Bir döneme damgasını vuran ünlülerin son hali görenleri şaşırttı.
Çılgın Bediş dizisinde canlandırdığı 'Kapıcı Abdül' rolü ile tv izleyicisinin hafızasına kazınan Abdülhamit Danışır yıllar sonra ortaya çıktı.
Geçtiğimiz günlerde Günaydın muhabiri tarafından İstanbul Beşiktaş'ta seyyar satıcılık yaparken görüntülenen Abdülhamit Danışır, "Uzun yıllardır teklif gelmiyor. Ben de ekmeğimin peşine düştüm" dedi.
Abdülhamit Danışır 'Sarı Mercedes' ve 'Balkan Balkan'ın da aralarında bulunduğu bir çok sinema filminde rol almıştı.
'Süper Baba' dizisinin çocuk oyuncusu Payende Çizmeci Kılıç'ın son hali yılların ne kadar hızla ilerlediğini gösterir gibi... Payende Çizmeci Kılıç şuanda evli ve çantacılık yapıyor.
Bir döneme damga vuran 'Süper Baba' dizisinde Fiko'nun en küçük kızını oynayan Payende Çizmeci Kılıç, bir daha ekranlarda görülmedi.
Payende Çizmeci Kılıç şimdi özel tasarım çantalar yaparak geçimini sağlıyor.
Kılıç, verdiği röportajda, 'Süper Baba' dizisinden sonra pek çok oyunculuk teklif aldığını ancak yarım kalan eğitimini tamamlamak istediğini söyledi. Şuanda özel tasarım çantalar yapan Payende Çizmeci Kılıç'ın eşi de kimya mühendisi.
Yönetmenliğini Metin Erksan'ın yaptığı yerli 'Şeytan' filminde rol alan ve 'Küçük Şeytan Kız' olarak tanınan ünlü oyuncunun son hali şaşırttı.
Hollywood'un unutulmayan filmlerinden "Şeytan"ın Yeşilçam uyarlaması küçük oyuncuya Yeşilçam'ın kapılarını açtı.
Canan Perver, 12 yaşında rol aldığı 1974 yapımı "Şeytan" adlı film ile meşhur oldu.
Ardından Ferdi Tayfur, Orhan Gencebay ve Ümit Besen ile çok sayıda sinema filminde yer aldı.
İşte Yeşilçam'ın usta isminin yılllar sonraki hali...
Küçük İbo
Küçük İbo
'Ayşecik' adıyla bilinen Zeynep Değirmencioğlu bir dönem Türk sinemasına damgasını vurmuştu.
Filmleri yurt içinde olduğu kadar, özellikle komşu ülkelerde de aynı ilgiyi gördü.
Çocukken başladığı bu kariyeri zaman geçtikçe arttı ama o da pek çok yıldız gibi daha sonra kendini sinemadan çekti.
Günümüzde emlakçılıktan restoran işletmeciliğine başlayan Zeynep Değirmencioğlu artık gözlerden uzak yaşıyor.
90'lı yıllarda Sibel Can'a olan benzerliğiyle ünlenen Hamiyet yıllar sonra ortaya çıktı. Hamiyet, babasının intiharını, mutsuzlukla biten evliliklerini ve yaşadığı zorlukları canlı yayında anlattı.
- Babam elinde silahla içeri girdi. Annem başını eğdi. Sonra olay bambaşka bir noktaya geldi. Babam silahı kendisine çevirdi ve intihar etti.
- Mezarlığa gitmek, yer bakmak, ölüm kaydı almak... Bunlar bi cenaze evine gidip 2 dua edip, mevlüt okutmaya benzemiyor gerçekten çok zor...
- Babamı çok özlüyorum. Onu çok seviyorum ama intihar ettiği için onu affedemiyorum.
- İlk evliliğim 5 yıl sürdü, Hiranur doğdu ayrıldık...
- O eşimden 2009'da boşandım 2011'de başka biriyle evlendim. O da hayatımın ikinci travması oldu. Baba aradım. Ona sığındım. Ondan da bir kızım oldu. Adı İsminur.
- Sol yumurtalığım yok benim, anneliğim bitmişti. İkinci evliliğimden sonra sağlığım yerine geldi. Her şerde bir hayır vardır.
- Büyük kızım babasıyla görüşüyor. Her ikisinden de kızlarıma maddi anlamda bir şey yok...
- Kızlarım ikisi de benim yanımda. Çalışıyorum. Kimseye muhtaç değilim.
- İkinci eşimden ayrıldığımıda kızım 1 aylıktı. Annelik sadece yıkayıp doyurmak değil. Bazen babasından da korumak... Altını çiziyorum! Benim birinci görevim kızımı babasından korumak!
