"İlk 3 ayda gerçekleştirilecek"
Başbakan Ahmet Davutoğlu, "1 Kasım seçimleri kesinlikle tek parti iktidarının oluşması nedeniyle bizde bir rehavet oluşturmamıştır. Aksine sorumluluğumuzu artırmış, üstlendiğimiz sorumluluğun gereği olacak olan çalışma tempomuzun da artmasını gerekli kılmıştır" dedi.
Başbakan Davutoğlu, burada yaptığı konuşmada, 1 Kasım seçimleri sonrasında tek parti iktidarı olma imkanı oluşunca hem seçim beyannamesinde söz konusu olan vaatlerin hayata geçirilmesi hem de Türkiye'nin ihtiyaç hissettiği reformların yapılabilmesi için yoğun bir tempoyla çalışmaya başladıklarını söyledi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın hükümeti kurmakla görevlendirmesine kadar geçecek süreçte bütün çalışmalar için teknik ve teorik hazırlıkların tamamlanması talimatını verdiğini ifade eden Davutoğlu, hükümet programı yazılmasına geçmeden önce, daha önceki hükümet oluşumlarından farklı olarak iş ve emek dünyası ve büyük kitle örgütlerinin temsilcileriyle buluşup, onların kanaatlerini almayı arzu ettiklerini belirtti.
1 Kasım seçimi sonuçlarının ardından ortaya 4 yıllık bir siyasi tablonun çıktığını ve daha uzun sürecek bir istikrarın oluştuğunu ifade eden Davutoğlu, "Tabii 4 yıldan sonra da istikrar devam edecek ancak daha önceki dönemlerden farklı olarak bu 4 yıl içinde farklı bir seçim kesintisi olmayacak. Halkımız derin vicdanı, ortak aklı, 7 Haziran'dan bu yana yaşananlardan edinilen tecrübeyle 1 Kasım'da siyasi istikrar yönünde çok güçlü bir irade sergiledi. Ben her şeyden önce bütün vatandaşlarımıza dünyada ender görülen bir katılım oranıyla Türkiye'nin kaderine mühür vurma anlamında gösterdikleri kararlı irade nedeniyle teşekkürlerimi ifade etmek istiyorum" diye konuştu.
Davutoğlu, ortada bir teveccüh varsa aynı zamanda sorumluluğun da olduğunu, sorumluluk olduğu takdirde bunu paylaşma yönünde bir tavır sergilemenin de zaruri olduğunu dile getirdi.
"1 Kasım seçimleri kesinlikle tek parti iktidarının oluşması nedeniyle bizde bir rehavet oluşturmamıştır. Aksine sorumluluğumuzu artırmış, üstlendiğimiz sorumluluğun gereği olacak olan çalışma tempomuzun da artmasını gerekli kılmıştır" ifadesini kullanan Davutoğlu, sözlerine şöyle devam etti:
"Bu çerçevede planlamaları yaparken, hükümet programı yazımı aşamasında farklı siyasi kanaatlere, farklı çıkar gruplarına hitap etmek üzere bütün ilgili arkadaşları bir masa etrafında buluşturalım, her kesimi dinleyelim. Onlarla bazı farklı kanaatler ortaya konacak. Biz bunlardan istifade edip en optimum noktada bu talepleri karşılamak için çaba sarf edeceğiz. Şundan emin olalım ki 2008 ekonomik bunalımı kapsamı ve derinlik itibariyle 1929 ekonomik bunalımından çok daha derin ve çok daha geniş kapsamlı olması hasebiyle hepimizin dikkatlice üzerinde düşünmek, sonuçlarını hep beraber tezekkür etmek zorunda olduğumuz bir süreçtir. Bu hafta sonunda dünyanın en önemli ekonomik aktörleri G20 zirvesi dolayısıyla Antalya'da misafirimiz olacak ve bu konular Türkiye'de Türkiye'nin önceliğinde tartışılmış olacak. G20 sürecine katkıda bulunan sivil toplum kuruluşlarımıza da teşekkür ediyorum. O zaman böylesine kritik bir süreçten geçiyorsak hepimiz ait olduğumuz, temsil ettiğimiz toplum kesimlerinin ötesinde, bizler de ait olduğumuz siyasi tabanın ötesinde, bütün bir ülkenin geleceğiyle ilgili makul, rasyonel, ortak kader bilincine dayalı bir perspektif geliştirme zaruretiyle karşı karşıyayız. Demokratik rekabetin gereği olarak bizler siyasiler olarak size alternatifler sunacağız. Nitekim sunduk. 1 Kasım'da bizim sunduğumuz vizyon alternatif, perspektif ve vizyon büyük bir kabul gördü ve demokrasilerde az rastlanır oranla tekrar emaneti devraldık."
