Dışişleri Bakanı Fidan: İsrail Türkiye'yi yeni düşman olarak ilan etmenin arayışında
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Orta Doğu'da yaşanan savaşa yönelik önemli açıklamalarda bulundu. Bakan Fidan ABD ile İran arasındaki savaşın daha büyük bir çatışmaya dönebileceği konusunda uyarırken artık kalıcı ateşkese varılması gerektiğini vurguladı. Fidan ayrıca bölgedeki denklemin giderek daha da karmaşıklaştığının altını çizerken Türkiye'yi savaş dışında tutmak için çabaladıklarını belirtti. İsrail'in düşmansız yaşayamayacağını söyleyen Fidan "Türkiye'yi yeni düşman ilan etme arayışında olduğunu görüyoruz" dedi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Anadolu Ajansı Editör Masası'na konuk olurken gündeme ilişkin soruları yanıtladı, değerlendirmelerde bulundu.
Fidan, İran ile ABD arasında Pakistan'ın başkenti İslamabad'da yapılan müzakereleri değerlendirerek, dün itibarıyla tarafları aldıkları mesafeyi kamuoyuyla paylaştıklarını, öncesinde de olduğu gibi ortaya çıkan tabloda Türkiye'nin ne yapabileceğini ve katkısının ne olabileceğini değerlendirmek, müzakerenin nerede tıkandığına bakmak için dün gün boyu müzakerede bulunan taraflarla iletişim halinde olduklarını söyledi.
Gelinen noktada ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in müzakerelerin ardından basın toplantısı düzenlediğini belirten Fidan, Vance'in açıklamalarının masaya bir teklif getirdiklerine ve nükleer konuda genel itibarıyla bir tıkanma olduğuna işaret ettiğini aktardı.
Fidan, taraflarla konuşulduğunda esas itibarıyla bu konuda şu anda belli teklifler olduğuna işaret ederek, uzun zamandır edindiği birçok müzakere tecrübesinden yola çıkarak tarafların başlangıç pozisyonlarını ortaya koyduklarını ve bunun normal olduğunu dile getirdi.
"ATEŞKES KONUSUNDA İKİ TARAF DA SAMİMİ"
Fidan, "Başlangıç pozisyonları her zaman için biraz maksimalist olur. Daha sonra taraflar arabulucuların desteğiyle bir noktada buluşturmaya çalışırlar. Yeter ki ateşkese ulaşmada, devam ettirmede, daimi kalıcı niyetleri olsun. Benim gördüğüm şu anda her iki taraf da ateşkes konusunda samimi, ihtiyacın farkında." diye konuştu.
Her zaman için bir İsrail faktörü olduğunu dile getiren Fidan, "İsrail'in buradaki oyun bozanlığını hep hesapta tutmak gerekiyor. Biz bunu Amerikalılara da diğer taraflara da sürekli söylüyoruz. Ama an itibarıyla Amerikalılar da İranlılar da kendi evlerine gittiler. İranlılar özellikle Amerikalıların yaptığı teklifi değerlendirecekler. Bir cevap verecekler diye düşünüyorum." ifadelerini kullandı.
Fidan, ateşkesin süresine ilişkin, "Müzakere edilen konu başlıklarına baktığınız zaman bunların 15 gün içerisinde nihai bir imzalanacak belgeye bağlanması teknik olarak da mümkün olmayabilirdi." şeklinde konuştu.

"İLAVE ATEŞKES GÜNDEME GELEBİLİR"
Türkiye'nin her zaman için bunun ipucunu verdiğini kaydeden Fidan, tarafların iyi gittiği takdirde 45 veya 60 gün müzakerelerin devam edebilmesi için ilave bir ateşkesin gündeme gelebileceğini vurguladı.
Fidan, "Nükleer konuda olay 'ya hep ya hiç'e dönerse, özellikle zenginleştirmeyle ilgili konuda, orada bir ciddi engelle karşılaşabiliriz diye düşünüyorum. Bunu da bazı arabulucuların ve diğer ülkelerin desteğiyle aşmaya çalışacağız." dedi.
"HÜRMÜZ'DE KİMSE PARA ÖDEMEMELİ"
"Hürmüz Boğazı üzerindeki kilitlenmenin nasıl çözüleceğinin" ve Türkiye'nin yaklaşımının sorulması üzerine Fidan, "Şimdi Hürmüz Boğazı aslında savaşın bölgesel bir savaş olmadığını, küresel etkileri olan bir savaş olduğunu da gösteren en önemli örnek." yanıtını verdi.
