Fotoğraf-AA
"SDG'NİN VARLIĞINI KÜRTLERİN KAZANIMLARI GİBİ SUNMAK BÜYÜK HAKSIZLIKTIR"
Üçüncü tehdit, SDG, PYD yapılanması çerçevesinde SDG terör örgütünün ortaya koyduğu bir takım aktiviteler olduğunu ifade eden Çelik şöyle devam etti:
"Burada aynı Lazkiye'deki, aynı güneydeki durum gibi, Suriye'nin kuzey ve kuzeydoğusunda bir terör örgütü olarak SDG faaliyet göstermektedir. Yaptığı işi Kürtlerin kazanımı olarak sunması tıpkı Lazkiye'deki, güneydeki Dürzi bölgesindeki durum gibi son derece yanlıştır. Silah bırakmamak, terör örgütünü tasfiye etmemek, terör örgütünün varlığına son vermemek için çaba gösteren SDG adına konuşanların kullandığı argümanlardan bir tanesi, Lazkiye'deki Alevi, Şii, Nusayri kardeşlerimizin tehdit altında olduğu, güneyde Dürzi kardeşlerimizin tehdit altında olduğu ve kuzeydoğu'da Kürt kardeşlerimizin tehdit altında olduğu ve bu tehdidin de Şara hükümetinden kaynaklandığı şeklinde bir yaklaşım sergiliyorlar. Tabi bu bir mantık yürütme değil, bu bir terör argümanı esasında. Nasıl ki Lazkiye'deki Esad artığı bazı Şebbihalar, Alevi, Nusayri, Şii kardeşlerimizin hakkını temsil etmiyorsa, onların hukukunu temsil etmiyorsa, aynı güneydeki Siyonist ayrılıkçılık aynı şekilde, burada SDG'nin de herhangi bir şekilde varlığını ve terör eylemlerini Kürtlerin kazanımları gibi sunmak Suriye'deki Kürt kardeşlerimize çok büyük haksızlıktır. Hiçbir terör örgütü hiç kimsenin kazanımı olmamalıdır. Birileri bir terör örgütünü, bir etnik grubun, dini grubun kazanımı olarak sunuyorsa; bilelim ki orada o etnik grubun ya da o dini grubun merceğinden bakarak, onların haklarını savunma merceğinden bakarak konuşmuyordur. O terör örgütünün terör faaliyetlerinin merceğinden bakarak temsil ettiğini iddia ettiği etnik ya da dini grubu istismar etmeye dönük olarak bir yaklaşım sergiliyordur."
Fotoğraf-AA Arşiv
SDG'NİN SURİYE'DE VARLIĞINI SONA ERDİRMESİ GEREK
AK Parti Sözcüsü Çelik, "Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge dediğimizde tablo açıktır. Irak'ın tamamında terör örgütünün tasfiyesinin tamamlanması için tasfiyenin bir retorik olarak kalmaması, varlığının tamamen sona ermesi için Irak'ın tamamında silah bırakılması gerektiği gibi aynı şekilde Suriye'de SDG terör örgütünün varlığının sona ermesi gerekir." değerlendirmesinde bulundu.
Suriye'de esas olanın, 10 Mart Antlaşması'nın uygulanması ve silahların bırakılması olduğunu belirten Çelik, "10 Mart Antlaşması esasında silah bırakmayı öngörüyor. 2'nci maddesi Suriye Kürtlerinin bütün haklarını, hukuklarını esas alan ve koruyan bir atıf yapıyor. 7'nci maddesinde ise her türlü bölünmeye, nefret suçuna ve diğer yaklaşımlara karşı Suriye'nin birliğini, dirliğini savunan bir çerçeve ortaya koyuyor." diye konuştu.