Davutoğlu, üzerinde çalıştıkları bir perspektifin olduğunu, öncelikle bu ekonomik kriz ve ülke etrafındaki jeopolitik kriz ortamında makroekonomik dengelerinin sağlam bir temelde muhafaza edilmesi gerektiğini dile getirdi.
"Türkiye'nin bugünkü makroekonomik dengeleri, dışarıdan gelebilecek her türlü şoka dayanıklılığını defalarca test etti. 1 Kasım'dan sonra da bu dengeler olumlu yönde bir trend takip ettiler. Bu konuda bir kaygımız yok. Eğer biz ekonomimizi ve siyasetimizi yeniden yapılandırmaz ve yeni bir ruhla reform bilincini her kesime yayamazsak bir süre sonra bu makroekonomik dengeler bize kalıcı ve sürdürülebilir bir kalkınmayı beraberinde getirmeyebilir" diyen Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Reaktif olarak bir ekonominin kendini koruma kapasitesi ayrıdır, aynı ekonominin proaktif olarak büyüme kapasitesi göstermesi ayrıdır. Öyle bir ekonomik süreçten geçiyoruz ki büyüyemeyenler durdukları yerde saymıyorlar, geriye doğru gidiyorlar. Biz, süratle ekonomi kapasitesini hep beraber genişletecek tedbirleri alma zorunluluğu ile karşı karşıyayız. Önümüzdeki dönemde kalkınmanın, gerçek anlamda dünya ile rekabet eder bir ekonomik performansın gösterilmesi için siyasi perspektifi yansıtan 4 saç ayağını, ana omurgayı hepimizin kabul ettiği kanaatindeyim. Birincisi öngörülebilir bir siyasi düzen. Demokratik, özgürlüklere dayalı ve gelecek perspektifi olan bir siyasal düzen olmaksızın bu küresel kriz ortamında karar almakta mümkün olmaz, o kararı uygulamak da mümkün olmaz. 7 Haziran'dan 1 Kasım'a olan dönemde biz halkımıza vadettiğimiz gibi Türkiye'yi yönetimsiz bırakmadık ama bir çok konuda kaygıların ne kadar arttığını da gördük. 1 Kasım seçimlerinde halk, öngörülebilir bir siyasal düzeni, yani istikrarı teminat altına almış ve hepimize bir ev ödevi vermiştir. Sadece siyasete verilen bir ev ödevi değil. İş dünyamıza ve emek dünyamıza da verilen bir ev ödevi. Bizim size vereceğimiz teminat şudur. Başbakan olarak ben size şu sözü verebilirim, önümüzdeki 4 yıl içinde, gelecek seçimlere kadar bu istikrar ortamı sürecektir. Hiç kimsenin Türkiye'nin siyasal geleceği bağlamında öngörülebilirlik konusunda kaygısı olmaması icap eder. Biz size bu taahhütte bulunuyoruz."
Davutoğlu, istikrar ve güven ortamının çok önemli olduğunu, terörle mücadele sürerken aynı zamanda dünyadaki en güvenli seçimlerden birini yaptıklarını dile getirdi.
Seçimlerde hiçbir olayın olmamasının bir başarı hikayesi olduğunu anlatan Davutoğlu, "Üzerinde çok konuşulması gerekirken maalesef yeterince üzerinde durulmadı. Bir yabacı dostum tebrik için aradığında 'En takdir edilen şey bu kadar yüksek katılım ve bu katılım içinde hiçbir güvenlik sorununun yaşanmaması terörle mücadele eden ülkede' dedi. Bu başarıyı gerçekleştiren bütün güvenlik birimlerimiz ve halkımızın her kesimine teşekkürü borç biliyorum. Aynı zamanda bu bir demokratik kültür bilincidir" diye konuştu.
Konuşmasında, 2019'daki genel seçime kadar öngörülebilir siyasal istikrar vaat ettiklerini belirten Davutoğlu, hiçbir gerekçeyle bu siyasi istikrarın bozulmasına izin vermeyeceklerini dile getirdi.