Fidan, Hürmüz Boğazı'nın dünya doğal gaz ve petrol ihracatının yüzde 20 ila 25'inin yapıldığı bir yer olduğunu belirterek, bunların sadece doğal gaz ve petrol alımı değil yan sanayi petrokimya tesislerinde üretilen birçok ürünün de ham maddesini teşkil ettiğini söyledi.
Bakan Fidan, "Çok büyük bir lojistik zincirinin, üretim ve sanayi altyapısının aslında inkıtaya uğramasıyla karşı karşıyayız burada. Dünya piyasalarının bunu bu kadar yakından hissettiği bir yerde, global bir ilginin, global bir çözüm arayışının olması normal." ifadelerini kullandı.
Ateşkesle beraber Hürmüz Boğazı'nın açılması, her iki tarafın da ateşkese riayet etmesi prensibinin geliştirildiğini vurgulayan Fidan, "Şimdi Hürmüz Boğazı bundan sonra nasıl işletilecek diye bir soru var. Bütün bölge ülkeleri ve dünyanın istediği Hürmüz Boğazı, uluslararası geçişleri tamamıyla serbest olan yani hiçbir ülkenin burada herhangi bir para ödeme durumunda kalmadan geçmesi ve geçişinde engellenmemesi gerekiyor. Genel kabul bu, yani savaştan önce olduğu gibi." diye konuştu.
"SERBEST GEÇİŞLE İLGİLİ BİR SIKINTI OLMAZ"
İranlıların ateşkes anlaşmasının veya ileride yapılacak barış anlaşmasının bir parçası olarak Hürmüz Boğazı ile ilgili belli talepleri gündeme getirdiğini aktaran Fidan, "Benim gördüğüm yani serbest geçişle ilgili bir sıkıntı olmaz. Yani orada da gerekli şartlar sağlandıktan sonra burada bir sıkıntı olmaz." dedi.
Fidan, bundan etkilenen Avrupa ülkeleri, Asya Pasifik'te Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore'nin bu sorunun çözümü için arayış içinde olduklarını belirterek, şunları kaydetti:
"Avrupa'da Fransızların, İngilizlerin teklif ettiği modeller var. Bazılarında, 'Uluslararası güç oluşturalım, gemilerin geçişini biz uluslararası güç olarak buradan mümkün kılalım. Savaşta ateşkes olmuş, olmamış, devam etmiş, etmemiş. Biz ülkelerin anlaşma takvimine bağlı kalmaya sabredecek bir ekonomik dayanıklılığımız yok. Kırılganlık çok fazla bütün ülkeler üzerinde. Bunun açılması lazım' yaklaşımı var. Haklı olarak böyle bir yaklaşım da var."
Fidan, öte yandan tarafların şu anda görüştüğünü ve herkesin ciddiyetin farkında olduğunu belirterek, "Bu mümkün, yakında olacak diye bir beklenti de var. Şimdi Başkan (Donald) Trump'ın yaklaşımı burada uluslararası bir güç oluşturup, bu güç vesilesiyle herkesin ihtiyacı olan bir çözümü getirmeye çalışırken Avrupalılar hiç bu konuya girmek istemiyorlar." ifadelerini kullandı.
Burada ince bir çizginin olduğunu, "Hürmüz Boğazı'nın açık tutmasını sağlamakla İran'a karşı yürütülen savaşın bir parçası olma" gibi bir durumun söz konusu olduğunu kaydeden Fidan,"Hiçbir ülke İran'a karşı yürütülen savaşın parçası olmak istemiyor. Bunu Avrupalılar da açıktan söylediler." diye konuştu.

"BUNUN AŞILMASI İÇİN HERKESİN ELİNDEN GELENİ YAPMASI LAZIM"
Bakan Fidan, Türkiye'nin duruşunun, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başından beri ortaya koyduğu "Türkiye'yi savaşın dışında tutma politikası" olduğunu dile getirdi.
Öte yandan Hürmüz Boğazı'ndaki durumun küresel piyasalarda çok ciddi etkisi olduğuna işaret eden Fidan, bu durumun çözülmesi için Türkiye'nin her türlü katkıyı sağladığını vurguladı.
"BİZ HÜRMÜZ'E ÇOK DA BAĞLI DEĞİLİZ"
Fidan, "Bunun aşılması için herkesin elinden geleni yapması lazım. Biz Türkiye olarak enerji güvenliğimiz, enerji arzı açısından Hürmüz Boğazı'na çok fazla bağlı değiliz." dedi.
Türkiye'nin elektrik üretiminde doğal gazın payının düştüğünü, yenilenebilir enerji oranının özellikle son 20-23 yılda inanılmaz derecede arttığına dikkati çeken Fidan, "Fakat biz fiyatlar üzerine olan etkisinden dolayı, dolaylı etkisini hissediyoruz Hürmüz Boğazı'ndaki kapanmanın. Çünkü bizim aldığımız enerjinin bize gelmesinde problem yok ama fiyatında bu sefer problem oluyor. Bu da ekonomiye uzun vadede yük bindirir." değerlendirmesini yaptı.
