'Kan' söyleminin arkasında ne var?
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun "kan dökülür" tehdidi tartışılmaya devam ediliyor. Peki Kılıçdaroğlu neden böyle bir nefret dili kullanıyor? Bu nefret dili siyaseti nasıl etkiliyor?
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tüm Türkiye'de infial oluşturan o sözleri savunmayı sürdürüyor. Devletin temsil makamı olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı hedef alan Kılıçdaroğlu "Onlara tek anladıkları dille hitap ediyorum" dedi.
Daha önce de "Aile Bakanı birilerinin önüne yatmış vaziyette" diyerek büyük bir skandala imza atan Kılıçdaroğlu neden nefret dili kullanmaya başladı?
2010 yılından beri CHP Genel Başkanı olarak girdiği her seçimi kaybeden Kılıçdaroğlu gün geçtikçe radikal bir söylemi benimsemeye başladı. Çünkü her geçen gün çaresiz hissediyordu kendisini.
Partisini iktidar alternatifi yapamadıkça ve umutları tükettikçe 'söylemini sertleştiriyor' yorumları yapılıyor Kılıçdaroğlu için.
Siyasette "kan dökme" ya da "iç savaş" tehdidi çaresiz aşırıların, radikallerin son sığınağı. Demokratik mücadelede gösterdiği zafiyeti örtmek isteyen siyasetçiler genellikle parti tabanını radikalleştirme çabası içine giriyor.
Kılıçdaroğlu için "Kullandığı nefret diliyle ve aşırı kutuplaşma söylemleri ile tabanını konsolide etmeye çalışıyor" şeklinde yorumlar yapılıyor.
KILIÇDAROĞLU NİYE NEFRET DİLİ KULLANIYOR?
Bazı yorumlara göre ise CHP lideri nefret dilini tırmandırarak PKK terörüyle mücadele konusunda parti tabanında yaşanan bölünmeyi de perdelemeyi amaçlıyor. Bu nedenle sürekli olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı hedef alıyor. Ancak iki hususta yanılıyor Kılıçdaroğlu.
Birincisi, bu tür aşırı söylemler CHP'yi HDP gibi marjinalize ediyor ve siyasete ağır bir yük getiriyor. Demokrasi dışı ve demokrasiye zarar verecek eylemlere uygun bir zemin hazırlıyor. Ana muhalefetin aşırı söylemlere bu kadar savrulmasını hiçbir demokrasi kaldıramaz. Kılıçdaroğlu bu nefret diliyle iktidarın "otoriter" bulduğu uygulamalarını eleştirmekten öte bir noktaya getirdi meseleyi. Söylemleriyle siyasetin alanını daraltan yapısal bir kriz oluşturmaya başladı.
İkinci olarak ise , CHP "kan dökme" söylemi ile kendi siyasi çaresizliğini artırıyor. Sistem tartışmasında pozitif önerilerle gelmek yerine suçlamalara sığınmak CHP tabanında başarısızlık ve etkisizlik duygularını pekiştiriyor. Bu hissiyatın Kılıçdaroğlu'nun da altını oyacak bir radikalleşmeye yönelme tehlikesi var. Çünkü aşırı söylemler çaresiz radikallerin afyonu olarak niteleniyor. Siyaset ise hayatın gerçekleriyle yüzleşerek yapılıyor.
Kılıçdaroğlu'na en büyük destek ise halefi Deniz Baykal'dan geldi. Baykal, Kılıçdaroğlu'nun kanlı tehdidini "direniş kararlılığımızı ifade etti" diyerek savundu. Baykal'ın bu tavrı çokta şaşırtmadı. Çünkü kendisi de chp genel başkanı olduğu dönemde benzer bir söylemden medet umuyordu Baykal.
Bir numaralı tehdidin irtica olduğunu haykırıyor, terörle mücadelenin başbakana bırakılamayacak kadar ciddi bir iş olduğunu ileri sürüyordu. CHP Genel Başkanı Baykal demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçen '27 Nisan e muhtırası'na destek verecek kadar ileri gidiyordu.