"Planlarınızı yaparken iş dünyası olarak kısa dönemli yapmayın, uzun dönemli bir istikrara yatırım yapın" diyen Davutoğlu, "Emek dünyamızın temsilcileri, önümüzdeki istikrar dönemi, hepimizin sahiplenmesi gereken bir unsur olarak en önemli değerimiz olarak savunulmalı. İkincisi, insan haklarına ve temel hürriyetlere dayalı bir hukuk düzeni" ifadesini kullandı.
İnsan ve hak hürriyetlerine dayalı bir hukuk düzenini hakim kılmanın en önemli taahhütleri olduğunu dile getiren Davutoğlu, hukuk düzeninde aksayan hususları da 17 Nisan'da açıkladıkları yargı reformuyla aşacaklarını söyledi.
Türkiye'ye yatırım yapan dış yatırımcının da iç yatırımcının da girişim özgürlüğüne saygının esas olduğunu bilmesi gerektiğini dile getiren Davutoğlu, girişim özgürlüğü çerçevesinde de yapılan bütün taahhütlerin hukuk düzeni tarafından koruma altında olduğunu belirtti.
İnsan hak ve özgürlüklerine dayalı hukuk düzeninin, emekçilerin ve işçilerin haklarını teminat altına alacak çerçevede uygulanacağını vurgulayan Davutoğlu, hukuk düzeninde herhangi bir şekilde kayırmacılık ya da ayrımcılığa, dışlamaya tabi olmak gibi bir kaygının kimsenin zihninde olmaması gerektiğini kaydetti.
- "Varlıkta adaleti sağlamak istiyoruz"
Başbakan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Üçüncü önemli husus, bu siyasal ve hukuk düzeni üzerinde üretken, verimli ve gelir adaletine de dayalı bir ekonomik düzen. Üretmeyen ve kendini geliştirmeyen, kalkınmayan, büyümeyen gelir adaleti demek fakirlikte adalet demektir. Yoklukta adalet kolay ulaşılabilir bir şeydir ama sonunda büyük çalkantılara sebebiyet verir. Biz varlıkta adaleti sağlamak istiyoruz. Yani daha yüksek kişi başına gelir, daha iyi bir gelir dağılımı ve büyüyen, üreten verimli şekilde kendi içinden kaynak üretebilen, tasarruflarıyla, yatırımlarıyla sürdürülebilir bir kalkınmayı teminat altına alacak bir ekonomik düzen. Eğer girişim, fikir, din ve inanç özgürlüğü varsa bunu destekleyen hukuk düzeni ve siyasal düzen varsa işte bu ortam da ekonomik düzeni sağlam temeller üzerine inşa etmekle mümkün olur."
Davutoğlu, dördüncüsü unsurun ise insan onuruna yakışır şekilde eğitim, sağlık ve diğer bütün ihtiyaçların karşılandığı, herkesin Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşı olmaktan gurur duyduğu, kimsenin ait olduğu kimlik düşünce sebebiyle dışlanmadığı ve herkesin onurlu şekilde belli bir standartta yaşama imkanı bulduğu sosyal düzen anlayışı olduğunu ifade etti.
Başbakan Davutoğlu, "AK Parti ve yeni hükümet olarak gerçekleştirmek, korumak istediğimiz, 'Yeni Türkiye' diye ifade ederek tanımlarını ortaya koyduğumuz husus, öngörülebilir bir siyasal düzen, insan hakkı ve hürriyetlerine dayalı hukuk düzeni girişim, emek hakkını koruyan, üretken ve verimli kalkınmayla gelir adaletiyle tahkim edilmiş bir ekonomik düzen. İnsan onuruna yakışır hayat standardını sağlayan sosyal düzen" dedi.
Bu hedefe ulaşmanın yollarını anlatan Ahmet Davutoğlu, Türkiye'nin doğal kaynağının olmadığını ancak büyük bir insan kaynağı bulunduğunu söyledi. Davutoğlu, bu insan kaynağını harekete geçirdiklerinde birçok doğal kaynağın verebileceğinden daha fazlasının gerçekleştirilebildiğini belirtti.
Geride kalan 13 yıl içinde Türkiye'yi krizler ülkesi olmaktan çıkardıklarına, krizlere en dirençli ülke haline getirdiklerine vurgu yapıp seçim sonuçlarını hatırlatan Davutoğlu, "Halkımız bunun için tekrar takdirini bu yönde kullandı. Şimdi yapacağımız ise 13 yıllık birikim üzerinden yeni bir atılım, reform hamlesiyle Türkiye'de yeni bir heyecan uyandırmak, yeni bir başarı hikayesi yazmak. Var olan başarı hikayemizle yetinmemek, yeni bir başarı hikayesiyle halkımıza heyecan katmak" şeklinde konuştu.
