Hasan Kaçan: Deniz Baykal parti lideri olsa Afrin operasyonunda devletin yanında olurdu
Sevilen oyuncu Hasan Kaçan, GÜNAYDIN'a özel açıklamalarda bulundu. Türkiye'deki solun en büyük probleminin kendi içindeki samimiyetsizliği ve tutarsızlığı olduğuna işaret eden Kaçan, "Zaten samimi olsa halk, sol partileri iktidara taşırdı" dedi. Deniz Baykal'ın şimdiki CHP yönetimine oranla daha yerli ve milli olduğunu söyleyen ünlü oyuncu; AK Parti ve MHP'nin Türkiye'nin geleceği için birlikte hareket ettiğini belirtti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın her kesimden insanın sevgisini ve saygısını kazanarak siyasette başarılı olduğunu sözlerine ekleyen Kaçan, "Erdoğan şu an bir dünya lideri" dedi...
Karikatüristlikten oyunculuğa, yapımcılıktan senaristliğe kadar birçok farklı kimliğe sahipsiniz. Bugüne kadar çok beğenilen işlere imza attınız. Mesleki açıdan bu kadar üretken olmayı neye borçlusunuz?
Bu çeşitlilik benim tercihim değil, kadere bağlıyorum açıkçası. Karikatüristliği bıraktıktan sonra köşe yazarlığı yapmaya başladım. Sonra televizyona bulaştım hasbelkader. 1994'te Kanal 7'de talk show tarzı bir program yapmaya başladım. Programa çok özel konuklar katıldı. Orada Barış Manço'dan Cem Karaca'ya kadar birçok ismi ağırladım. Belediye Başkanlığı döneminde Sayın Cumhurbaşkanımız da konuk olmuştu hatta. Program sunuculuğundan sonra Osman Sınav ile tanıştık, 'Ekmek Teknesi' adlı dizide yer aldım. Dizinin senaryo ekibindeydim aynı zamanda. Oyuncu olmak aslında hiç aklımdan geçmiyordu, tesadüfen yer aldım dizide. Aslında ilk oyunculuk teklifi bu diziden yıllar önce, Barış Pirhasan aracılığıyla 'Adı Vasfiye' filmi için Atıf Yılmaz'dan gelmişti. Müjde Ar'la başrol oynamam istendi ama filmin bazı sahneleri yüzünden bu teklif ailede kabul görmedi. Aradan yıllar geçtikten sonra da 'Heredot Cevdet' karakteri ile oyuncu oldum. Oynadığım karakter de çok sevildi. 'Kader gayrete aşıktır' derler; sanırım gayretli bir insan olduğum için de kader karşıma böyle fırsatlar çıkardı. Ben kenar mahallede büyümüş, erkek berberi bir babanın oğluyum. Hayal edemediğim yerlere geldim.
Karikatüristliği bırakmak zorunda kalmıştınız. Bunun nedenini öğrenebilir miyim?
17 yaşında Gırgır dergisinde çizmeye başladım. Büyüdüğüm mahallenin, yetiştiğim ailenin dünyaya bakışından çok farklıydı mizah dünyası. Bambaşka bir hayat vardı orada. Mizah dünyasında sol görüş hakimdi. Çoğu okuyarak ya da araştırarak mı edindi bu dünya görüşünü? Sanmıyorum. Sloganlarla, ezberlerle hareket ediliyordu. Belli bir yaşa geldiğim zaman bu durumu sorgulamaya başladım. Yaptığım işi ve arkadaşlarımı çok seviyordum ama içimi de rahatsız ediyordu bu durum. O dönemdeki sol çevreler; sadece onlardan olmayanlara karşı değil, yerli olan herkese karşıydılar. Örneğin bugün 'baştacı' olan Oğuz Aral'a karşı da dışlayıcı bir tavır içindeydiler. Gırgır'ın çok geniş bir okuyucu kitlesi vardı. Sağcısı da, solcusu da okuyordu dergiyi. O keskin dönem için çok önemliydi Gırgır'ın bu birleştirici yanı. Gırgır'ın bu özelliği, belirli sol çevrelerin hiç hoşuna gitmiyordu. O yüzden Oğuz Aral'a da alaycı bir üslupla yaklaşıyorlardı. Oğuz Aral 'kral', biz çizenler 'Kralın soytarıları'ydık. Gırgır'ın halka yakın olması, 'yerli ve milli' duruşu hoşlarına gitmedi. Bu kesim o dönem kendi içinde de çok parçaya bölünmüştü. 80 öncesi sol grupların etkinliklerinde ne Türk bayrağı, ne de Atatürk resmi görebilirdiniz. Stalin, Lenin, Kızıl Ordu bayrağı; ne aramazsanız vardı. Ne hikmetse şimdi Atatürk'e, Türk bayrağına aşırı duyarlıymış gibi davranıyorlar. Yalan. O dönem sadece bayrağımızı sahiplenmeniz bile 'faşist' olarak yaftalanmanıza yeterdi. İşte bu samimiyetsizlikten hoşlanmıyorum. Şimdi de bu kesimler, bir de 'Baskı var' diye isyan ediyor sözde. O dönemleri unuttular galiba. Hele de dindar insanlara yapılan baskıyı hiç görmediler.
SİVRİ ÇIKIŞLAR HİÇ HOŞ DEĞİL
Bunu biraz daha açar mısınız?
Efendim baskı olsa kimse, neredeyse vatana millete ihanet derecesinde terör örgütlerini öven yazılar yazabilir mi? Çatır çatır yazıyorlar. Bir de şimdi 'Kutuplaşıyoruz' diyorlar. Siz bu ayrışmayı, kutuplaşmayı yıllar önce yaptınız. Eskiden ezdiğiniz, yok saydığınız, görmezden geldiğiniz insanlar seslerini çıkarmıyorlardı. Vuruyordun ensesine, kısıyordun sesini. Şimdi artık seslerini çıkarıyorlar, haklarını savunuyorlar diye 'Kutuplaştık' diyorsunuz. Bu insanları yok saydınız ama şimdi onların da kendi haklarına sahip olmasının, seslerini duyurmasının adı 'kutuplaşma' mı oldu?