- Kızıma önce 'baban uzakta' dedim. Bu kez de 'ara' demeye başladı. Onun bize ulaşması mümkün değil, çünkü aranıyor zaten. Benim onu ihbar edeceğimi düşünüyor ki, doğru düşünüyor. Tabii ki ihbar ederim.
- Benim kızım imtihanı ile dünyaya geldi. Balıkesir'e taşınmamın nedeni de bu. Deniz, orman, havuz, kuşlar... 5,5 yaşına kadar getirdim.
- Babam beni konserlere götürürdü. Menajerimdi, arkadaşımdı... Ara ara annem 'şimdi rahmetli baban olsa yemek isterdi, aman nasıl olsa yok karpuz peynir yiyelim geçsin' diyor. Deliliğe vursa da o zaman anlıyorum ki, annem babamı özlüyor...
- Ben kötü evliliğimden polislerin onu evden gelip almasıyla kurtuldum. Devlet korumasında kaldım. 2-3 yıl kaçtım.
Türk Halk Müziği'nde bir dönem adından sıkça söz edilen, Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği'ne (MESAM) kayıtlı 100'ün üzerinde eserinin bir bölümü bazı ünlü ses sanatçılarınca seslendirilen eski TRT İstanbul Radyosu sanatçılarından bestekar Mustafa Canan (77), Yalova'da yaşadığı köy evinde sanat dünyasının ilgisizliğinden yakınıyor.
Yalova'nın Çınarcık ilçesine bağlı Koru beldesindeki evinde 14 yıldır ablasıyla yaşayan Canan, senede 10 eserin telif hakkı için sadece 25 lira civarında para alıyor. Ablasının emekli maaşı ve bağlama kursu vererek elde ettiği gelirle yaşamını sürdüren, maddi anlamda bir sıkıntı yaşamayan Canan, sanat dünyasının kendisini unutmasına üzülüyor.
Diyarbakır'da doğduğunu ancak babasının memuriyeti dolayısıyla Şanlıurfa'da büyüdüğünü belirten Canan, bu iki kentte dönemin ünlü seslerini dinleyerek, kendisini geliştirdiğini söyledi. Canan, genç yaşında Adana'ya yerleştiğini ifade ederek, burada Adana Musiki Cemiyeti'ne giderek nota öğrendiğini aktardı. Askerlik dönüşünde, 1961 yılında Adana Radyosu'nun açıldığını, o dönemlerde "Çukurova'dan Sesler" grubunu kurduğunu anlatan Canan, şöyle devam etti:
"Adana'da 100 yakın öğrenci yetiştirdim. Halk Ozanları Cemi̇yeti̇ açtım, orada da 25 sanatçı yetiştirdi̇m. Müslüm Gürses, 15-16 yaşlarında Adana'ya geldi̇. Bir müteahhit arkadaşım getirdi onu. O dönemde bir süre ders verdim kendisine. Adana'daki sanatçılar beni taklit ediyordu çünkü sahnelere hep ben çıkardım. Bir tek klasik müzik okuyan Necati Ateş vardı. Orada bir ekol oldum, uzun havalarla ün salmıştım. Sonra İstanbul'da bir plak çıkarttık."
"15 KİŞİ SINAVA GİRDİK, 2 KİŞİ ALDILAR"
Canan, 1960'lı yılların sonunda zorlu bir sınavdan geçtikten sonra TRT sanatçısı olduğunu dile getirerek, 15 kişinin girdiği sınavı kazanan iki kişiden biri olduğunu söyledi.
Yaklaşık 10 yıl 1976'ya kadar burada çalıştığını belirten Canan, 1975'te Türkiye çapında Akşam gazetesinin düzenlediği ses yarışmasında 500 kişi arasından birinci olduğunu anlattı.
55 YILDIR MÜZİK DERSİ VERİYOR
Yarışmada kazandığı "Altın saz"ın ardından TRT'den ayrıldığını ifade eden Canan, "Önce Kıbrıs'ta sonra Avrupa'nın birçok kentinde sahne aldım. 1982'de Türkiye'ye döndüm, İstanbul Erenköy'de dershane açtım. Orada da birçok kişiyi yetiştirdim." dedi.
Hayatı boyunca müzikle iç içe olduğuna vurgu yapan Canan, şunları kaydetti: "Ud, cümbüş, tambur, bağlama, piyano ve kaval çalıyorum. Bağlama ağırlıklı olmak üzere bunların dersini veriyorum. Yağlı boya tablolar ve halen beste yapıyorum, şiir yazıyorum. 55 yıldır müzik dersi veriyorum. Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği (MESAM) liste gönderdi kayıtlı 100'ün üzerinde bestem var. En önemli bestem 'Aşık mısın arkadaş', Önce ben sonra İbrahim Tatlıses okudu. Belkıs Akkale beste istedi verdim.