- "Bütün vaatleri ilk üç ayda hayata geçireceğiz"
Dünya ekonomisinin geliştiği dönemlerde bu başarı hikayesini yazmanın kolay ancak dünya ekonomisinin daraldığı dönemlerde bunun daha zor olduğuna dikkati çeken Davutoğlu, "O zaman o başarı hikayesini hep beraber yazacağız. Bazı sıkıntıları üstlenmemiz gerekiyorsa beraber üstleneceğiz. Bazı reformların getirebileceği reçetelerin bedelini ödemek gerekiyorsa hep beraber ödeyeceğiz. Ama önümüzdeki dönemi hep birlikte kurtaracağız. Kimse 'Ben kendi teknemi kıyıya ulaştırayım' diye düşünmeyecek; ne biz siyaset teknesini ne sizler iş dünyası teknelerini. Hepimiz ekmek teknesini bütün millete sunmak için çaba sarf edeceğiz. Buradaki tekne iki ayrı tekne ama mantığı herhalde hepimiz için anlaşılabilir bir yaklaşım" değerlendirmesinde bulundu.
Gelecek dönemle ilgili planlamalarına değinen Davutoğlu, seçim beyannamesinde vaatlerde bulunduklarını hatırlattı.
Davutoğlu, 13 yıl içinde siyasette vaat edileni mutlaka yerine getiren bir tavır sergilediklerini, vaat ettikleri hiçbir şeyin eksik kalmadığını, eksik kalacak hiçbir şeyi de vaat etmediklerini dile getirerek, "Halkımıza bir kez daha ifade ediyorum, beyannamemizde ne varsa hepsi gerçekleşecek. Halkımıza seçim meydanlarında ne söylemişsek o bizim için bir senet mahiyetindedir. O senedin gereği yapılacak" dedi.
Bütün vaatleri ilk üç ayda hayata geçireceklerinin altını çizen Davutoğlu, "Eğer yasal düzenleme gerektiren bir vaat ise Meclis takvimi ona uymamış ise belki kısa gecikmeler olur ama yasal düzenleme gerektirmeyen vaatlerin tümünü hemen, yasal düzenleme gerektiren vaatleri -kısa sürede gerçekleşebilecek yasal düzenlemeler ise- üç ay içinde hayata geçireceğiz" ifadesini kullandı.
Davutoğlu, kaynağı detayıyla hesap ederek bu yola çıktıklarını belirterek, hiç kimsenin kaygısının olmamasını istedi.
Bunların vaktinde olabilmesi için muhalefetle yakın bir diyalog haline gireceklerini dile getiren Davutoğlu, "Muhalefetle tartışarak, sesimizi yükselterek karşılıklı olarak, Meclisin bloke edilmesi üzerinden gecikmelere de engel olacak şekilde, gerektiğinde iç tüzük düzenlemeleri de yaparak, muhalefetle birlikte bu reformları hayata geçireceğiz" ifadesini kullandı.
Kendisini dinleyenlerden, "Bu reformlara sahip çıkmalarını" isteyen Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Sonra bir yıllık reform paketi, ikinci aşama, ikinci kademe reformları içeren bir sonraki yasama dönemini kapsayan bir reform paketi ilan edeceğiz. Ve dört yıla sirayet edecek şekilde bu reform anlayışını yayacağız ve bu dört yılı Türkiye'nin siyasal, ekonomik, sosyal, kültürel hayatının yeniden düzenlendiği, tanzim edildiği bir reformlar silsilesiyle, bu ekonomik kriz sonrasında yaşadığımız tecrübeleri de göz önüne alarak geleceğe hazırlayacağız."
İlk iktidarları döneminde, o günkü dünya konjonktürü içinde büyük atılımlar, reformlar yaptıklarını, daha sonra da bunlara devam ettiklerini anımsatan Davutoğlu, "Şimdi bütün bu tecrübe üzerinde bu reformları arka arkaya toplumla paylaşacağız ve hep beraber bunun gereğini yapmayı topluma da taahhüt edeceğiz" dedi.