Terör örgütü SDG'yi demokrasi kelimesiyle yan yana getirmenin çok büyük bir yalan olduğunu vurgulayan Çelik, şunları kaydetti:
"Esasında bu örgütlerin dilinden demokrasi vurgusu düşmüyor. Tabii ki hepimiz, Türk, Kürt, Arap Sünni, Şii, Alevi, Nusayri, Dürzi, Ezidi, Süryani, bütün unsurların eşit vatandaş olarak Suriye'nin geleceğine imza atmasını istiyoruz. Ama demokrasi vurgusu yapıp, ardından sözde kantonlar oluşturarak oradaki demografiyi değiştirmek, yerel halka çok açık ve görünür baskılar yapmak, petrol gelirleri vasıtasıyla orada bir terör devletçiliği kurmak gibi şeyler kesinlikle adem-i merkeziyetçilik olarak kodlanamaz, adı böyle koyulamaz."
Suriye'nin toprak bütünlüğü ve egemenliğini en güçlü şekilde savunduklarının altını çizen Çelik, "Tek ve bölünmez bir Suriye istiyoruz. Bunun tek vatan, tek ordu, tek devlet anlayışı çerçevesinde gerçekleşmesi gerekir. Tabii ki etnik grupların, dini grupların hakları güvence altında olmalıdır." dedi.
Fotoğraf-AA
"ODAĞIMIZ EN BAŞINDAN İTİBAREN TERÖRSÜZ TÜRKİYE'DİR"
Çelik, 10 Mart Anlaşması'na imza atan SDG'nin bunu uygulamaktan kaçmaya çalışmasının başka bir niyeti gösterdiğine işaret ederek, şunları kaydetti:
"Terör örgütünün silah bırakması ve varlığını sonlandırması Suriye'deki Kürt kardeşlerimiz açısından da son derece kıymetli olacaktır. Terör örgütünün varlığını Kürtlerin kazanımı gibi sunmak, Suriye'deki Kürt kardeşlerimize yapılacak en büyük kötülüktür. Bugün Suriye'nin kötülüğünü isteyenler Lazkiye'de ayrı bir devletçik, güneydeki Dürzi bölgesinde ayrı bir devletçik, kuzeydoğuda ayrı bir devletçik istiyorlar. Bunun enstrümanı Lazkiye bölgesinde hiçbir şekilde Şii ve Alevi kardeşlerimizi temsil etmeyen bir takım Esad artıklarının faaliyetleridir. Güneyde hiçbir şekilde Dürzi kardeşlerimizi temsil etmeyen ayrılıkçı Siyonist Dürzi liderin yaptıklarıdır. Aynı şekilde hiçbir şekilde Kürt kardeşlerimizin kazanımı olarak sunulmayacak SDG'nin faaliyetleri üzerinden bunu gerçekleştirmek istiyorlar. Bu, Suriye'nin bugününe de geleceğine de zarardır."
Terörsüz Türkiye konusundan yol haritasının işlemeye devam ettiğini belirten Çelik, "Terörsüz Türkiye hem içeriği bakımından hem zamanlaması bakımından hem de yakın bölgemizdeki krizleri sona erdirme, farklı etnik ve dini gruplardan kardeşlerimizin geleceğine hayırlı bir imza atılması açısından son derece yerinde bir yaklaşımdır. O sebeple bunun üzerinde hassasiyetle durmalıyız." dedi.
Kimsenin kendi marjinal siyasi ajandasını ya da başka hesapları bu işin içine katmaması gerektiğini vurgulayan Çelik, "Her zaman söylediğim gibi odağımızı kaybetmemeliyiz. Odağımız en başından itibaren Terörsüz Türkiye'dir, terörsüz bölgedir. Dolayısıyla bunun da ana omurgasını terör örgütünün feshi ve silah bırakmasının tam anlamıyla gerçekleşmesidir." değerlendirmesinde bulundu.