Halkın desteğiyle iktidar olmuş bir partiden cumhurbaşkanı adayı olmasına sırf eşi başörtülü olduğu için karşı çıkıyordu Baykal. Nefret diliyle tehdit ediyordu AK Parti'yi..
Ve yine o süreçte "Anayasa Mahkemesi 367 kararını onaylamazsa ülke çatışmaya gider" diyecek kadar gözü dönmüştü Baykal'ın. Büyük bir cüretle ayrıştırıyor, kutuplaştırıyordu CHP lideri Türkiye'yi.
KAN SİYASETİNİN ARKASINDA CHP'NİN GEÇMİŞİ Mİ VAR?
Bu tür söylemler ve nefret dili sadece Baykal'a mahsus değildi. Geçmişte CHP iktidarlarında yapılanların tekerrürüydü adeta Baykal'ın tavrı.
Arapça ezanın yasaklanması, varlık vergisi, Dersim katliamı gibi baskı ve zulümle ayrıştıran ve tarihe nefret suçu olarak olarak geçen olaylar CHP'nin tek parti iktidarının ürünü.
Ancak bu karanlık geçmiş sadece CHP'nin tek parti dönemiyle sınırlı değil. Birçok karanlık olay, faili meçhuller, suikast ve cinayetlerin yaşandığı dönemlerde ya CHP zihniyeti iktidardı veya iktidara ortaktı. Madımak katliamı ve Gazi olayları onlardan ikisiydi.
1993'te Madımak Oteli'nde 33 ozan, düşünür ve yazar ile 2 otel çalışanı katledilirken DYP ile iktidar ortağıydı Erdal İnönü'nün liderliğini yaptığı SHP.
Gazi mahallesi provokasyonunun başladığı tarih ise 12 Mart 1995'ti. Mahallede Alevi vatandaşların çoğunlukta olduğu bir kahvehaneye silahlı saldırı sonrası başlamıştı Gazi provokasyonu.
15 Mart 1995'e dek İstanbul geneline yayılan olaylar sonucunda 22 kişi hayatını kaybetti. Yüzlerce kişi ise ya yaralandı veya tutuklandı. Tıpkı Madımak katliamı gibi Gazi provokasyonunda da iktidar ortağı yine İnönü'nün SHP'siydi.
KARANLIK YILLARDA CHP ZİHNİYETİ İKTİDARDAYDI
Türkiye'nin tarihine kara bir leke olarak geçen faili meçhul olaylar ve suikastlerde de yine CHP zihniyeti iktidar sahnesindeydi. Tıpkı gazeteci Uğur Mumcu'ya düzenlenen suikastte olduğu gibi. Arabasına konulan bir bombalı suikastle hayatını kaybeden Mumcu cinayeti arkasında birçok sorular bıraktı.
Ölmeden hemen önce bir kürt dosyası açmıştı Mumcu. Teröre milli bir çözüm getirilmesi gerektiğini savunuyor, Güneydoğu'ya konuşlu çekiç gücün bir an önce ülkeyi terketmesi gerektiğini söylüyordu.
Mumcu'nun eşi Güldal Mumcu'yu ziyaretleri sırasında dönemin başbakanı Süleyman Demirel ile birlikte söz vermişti başbakan yardımcısı Erdal İnönü. "Cinayeti çözmenin, devletin namus borcu olduğu"nu belirtmişti.
Ancak o cinayet üzerindeki sır perdesi asla aydınlatılamadı. Yine SHP iktidarının hükümet ortağı olduğu o günlerde iki sır olay daha yaşandı. 5 Şubat 1993 günü bu defa Anavatan Partisi'nin genç ve yetenekli isimlerinden biri, o dönem Cumhurbaşkanı olan Turgut Özal'ın yeniden siyasete dönme planındaki kilit isim Adnan Kahveci sır dolu bir trafik kazası geçirdi.