Kemal Sunal'ın oynadığı 'Salako' filminin müziği 'Emine' türküsü var. Bunu İbrahim Tatlıses de seslendirdi. Senede 10 eserin telif hakkı için 25 lira civarında ödeme yapıyorlar. Herkes eserlerimi okuyor. Eserlerimi tahrif ediyorlar sözüm olmayan bir söz ekliyorlar. Buna rağmen hakkımı alamıyorum. Burada oturuyorum çok şükür hiç bir şeye ihtiyacım yok, ablamla beraber kalıyoruz."
"BİR HALK MÜZİĞİ SANATÇISI TÜRKÜ OKUYACAKSA..."
Halk müziğinin çok farklı olduğuna dikkati çeken Canan, "Halk müziği beni bana anlatıyor, seni sana anlatıyor. Yöremizi geleneğimizi, anlatıyor. İki insan oluyorsun. Şimdiki sanatçılar duyduklarını okuyorlar.
Eğer bir halk müziği sanatçısı bir türküyü okumak istiyorsa yerinden öğrenecek yalan yanlış okumayacak. Yorum yapayım diye eseri tahrif etmeyecek." ifadelerini kullandı.
"BİR MUHABBET BEKLİYORUM"
Sanat dünyasının ilgisizliğinden yakınan Canan, Türkiye'de sanatçıların öldükten sonra hatırlandığını söyledi.
Maddi bir sıkıntı içinde olmadığını aktaran Canan, "Herkesin yatı, katı var benim yok. Ben 'Eserimi yayınlayın beni programlara çıkarın.' diye yalvarmıyorum. Şarlatanlık yapamam, televizyona çıkayım diye yapımcılara yalvaramam.
Benim üzüldüğüm konu, sanatçı yalnız kalmamalı. Sanatçı ne hikmetse Türkiye'de sahneyi bırakınca o topluluktan uzaklaşıyor, hiç kimse ne arıyor ne soruyor. İnsan bir telefon açar, insan o kadar emek veriyor." dedi.
Kapısının herkese açık olduğunu belirten Canan, "'Nasılsın, iyi misin?' diyen yok. Ben öldükten sonra ha bestemi çalmışsın ha çalmamışsın bir yararı yok. Ben hayattayken arayın sorun. Kimseden para pul istemiyorum, bir dostluk bir muhabbet bekliyorum. Sanatçılar öldüklerinde cenazeleri kalabalık oluyor.
Bilmiyorum gösteriş için mi yapıyorlar. Sağken gi̇di̇p halını hatırını sormadın öldükten sonra adamın senin onun cenazesine gittiğinden haberi bile olmuyor. İki kişiyle de gömülebilir. Hayattayken git halini hatırını sor." sözlerine yer verdi. (AA)
YEŞİLÇAM'IN ÇİRKİN ZİYA'SI SOKAKLARDA YAŞAM MÜCADELESİ VERİYOR
Yeşilçam'ın önemli filmleri arasında gösterilen 100'ü aşkın filmde rol alan ve 38 yıldır figüranlık yapan 62 yaşındaki Ziya Çirkin namı diğer 'Çirkin Ziya', yaşamını kimseye muhtaç olmamak için sokaklarda org çalarak yaşamını sürdürüyor. Sokaklarda yaşam mücadelesi veren Çirkin, eski filmlerinden konuştukça hüzünleniyor.
İHA'nın haberine göre, Yeşilçam'ın duayen sanatçıları Kemal Sunal, İlyas Salman, Fikret Hakan, Cüneyt Arkın gibi bir çok sanatçıyla aynı sahneyi paylaşan ve bazen kamera arkası bazen de dizilerde oynayan Ziya Çirkin şimdilerde o eski parıltılı günlerinden uzak bir şekilde sokaklarda org çalarak yaşama tutunmaya çalışıyor. 10 yaşında Kayseri'deki baba evinden çıkıp İstanbul'a gelerek tam 38 yıl boyunca beyaz perdeye emek veren Ziya Çirkin, anne ve babasını kaybettikten sonra maddi zorluklar yaşamaya başladı.
Geçirdiği kaza sonucu yürüme zorluğu da çeken' Çirkin Ziya', aldığı özürlü maaşını da ablalarıyla arasında çıkan dava meselesi yüzünden alamıyor. Bir dönem sokaklarda da kalan emektar figüran Beyoğlu İstiklal Caddesi üzerinde beraberinde getirdiği org'unu çalarak geçimini sağlamaya çalışırken oynadığı filmlerin afişlerini ve fotoğrafları de kendisini dinlemeye gelenlere sunuyor.