Fidan, Hürmüz Boğazı'ndaki kapanmanın bu şekilde devam etmesi durumunda, Avrupa ve Asya Pasifik'te fiyatlara yük binmesinin yanı sıra enerji arzıyla da ilgili gelecek dönemde sıkıntı yaşanabileceğine dikkati çekerek, Rusya-Ukrayna Savaşı ile beraber Rus enerji kaynaklarının uluslararası piyasalara iletilmesiyle ilgili ciddi sıkıntılar yaşandığını hatırlattı.
Beş yıl önce başlayan bu kriz anını özellikle Avrupa merkezli marketlerin yönetmesinin oldukça zaman aldığını kaydeden Fidan, "Şimdi üstüne böyle bir krizin gelmesi, başta Asya Pasifik olmak üzere diğer marketleri de etkileyecek bir olay. Hatta öyle ki Afrika'daki belli ülkelerde, 40-45 milyon kişiyi etkileyecek bir kıtlık ve açlık meselesine de sebep olabilir." değerlendirmesini yaptı.
Fidan, ayrıca Hürmüz Boğazı'ndaki geçiş meselesinin Türkiye'nin çok uzun zamandır ortaya koyduğu bazı bölgesel bağlantısallık projelerinin önemini de ortaya çıkardığını vurguladı.
"BİZİM DURDUĞUMUZ YER (HÜRMÜZ BOĞAZI'NIN) BARIŞ YOLUYLA BURANIN AÇILMASI"
Bölgede uluslararası gücün konumlanmasının İran tarafından nasıl karşılanacağını ve Türkiye'nin bu konudaki yaklaşımının sorulması üzerine Fidan, bu konunun henüz ciddi şekilde tartışılmadığını belirtti.
Fidan, şunları kaydetti:
"Bu konuda bizim durduğumuz yer barış yoluyla buranın açılması, tarafların bu konuda müzakerelerini tamamlaması. Çünkü her taraf bunun farkında. Bunun devam ettirilemeyeceğini görüyorlar. Uluslararası bir silahlı barış gücüyle buraya müdahil olmanın şu anda çok fazla zorlukları var. Özellikle savaş devam ederken, bu nereye kadar daraltılacak, nereye kadar genişletilecek? Onun için birçok ülkenin buna gönüllü olmadığını görüyoruz. Ama bu tartışılan bir konu, bu devam ettirilemez."
Fidan, Türkiye'nin bu konudaki duruşunun, İran'la gerekli müzakerelerin yapılması, ikna yöntemlerinin kullanılması ve Hürmüz Boğazı'nın bir an önce açılması olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:
"Ben, müzakere sonuçlandığı zaman Boğaz'la ilgili bir sorun kalacağına inanmıyorum açıkçası. Bütün değerlendirmelerimiz o yönde. Burada yeter ki müzakere bir yere ulaşsın. İranlılar bir tarafını tıkıyorlar ve istediklerini geçiriyorlar. Buna mukabil, bölgedeki boğazın fiili kontrolüne ele almış gözüktüğü için Amerikalılar da geliyorlar diyorlar ki, tamam benim istediklerimi sen geçirmiyorsun, sen kendi istediklerini geçiriyorsun, ben de boğazın öbür tarafına geleceğim, senin istediklerini de ben geçirmeyeceğim. Şimdi bu karşılıklı bir alanda pozisyon almayla alakalı bir durum. Tarafların birbirini mevcut hamlelerle bir dengeleme arayışı var. Yani birisi bir hamle yapıyor, diğeri öbür hamleyle o hamleyi biraz daha etkisiz hale getiriyor."
Fidan, Hürmüz'ün açılmasıyla ilgili sorun görmediğini belirterek, "Sorun, bundan sonra Hürmüz'ün regülasyonuyla ilgili bir önerme getirecek mi birisi? Özellikle İran. 'Ya bu zamana kadar Hürmüz Boğazı böyle geldi ama bundan sonra ben burada daha aktif ve söz söyleyen biri olmak istiyorum veya para alan biri olmak istiyorum' durumuna gelecek mi? Şimdi benim konuştuğum bölge ülkeleri haklı olarak tek bir konuda endişeliler. Yani burada savaştan önceki rejim neyse, savaştan sonraki rejimin de aynı olması konusunda büyük bir çıkarları, istekleri var." diye konuştu.