Kaza Bolu yakınlarında olmuştu. Kahveci, eşi ve henüz 17 yaşındaki kızları orada hayatlarını kaybetti. Ancak kaza ilginçti. Çünkü Kahveci ters yola girmişti. Fakat onu tanıyanlar Adnan Kahveci'nin asla hız yapmadığını ve çok dikkatli araç kullandığını biliyordu. Üstelik Adnan Kahveci de o günlerde tıpkı Uğur Mumcu gibi bir kürt raporu yazıyordu.
Aynı yılın şubat ayında yani yine SHP'nin iktidar ortağı olduğu dönemde tıpkı Uğur Mumcu ve Adnan Kahveci gibi terörün milli çözümle sona erdirilmesi için çalışan biri daha bir faili meçhule kurban gitti. Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis'ti o isim.
Uçağı 17 Şubat 1993'te düştü. Bitlis şehit oldu.
Ama ölmeden önce kurduğu cümleler o ölümün ardında da görünmez bir el olduğuna işaret ediyordu. Bitlis, Güneydoğu'ya konuşlu Çekiç Güç'ün Türkiye'den ayrılması gerektiğini söylüyordu.
O dönemin faili meçhullerinden bir diğeri ise Diyarbakır Jandarma Genel Komutanı Bahtiyar Aydın oldu. Aydın 22 Ekim 1993 bir suikaste kurban gitti. O da terörün demokratik yöntemlerle çözülebileceğini savunan bir isimdi.
O YILLARDA NEDEN TERÖR VE CİNAYETLER ARTTI?
İnönü'nün SHP'sinin iktidar ortağı olduğu 1993 yılı terörün, faili meçhullerin ve suikastlerin en çok tırmandığı yıl olarak geçti kayıtlara. O yılın ekim ayında terör örgütü PKK Siirt Şirvan'da çoğu kadın ve çocuk 23 kişiyi öldürdü. Tunceli Pertek'te 4 öğretmeni şehit etti. Siirt Baykan'da bu kez çoğu bebek 22 köylüyü katletti.
Erzurum'un Çat ilçesine bağlı Yavi beldesinde terör örgütü PKK bu kez en büyük katliamlarından birini daha yaptı. Köy kahvesi basıldı. 35 masum sivil o baskında öldü. Yaralı sayısı ise resmi kayıtlara 500 kişi olarak geçti.
Demokrasinin gelişmesinin terörü bitireceğini savunan emekli Binbaşı Cem Ersever faili meçhul bir cinayete kurban gittiğinde de yine CHP zihniyeti iktidar ortadığıydı.
CHP zihniyetinin iktidarda veya iktidar ortağı olduğu yıllarda teröre karşı milli çözüm gerektiğini düşünenler hep katledildi. Cinayetler, faili meçhuller vakayı adiye haline geldi CHP dönemleri için.
CHP'NİN DARBELERE KARŞI TAVRI NEYDİ?
CHP, Kılıçdaroğlu'nun da itiraf ettiği birçok utanç olayında başrolü oynadı Türkiye'de. Demokrasi hep iktidar yolunda bir araç oldu CHP için. Mesele iktidarsa gerisi teferruattı. Darbe de mübahtı, diktatörlük uygulamaları da. Darbe dönemlerinde de başrol oyuncusuydu CHP.
1960 darbesinin perde arkasındaki aktörlerinden biriydi. 28 Şubat'ı ise alkışlarla karşılayarak destek verdi. Hükümeti yıkmaya yönelik 17-25 Aralık darbe girişimleriyle Gezi provokasyonunda en ön saflardaydı CHP. Ancak bu yanlışlarla hiçbir zaman yüzleşmeye yanaşmıyor. Kendisi de Dersimli olmasına rağmen Dersim katliamını savunabiliyor Kılıçdaroğlu. Dersim'e yaşatılan zulüm ve ölümler için için özür dilemekten kaçınıyor. Partisinin tarihindeki kanlı olayları savunan Kılıçdaroğlu'nun kan siyaseti yapması işte tüm bu nedenlerden dolayı şaşırtmıyor.
A HABER