli, Ramazan'ın sadece bireysel bir ibadet değil, aynı zamanda tüm İslam coğrafyasını kapsayan büyük bir dua kenetlenmesi olduğunu ifade etti.

RAMAZAN'IN PASİF İDRAKİ VE İLAHİ NEFHALAR

Ramazan ayının son günlerine girilirken bu dönemi bir "libas" gibi kuşanmak gerektiğini belirten Prof. Dr. Ekrem Demirli, "Ben Ramazan'ı biraz böyle pasif idrak etme taraftarıyım. Yani yapıp ettiklerimizle değil de, bir libas gibi, rahmetin bizi kuşatması, mağfiretin bizi kuşatması üzerine biraz düşünürüm. Dolayısıyla hani bizim bir şey yapmamız gerekmiyor, yani iklim gibi bir şey bu. Yani bir iklimde; nisanı yaşar gibi, işte mayısı yaşar gibi falan bir iklim olarak bizi idrak ediyor, kuşatıyor" sözlerini kaydetti. Yakın zamanda Fikriyat Yayınları'ndan çıkacak olan Sadreddin Konevi'nin İlahi Nefhalar kitabına atıfta bulunan Demirli, Peygamber Efendimiz'in bir hadis-i şerifinden yola çıkarak, "Peygamber Efendimiz buyuruyor ki, 'Rabbinizin şu günlerde nefhaları vardır.' Nefha aslında Kur'an-ı Kerim'de geçen 'Ve nefahtü fîhi min rûhî' (Ruhumdan ona üfledim) ayetindeki gibidir. Nefha üflemek demek; esinti gibi veya ilham gibi, Rabbin tecellileri diyelim. Ramazan da bir nefhadır; sürekli böyle bir tecellidir, lütuftur, ihsandır" ifadelerini kullandı.

Ramazan’da son on günün manası! Ömrün kemale erdiği manevi hasat vakti - 1

İSLAM COĞRAFYASINDAKİ HÜZÜN VE DUANIN BİRLEŞTİRİCİ GÜCÜ

İslam coğrafyasında yaşanan acıların Ramazan iklimiyle birleştiği noktada "dua"nın önemine dikkat çeken Demirli, Yazıcıoğlu Muhammed Efendi'nin yüzyıllar öncesinden kurduğu bir kavrama değinerek, "Kilid-i mülk-i İslam bugün Tebriz'dir, İsfahan'dır değil mi? Yazıcıoğlu Muhammed Efendi, 1400'lü yıllarda Gelibolu'ya bakarken, burası 'kilid-i mülk-i İslam'dır' diyor ve İslam'ın istikametini gösteriyor. Bugün de diyoruz ki; bugün işte Tebriz'dir, İsfahan'dır, başka İslam coğrafyalarıdır, Gazze'dir vesaire. Bütün Ümmet-i Muhammed bugün dua ediyordur, yani herkes İran için dua ediyordur, Gazze için dua ediyordur. Bütün çekinceler paranteze alınarak dua ediliyordur" açıklamasında bulundu.

EV SAHİBİ RAMAZAN, MİSAFİR İNSANDIR

Ramazan ayının insan merkezli değil, evrensel bir zaman dilimi olduğunu hatırlatan Demirli, "Ramazan aslında evrenin bir ayıdır. Yani bu ay bizden önce vardı. Ev sahibi olan Ramazan'dır. Fakat insan paradoksal bir şekilde sanki kendini ev sahibi sayar. 'Hoş geldin ey Ramazan...' Tuhaf bir şeydir yani. Kardeşim ev sahibi olan Ramazan! O vardı, sen yoktun" sözleriyle Ramazan'ın kadim doğasına işaret etti. Gökyüzündeki hilalin yolculuğunu insan ömrüne benzeten Demirli, "Ramazan'ın hilalinin yolculuğu, ömrümüzün yolculuğudur. Kademe kademe büyüyen ömrümüzü ve kemale eren, ondan sonra da böyle azalmaya başlayan ömrümüzü temaşa ediyoruz" dedi.

Ramazan’da son on günün manası! Ömrün kemale erdiği manevi hasat vakti - 2

BİREYSELLİKTEN ÜMMET BİLİNCİNE: ENFÜS VE AFAK DENGESİ

İbadetin özündeki ferdiyet ile toplum bilinci arasındaki dengeye değinen Prof. Dr. Demirli, "Dinin büyüklüğü ufkumuzu genişletmesidir. Başımızı kendi kişisel hayatımızdan kaldırarak büyük dünyaya bakabilmeyi öğrenmektir. Buna dinde 'enfüs-afak dengesi' diyor olmalıyız. Eğer bizim bireysel hayatımız olmazsa hayatın gerçekliğini anlayamayız. Ama büyük hayatı anlamazsak, bu kez de enfüste boğuluruz" değerlendirmesini yaptı. Orucun bireysel bir yalnızlık ve ferdiyet içerdiğini, ancak dua vasıtasıyla iki buçuk milyar insanla bir gönül bağı kurulduğunu belirten Demirli, "Siz zihninizde 'Ya Rabbi müminlere şunu nasip et' dediğinizde, en azından iki buçuk milyarlık bir ilişki ağına çıkıyorsunuz. Böyle bir dua kenetlenmesi yaşıyor olabiliriz" ifadelerini kullandı.

"DİNDARLIK ALLAH AŞKIDIR"

Dindarlığın temel motivasyonunun korku değil, Allah aşkı olması gerektiğini vurgulayan Demirli, "Dindarlık, Allah aşkı demektir, Allah'ı sevmek demektir. Diğerleri tezahürdür, diğerleri neticedir. Modern çağda, antropolojik araştırmalar ortaya çıktığında korku faktörü üzerinde çok durulmuştur. Pagan toplumlarda böyle bir korku temelli dindarlık oluyor" dedi. Sahih dini inançtan ayıran çizginin "Ed-Din" kavramı olduğunu belirten Demirli, "Müslüman toplum dini konuşurken, herhangi bir dini konuşuyor olmamalıyız. 'Sahih' dini konuşuyor olmalıyız. Ben şahsen 'Ed-Din' kelimesini savunuyorum, yani sahih olanı, Rene Guenon'un ifadesiyle tradisyonu (geleneği) savunuyorum" sözleriyle konuşmasını sonlandırdı.

Mobil uygulamalarımızı indirin