Siyasi Partiler Kanunu'ndan Meclis İç Tüzüğü'ne, diğer alanlara, Seçim Kanunu'na kadar giden siyasi reformlar yapacaklarını belirten Davutoğlu, ekonomik, yapısal reform anlamında 25 dönüşüm programının gerektirdiği reformları gerçekleştireceklerini, bunun dışa bağımlılığın azaltılmasını, taşımacılıktan lojistiğe geçişi, sağlık hizmetlerinden sağlık turizmine geçişi, ihracatın ithalatı karşılama oranının artmasını kapsadığını söyledi.
- "Büyük ıstırap duyuyorum"
Hukuk düzenini sağlayacak yargı reformunun da gerçekleşeceğini dile getiren Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Ama bütün bunlar inşallah adım adım gerçekleşirken, muhalefete de çağrıda bulunuyorum, hiçbir ön yargı içermeden, kayıt ve kısıtlama olmadan, Türkiye'nin sivil bir anayasaya geçişi için bir yeni girişimde de bulunacağız. Ben dün bir vesileyle zikrettim, 12 Eylül darbe anayasasına, o zamanki o zarf içinde, çok şeffaf bir zarf içinde, koyu kahverengi bir 'hayır' oyu vardı, bir de bembeyaz bir 'evet' oyu vardı. Dolayısıyla zaten herkes bilirdi kimin ne oy verdiğini. Göstere göstere 'hayır' oyu vermiş birisi olarak o genç yaşımda ve o darbe anayasasına tabiri caizse başkaldırmış birisi olarak bugün Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Başbakanlığı görevini yürütürken aynı darbe anayasasıyla, bu ülkenin idare edilmesinden büyük ıstırap duyuyorum. Eminim bu masa etrafındaki dostlarımızın çoğu da aynı heyecanı farklı ideolojik gerekçelerle, o anayasaya çok da olumlu bakmamışlardı.
Türkiye'ye artık bu anayasa gerçekten dar gelen anayasa. Öyle bir anayasa yapalım ki birlikte ne darbeler ne başka vesayet sistemleriyle önümüzdeki bir asırda, iki asırda, üç asırda değiştirilebilecek nitelikte olmasın. Öyle bir anayasa yazalım ki herkes kendini o anayasada bulsun. Öyle bir anayasayı birlikte yazalım ki insana, devlete karşı olan görevlerini hatırlatmasın da devletin insana karşı olan görevlerini hatırlatsın. Vatandaşın hukukunu öylesine korusun ki vatandaş 'bu benim anam gibi şefkatle baktığım anayasam' desin. Öyle bir anayasayı beraber yapalım ki bırakın otoriterleşme eğilimlerini, herkes görüşlerini açıkça ifade edebilsin ama etkin bir yönetim de sağlanabilsin."
- "Anayasayı hep beraber yapacağız"
AK Parti'nin anayasa reformunu, "daha çok güç kullanma arzusuyla" gündeme getiriliyormuş gibi kimsenin kanaat taşımamasını isteyen Davutoğlu, anayasanın hep beraber yapılacağını söyledi.
12 Eylül anayasasının, Türkiye'de yürütmeyi bir kakofoniye döndürecek, yasama, yürütme, yargı dengelerini tamamıyla perde gerisinden yönetebilecek birilerinin varlığı esasına dayanan bir yaklaşım içinde olduğunu belirten Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Ön yargı olmadan konuşulsun, başkanlık sistemi bu çerçevede ele alınsın, parlamenter sistem bu çerçevede. Ama kimse, vakti gelmeden toplumu kutuplaştıracak şekilde, bu konuyu da gündemde tutmamaya özen göstersin. Herkes, hepimiz, hep beraber bu anayasaya sahip çıkalım. Hep beraber bu arayışı gerçekleştirelim, doğru olanı beraber bulalım ve bunu bir kutuplaştırıcı unsur olmaktan çıkarıp, darbe dönemlerini bitiren, ortak çabayla bitirdiğimiz saygın bir çaba olarak görelim, gösterelim.
12 yıllık AK Parti iktidarları döneminde hiç kimsenin hayat tarzına karışılmadı. Daha önce yasaklanan bütün kanaatler, diller, lehçeler, kültürler bu dönemde kendini açıklıkla ifade edebildi. Kimse Türkiye'deki 1 Kasım seçimleri neticeleri dolayısıyla kaygıya kapılmasın, kimse de böyle bir kaygının varsayımı üzerinden korku psikolojisi oluşturmasın. Türkiye Cumhuriyeti demokratik olgunluğunu ispat etmiş, köklü devlet geleneğiyle, evrensel değerlerini buluşturabilmiş bir devlettir. Biz, nevzuhur bir devlet değiliz ve konjonktürel gerekçelerle de anayasa yazacak kadar köksüz bir siyaset geleneğimiz de yok. Hep beraber bunu tartışabilmemiz lazım."