Hürmüz Boğazı'nın uluslararası serbest geçiş bölgesi olduğunu vurgulayan Fidan, "Bu serbest seyrüsefer emniyetinin ihlal edilmiş olması veya inkıta uğratılması tarafların görmek istediği bir şey değil özellikle orada ihracat yapan, ithalat yapan (tarafların). Bir de sadece ihracat yok gaz, ihracat, Körfez ülkelerine gelen, başta gıda ve diğer hususlar olmak üzere birçok konu deniz yoluyla oradan geliyor. Şu anda belli ülkelerdeki gıda fiyatlarının da artmasının sebebi navlun bedellerinin daha yüksek hale gelmesi. Eskiden gemiyle çok oturmuş güzergahlardan gelen, belli sürelerde ne zaman, nasıl geleceği belli olan malzemelerin, gıdanın şimdi gelmesinde sorun çıkması da bir takım şeyleri etkiliyor. Ama herkes bütün bu sıkıntılara geçici olduğu varsayımıyla katlanıyor." ifadelerini kullandı.
DAHA BÜYÜK ÇATIŞMALAR "MÜMKÜN"
Bölgedeki mevcut sürecin nereye evrileceği ve bölge için daha büyük, kalıcı çatışmaların mümkün olup olmadığına ilişkin soruya Fidan, "Mümkün. Yine aynı yerdeyiz maalesef. Şu anda 7 Ekim'den sonra başlayan süreçte İsrail'in ortaya koyduğu yayılmacı politika çoğu zaman Amerika'yı, zaman zaman başka ülkeleri de yanına alarak alet etmesi ve bu politikayı çok büyük bir ısrarla devam ettirmesi bölgede belli fay hatlarını, zaten kırılgan olan zemini daha da kırılgan hale getiriyor." yanıtını verdi.
Fidan, Hürmüz Boğazı örneğinde görüldüğü gibi olayın giderek daha küresel etki kazandığını belirterek, "Taraflar burada aslında sizin bizim çok fazla üstünde durmadığımız bazı konularda şey yapabiliyorlar. Başka bir aktörün Çin'le hesabı var, bakıyor ki buradaki tıkanıklık aslında Çin'i gerileten bir husus. Aslında tıkanıklık fena da olmayabilir." ifadelerini kullandı. Küresel bir sıkıntıda, ilk başta dikkati çekmeyen ama başka aktörlerin işine yarayacak çok fazla senaryo ortaya çıktığını kaydeden Fidan," Dolayısıyla giderek daha karmaşık ve yönetilmesi zor bir hale gelen bir denklemle karşı karşıya kalıyoruz." dedi. Bölge ülkeleriyle bu konuda atılması gereken adımlara yönelik zihinlerinin çok net olduğunu vurgulayan Fidan, "Elimizdeki savaşın bir an önce kalıcı barışa, ateşkese dönüşmesi gerekiyor. O konuda yoğun bir çaba içerisindeyiz açıkçası. Bunu inşallah başardığımız zaman yani savaş sonrası dönemde bölgede yeni bir düzenin daha kalıcı ve istikrara zemin hazırlayıcı bir halde olmasını diliyorum." değerlendirmesini yaptı.
İSRAİL'İN LÜBNAN PLANI
Fidan, "ABD-İran geçici ateşkesi duyurulduktan hemen sonra, İsrail Lübnan'a en şiddetli saldırılarından birini başlattı. Bu hafta taraflar, Lübnan ve İsrailli yetkililer, Washington'da bir araya gelecekler. İsrail, Lübnan'da ve Lübnan üzerinden bölgede nasıl bir planı yapıyor? Lübnan bu ateşkese dahil edilmeden ABD-İran ateşkesi sürdürülebilir mi? Türkiye bu tıkanıklığın aşılmasında nasıl bir inisiyatif alabilir?" sorusunu şu yanıtı verdi:
"Lübnan'daki olaylara baktığınız zaman, aslında İsrail işgaline baktığınız zaman, bu İsrail'in bölgesel yayılmacılığının bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. Burada çok tanıdık bir senaryo var. İsrail, Lübnan'da belli bir nüfusun yaşadığı yeri sürekli bomba altına alıyor. 1 milyondan fazla insan şu anda yerlerinden edilmiş durumda."
İsrail'in, Lübnan'da yaptıklarının Gazze'de yaptığına benzediğini belirten Fidan, İsrail'in Lübnan'da belli bir bölgeyi insansızlaştırmak için konut, altyapı, yol, su ve köprüleri yok ettiğini kaydetti.
Fidan, bu geniş yayılma hamlesiyle yerlerinden edilmiş insanların aslında çok daha büyük bir trajedinin parçası olduğunu vurgulayarak, bunun bölgesel büyük bir çatışmayı beraberinde getirebileceğine dikkati çekti.




