TÜRKİYE'NİN DOĞAL GAZ MERKEZİ OLMASI
Azerbaycan Devlet Başkanı sayın Aliyev'in ve Azerbaycanlı kardeşlerimizin desteği ile yürütülen Ermenistan'la görüşmeler Türkiye'nin bölge barışına katkı sunmak için ilkeli ajandayı ortaya koyması bakımdan önemlidir. Putin'in Türkiye'nin gaz merkezi olması şeklindeki yaklaşımı dikkat çekti. Cumhurbaşkanımızın bununla ilgili bakanlıklar görüşsün, adımızı atalım dedi.

FİLİSTİN MESELESİ
Tahıl krizi nasıl tahıl koridoruyla aşılmışsa, insanların sıkıntıya düşmemesi için Türkiye bir enerji üssü olarak üzerine düşeni yapmaya hazır olduğunu ifade etti. Asya'daki başka aktörler de Türkiye'nin güvenilir bir ortak olduğunun altını çizerek Türkiye'nin gaz dağıtım merkezi, enerji üssü olması konusunda en güvenli ve verimli, mekan ve ülke olduğu konusunda herkes hemfikir.
Önümüzde Türkiye'nin merkezde olduğu Cumhurbaşkanımızın yürüttüğü inisiyatif vasıtasıyla gaz koridoru söz konusu olabilecektir. Herkesi sağduyulu şekilde yaklaşmasını ve Türkiye'ye destek olmasını davet ediyoruz.
Filistin'de uzlaşı konferansının başarıya ulaşmasını, alınan kararların uygulanmasını, etkili şekilde hayata geçirilmesini destekliyoruz. Bu arada teşkilat başkanlığımız şehir buluşmaları, 'İlk oyum Erdoğan'a, ilk oyum AK Parti'ye' toplantılarını sürdürüyor. Bütün arkadaşlarımız bu buluşmalara yoğun şekilde katılıyor.
Vatandaşlarımızı dinlemek, onlara mesajımızı ulaştırmak, üzerinde çalışmak üzere kıymetli sonuçlar doğuruyor. Çalışmalarımız aynı şekilde devam edecek.

KILIÇDAROĞLU'NUN ABD ZİYARETİ
Daha önce ABD ziyaretleriyle ilgili 'Kimin nereye gittiği bizi ilgilendirmez' demiştim. Fakat konu bizden çıktı, kendisini ziyaret edenler son derece manasız ve başarısız ziyaret olarak değerlendirdiler. İktidarı eleştirirken demokrasi ve şeffaflık kavramları kullananların kendi yönetimlerinde otokrat yaklaşım sergilediklerini sıkça görürüz. Bu kadar şeffaflık diyen birisi geziye katılanları atlatarak 8 saat ortadan kayboldu.
Şimdiye kadar bir açıklama yapılmadı. Bu kadar büyük gezi yapacağım, kanaat önderleriyle buluşacağım dediğiniz gezinin mutad ziyaretler dışında tek konuşulan maddesi genel başkanın kendi ekibinden, oraya giden gazetecilerden de haberiz şekilde 8 saat kaybolması oldu. Dolayısıyla enteresan şeffaf gezi olmuş. Şöyle bir cümle CHP tarafından söylenmişti; CHP adayı olacak kişinin kapasitesine bakılmaz, uluslararası aktörlerin kimi işaret ettiğine bakılır diye bir cümle. Bunu hangi CHP'li büyükşehir belediye başkanı söylemiştir? Bir yandan ABD otoritelerinden 'biz Türkiye'deki muhalefeti destekleyeceğiz' diye söylemişken, kendiniz Cumhurbaşkanı adayı olmak istediğinizi her yere hissettirirken, bunun vatandaşa izah edilmesi gerektiğini ifade ettim. Tam tersinin olduğunu görüyorum. 8 saat kaybolmalar, benzeri yaklaşımlarla oraya gidenlerin, destekleyenlerin bile son derece başarısız bulduğu gezi olarak gündeme geldi.
CHP köklü siyasi parti, böyle partinin genel başkanının gezisinin düşük profilli, etkisiz, negatif tartışma yaratacak planlanması ayrı konudur. Müthiş bir siyasi hazırlıksızlık olduğu. Topluma doğru mesaj konusunda sınıfta kaldığı görülmüştür. En masum yaklaşanlar bile, şöyle deniyor; bu gezinin amacı neydi?
Kimin ne yaptığı bizi ilgilendirmez, bu kadar gündem olunca bu siyasetin gündemidir. Bir siyasi parti genel başkanının 8 saat kaybolması başka tartışmaları gündeme getirmiştir. O tartışmaları takip ediyoruz.