- "Vakti gelmiş ilacın alınmaması gibi"
İşveren, işçi kesiminin kaygılarını dinleyeceklerini belirten Davutoğlu, "Ama bu vaatlerden geri adım atacağımız beklentisi kimsede olmamalı, böyle bir şey yok. Vaatler gerçekleşecek ama bunun ola ki bazı yan etkileri varsa, bunları nasıl aşabileceğimizi de beraber tartışacağız" dedi.
Kendisini dinleyenlerden, gerek ilk aşamada 6 ay içinde, gerek sonraki bir yıl içinde yapılacak reformları ve anayasal reformu sahiplenmelerini isteyen Davutoğlu, şöyle konuştu:
"Sizler sahiplenirseniz, biz bu reformları rahat yaparız ama sizler sahiplenmezseniz, statükocu eğilimler ağırlık taşır ve bu reform gündemi hep ertelenir. Ertelenen her reform gelecek nesillerden çalınan vakit, servet anlamına gelir. Vakti gelmiş bir reformun ertelenmesi, vakti gelmiş bir ilacın alınmaması gibidir ve o ilacın alınmaması çok daha ağır bir operasyonu gerekli kılar. 70'li, 60'lı yıllarda alınmayan tedbirlerin, ta Özal'ın yaptığı bazı reformlara kadar nasıl birçok şeyi geciktirdiğini hepimiz yaşadık. 90'lı yıllardaki istikrarsız koalisyon hükümetlerinin, 94, 99, 2001 krizlerine nasıl yol açtığını hepimiz yaşadık. Şimdi biz, böyle bir riskle karşı karşıya değiliz. Tecrübesinden emin, berrak vizyonundan güven duyan bir siyasi iktidarla karşı karşıya olduğunuzdan emin olun."
Ekonomik ve sosyal konseyin, bugün genişletilmiş anlamda toplanmış olduğunu ifade eden Davutoğlu, daha sık bir araya geleceklerini söyledi. Davutoğlu, "Birbirimizi dinleyeceğiz ama bir kararın alınması gerekiyorsa da zorluklarını birlikte göğüsleyeceğiz. Bu ülkenin nimetlerini nasıl birlikte paylaşıyorsak, olabilecek zorlukları da birlikte göğüslediğimizde, eminim hep beraber elimizi taşın altına koyar ve güzel bir geleceğe adım adım yürürüz" diye konuştu.
Davutoğlu, gelecek hafta kurulacak hükümetin, hükümet programının, vaatler ve reformlar takviminin bütün vatandaşlara, Türkiye'ye hayırlı olmasını diledi.
- Toplantıya katılanlar
Çankaya Köşkü'nde gerçekleştirilen yemeğe Eski Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Başbakan Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Faruk Çelik, AK Parti Genel Başkan yardımcıları Ömer Çelik, Naci Ağbal, Genel Başkan Danışmanı Ali Sarıkaya, Eskişehir Milletvekili Emine Nur Günay, Başbakanlık Müsteşarı Kemal Madenoğlu, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, TİSK Başkanı Yağız Eyüboğlu, TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi, MÜSİAD Başkanı Nail Olpak, ASKON Başkanı Mustafa Koca, DEİK Başkanı Ömer Cihad Vardan, TÜMSİAD Başkanı Yaşar Doğan, TÜSİAD Başkanı Cansen Başaran Symes, B-20 Türkiye Altyapı ve Yatırımlar Görev Gücü Başkanı Ferit Şahenk, Ayhan Zeytinoğlu, B-20'den Melih Yurter, Tuncay Özilhan, YASED Başkanı Ahmet Erdem, Bankalar Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Aydın, Katılım Bankaları Birliği Başkanı Osman Çelik, TUKONFED Başkanı Tarkan Kadıoğlu, TÜGİAD Başkanı Rahmi Çuhacı katıldı.
Sendikalardan ise Türk-İş Başkanı Ergun Atalay, Hak-İş Başkanı Mahmut Arslan, DİSK Genel Başkanı Kani Beko, Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, esnafı temsilen TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, çiftçileri temsilen de Ziraat Odaları Genel Başkanı Şemsi Bayraktar yer aldı.
AA