"BAŞKA AJANDALARIN KARIŞTIRILMASINA MÜSAADE ETMEYECEĞİZ"
Türk Silahlı Kuvvetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı'nın sahayı güçlü bir şekilde taradığını ifade eden Çelik, şunları kaydetti:
"Hem silah bırakma yönündeki faaliyetler kayda geçirilmektedir. Hem de silah bırakmanın tersine bir takım tahkimatlar varsa onlar da yakinen takip edilmektedir. Şimdiye kadar çok sayıda açıklamayla buna destek verilmesi son derece önemlidir. Sayın Devlet Bahçeli'nin tarihi çağrısıyla yepyeni bir fırsat penceresi açılmıştır. Hem Türkiye için hem yakın bölgemiz için Cumhurbaşkanımızın devlet kurumlarına talimatıyla bütün devlet kurumlarının odaklandığı bir mesele olmuştur. Aynı şekilde yüce Meclis'in kurulan komisyon vasıtasıyla sürece vaziyet etmesi, meseleye dönük yol haritasının oluşturulmasını sağlamıştır. Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedefi ana odağımız olacak. Buna başka ajandaların karıştırılmasına, marjinal gündemlerin sokulmasına, bu gündemin önüne başka engeller çıkarılmasına kesinlikle müsaade etmeyeceğiz."
"Terörsüz Türkiye" sürecine karşı olanların eleştirilerini de dinlediklerini ve değerlendirmeye çalıştıklarını belirten Çelik, şunları kaydetti:
"Tek vatan, tek millet, tek devlet, tek bayrak ilkesini şiar edinmiş Cumhur İttifakı'na herhangi bir şekilde siyasi iftira atmak için bunlar yapılıyorsa, tabii ki bunu kayda değer bulmuyoruz. Ama birkaç haftadır başka bir eğilim ortaya çıktı. Süreçten yana olduğunu söyleyip AK Parti'yi suçlamak, Cumhur İttifakı'nı suçlamak, AK Parti'ye ödev vermek, AK Parti'ye karşı olduğunu özellikle belirtmek zorunda hissetmek gibisinden bir eğilim ortaya çıktı. Burada tabii partimize dönük birtakım cümlelerin kurulduğunu, partimize dönük birtakım haksız ve siyasi iftira anlamına gelecek değerlendirmelerin de yapıldığını görüyoruz. Tabii ki bunların hepsine verecek cevabımız var. Süreçten yana gözüküp odağımızı kaybettirmek isteyenlere karşı da hassas olmalıyız. Ana yolda tutmalıyız süreci. Otobanda tutmalıyız. Yan yollara sapılmasını engellemeliyiz."
"GÜNEY KIBRIS RUM YÖNETİMİNİN YAPTIĞI İŞGALCİLİKTİR"
Güney Kıbrıs Rum kesiminin bazı ülkelerle münhasır ekonomik bölge anlaşması yaptığına dikkati çeken Çelik, bu kapsamda son olarak Lübnan ile bir anlaşma yapıldığını anımsattı.
Güney Kıbrıs Rum kesimi ile Lübnan arasındaki söz konusu anlaşmanın baştan aşağı hukuksuz olduğunu vurgulayan Çelik, "Güney Kıbrıs Rum yönetiminin yaptığı tamamen işgalciliktir. Başka bir şey değildir. Bu, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin egemenlik haklarını gasbetme girişimidir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni yok saymaya çalışan, Türkiye'yi görmezden gelmeye çalışan hiçbir yaklaşımın burada bir geleceği olmayacaktır." diye konuştu.
Ömer Çelik, şunları ifade etti:
"Güney Kıbrıs Rum yönetiminin bu faaliyetini görüyoruz. Son zamanlarda da Rum tarafını, Rum tarafının yaşadığı bir bölge olmaktan çıkarıp bazı ülkelerin askeri üssü ve karargahı haline getirmeye çalışıyorlar. Bunlar da beyhude çabalardır. Lübnan'da da bu anlaşma tartışılıyor. Çünkü bu anlaşma Lübnan'ın aslında deniz yetki alanlarından büyük bir kaybın ortaya çıkmasını doğurdu. Dolayısıyla Lübnan iç siyasetinde de bu soruluyor. Yani niye bu ortaya çıktı gibisinden... Bazı yorumcular, Avrupa Birliği'nin 1 milyar avroluk yardım paketinin söz konusu olduğunu, Rum kesiminin de burada Lübnan'ı istismar etmeye çalıştığını söylüyor."