Anayasa son şekli verildikten sonra ortaya koyulacak. Burada AK Parti tarafından büyük mücadele verilerek çözülmüş meselenin ardından bir teklif getirdi CHP. Türkiye'de o zamanlar yargı, askeri vesayeti kışkırtmak için ne tür siyasi girişimler, provokasyonlar yapıldığını hepimiz canlı yaşadık. Bunlardan sonuç alamayanlar AYM'ye götürerek ya da başka şekilde engellemeye çalıştılar.
Sayın Kılıçdaroğlu geçmişte yapılanı düzelteceğiz diyor, burada bir soru var, o süreçlerde sizin ortaya koyduğunuz tavırlar, bir nesil, iki nesil kadınlar geleceğini kaybettiler. Helalleştim diye kapatırsanız samimiyet ve cari açık ortaya çıkar. Kayıp yılları nasıl vereceksiniz?
Gerek vesayet konusunda biz iktidara gelirsek başörtüsü türban ayrımındaki geleneksel, çirkin siyasi tuzağı yeniden kurmaya çalışanlar var. Bakanlık yapmış bir CHP'li siyasi tuzağı yeniden diriltmeye çalışarak, 'Benim gibiler iktidara gelirsek türbanla uğraşmaya devam edeceğiz' dedi. Mutfakta ne olduğunu biliyoruz. Bu çirkinliğin karşısında CHP Genel Başkanı ve yönetimi hiçbir şey söylememiştir.
Velev ki onun dediği gibi bir ayrım olsa bile ne oluyor da siz yetki alıyorsunuz insanların kılık, kıyafetiyle mücadele etmek için. Sosyal demokratlarla alakaları yok, Avrupa'daki sağ partilerin programıyla benzeşiyorlar. Eski bir bakan olan üyeniz konuştuğu zaman niye suskun kalıyorsunuz.
Demokrasi, şeffaflık, hukuk, adalet diye söyleniyor, ama programa gelince yönetilemez cari açık ortaya çıkıyor. Siyasette mesajımızı sötzle ulaştırıyoruz ama tarihe eylemlerimiz geçiyor. Biz teklifimizi Cumhurbaşkanımıza sunduktan sonra getireceğiz. Diğer teklifimizin ne mahsuru var, daha görmeden reddediyorlar. Ailenin güçlendirilmesinden bahsediyoruz.
İddia ediyorum, bizim getirdiğimiz ailenin desteği meselesini vatandaşa sunalım, Türk siyasi tarihinin en ezici sonucunu alır. İçinde aile geçen karşısında daha duyarlı olmaları gerekirdi. Orada da maalesf son zamanlarda yaşadığımız tartışmalar çerçevesinde kabul edilemez duyarsızlık olduğunu ifade etmek isterim.
Baktıkları her olayda 'Buradan AK Parti kazanacak' diye bir şey görüyorlar. Sayın Putin'in açıklamaları hassas değerlendirilmesi gereken mesele. Barıştan yana devlet olarak herhalükarda ateşkese gidilmesi daha sonra barışa gidilmesi için uğraşırken tahıl koridoru, Cumhurbaşkanımızın gaz meselesindeki iradesi budur. Birileri 'Putin AK Parti kazansın diye çalışıyor' demeleri takıntılı bir yaklaşım olmuş.
