Muğla'nın Milas ilçesinin Meşelik Mahallesi'nde bir çiftçi tarlasını sürerken traktörünün pulluğuna bir taş takıldı. Taşı kontrol eden çiftçi, hemen yetkililere haber verdi. Gerçek kurtarma çalışmasında ortaya çıktı.
Muğla'nın Milas ilçesinde bir çiftçinin traktörüyle sürdüğü tarlada, 2400 yıllık olduğu değerlendirilen oda mezara rastlandı.
Meşelik Mahallesi'nde çiftçilik yapan Ahmet Baki Karabacak (55), tarlasını sürerken traktörünün pulluğuna bir taş takıldı.
Taşı kontrol eden Karabacak, bunun bir mezara ait olduğunu düşünerek durumu Milas Müzesi yetkililerine bildirdi.
Tarlaya gelen müze görevlileri, burada kurtarma kazısı başlattı.
Kazı sonucunda, Helenistik döneme ait olduğu ve 2400 yıl öncesine tarihlendiği düşünülen oda mezar bulundu.
Kültür ve Turizm Bakanlığı izni, İzmir Büyükşehir ve Bornova belediyelerinin desteğiyle Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zafer Derin başkanlığında yürütülen kazılar kapsamında 2022 yılında arkeolojik değere sahip 100'den fazla buluntuya rastlandı.
İzmir Arkeoloji Müzesi'ne bu yıl gönderilen eserler arasında yaklaşık 8 bin yıllık baltalar, 5 bin yıllık koku ve merhem kabı ile kemikten yapılmış iğneler de yer aldı. Yeşilova Höyüğü'ne bağlı yürütülen Yassıtepe kazılarında da 5 bin yıllık, pişmiş topraktan yapılmış kaseye rastlandı.
SOFRALARINDA HAYVANSAL VE BİTKİSEL GIDALARA YER VERMİŞLER
Yeşilova Höyüğü Kazı Başkanı Doç. Dr. Zafer Derin, AA muhabirine, 2005 yılında başladıkları kazı çalışmalarında bugüne kadar binlerce yıllık birçok çanak ve çömlek bulduklarını söyledi.
Yassıtepe'de 5 bin yıl önceki yerleşim yerinde kazı yaptıkları sırada önemli bir buluntuya rastladıklarını kaydeden Derin, şu bilgileri verdi:
"Olasılıkla bir kuzu, keçi gibi bir küçükbaş hayvandan yapılmış yemeği, felaket veya başka nedenle yiyemeden bıraktıklarını tahmin ediyoruz. Kemiklerinin de yer aldığı artığı, bu kap içinde bulabiliyoruz. Zaten çeşitli bulgulardan da saptadığımız gibi hem hayvansal hem bitkisel gıdalara mutfaklarında yer veriyorlardı ama hayvansal gıdaları, küçükbaş, büyükbaş hayvan gibi hayvanların etlerini de çok sevdiklerini ve yediklerini görebiliyoruz."
Derin, kasenin, toprak altındaki korunaklı bir alanda bulunduğu için zarar görmediğini ifade ederek, "İnsanlar afet anında bulundukları yeri terk edebiliyorlar. Belki de bu son yemekleri olmuş." diye konuştu.
Zafer Derin, kalıntıların incelenerek 5 bin yıl önceki gıdalar ve yemek kültürüyle ilgili yeni bilgilere ulaşmayı hedeflediklerini söyledi.
- DİĞER BULUNTULAR
Doç. Dr. Zafer Derin, 2022 kazılarında 19 gramlık bir taş buldukları bilgisini de verdi.
Daha önce alanda ticari bir mühür ele geçirdiklerini hatırlatan Derin, "Hem kentleşme hem ticari olguyu yansıtan bulgulara sahibiz. Bulduğumuz bir taşın özellikle hassas olan birtakım şeyleri, belki bronz, metal, altın, gümüş gibi şeyleri ölçtüğünü düşünüyoruz." diye konuştu.
Derin, benzer taşların Beycesultan Höyüğü gibi kazı alanlarından da çıkarıldığını, bunun bölgede etkin bir ticari hayata işaret ettiğini anlattı.
Kazılarda elde ettikleri diğer özel buluntuların da "güzelliğe ilişkin" olduğunu anlatan Derin, şöyle konuştu:
"Kadın her zaman güzelliğine düşkün. Bu anlamda onlar için üretilmiş içine kokuların ya da çeşitli merhemlerin konulduğu özel kaplar bulduk. Yine elbiselerin desenlerini neredeyse kabın üzerine işleyerek özel kaplar yapmışlar. Bu her yerde rastlanan bir şey değil, çoğunlukla mezarlarına kadar götürüyorlar. Bizim burada çift bölümlü özel bir kap var. Kemikten iğneler var hatta belki saç tokası olarak kullandıkları iğneler. Bunları da küçükbaş hayvan kemiklerinden yapmışlar."
Derin, bölgede irili ufaklı taş baltalara da rastladıklarını, bu baltaların deri kesmek, kasaplık faaliyetleri ya da ahşap oymacılığı gibi alanlarda kullanıldığını düşündüklerini belirtti.
Zafer Derin, Yeşilova Höyüğü ve çevresinde kazı çalışmalarını sürdüreceklerini, alanın ören yeri statüsüne kavuşmasını istediklerini dile getirerek, sözlerini şöyle tamamladı:
"Temel amacımız bölgenin turizm merkezine dönüştürülmesi. Yeşilova Höyüğü tam olarak kamulaştırılamadı. Çalıştığımız arazi Çimentaş'ın, onların özel izinleriyle kazı yapılıyor. Takas işlemleri de son aşamaya geldi, tıkandı. Gerçekleşirse burayı ören yeri statüsüne kavuşturarak Efes, Agora gibi kente önemli bir kaynak kazandırılacağını düşünüyoruz."
URARTU MEDENİYETİNİN EN GÖRKEMLİ YAPILARINDAN BİRİ
Urartu medeniyetinin en görkemli yapılarından biri olan Ayanis Kalesi'ne 3 kilometre ve kent merkezine 25 kilometre uzaklıkta bulunan Garibin Tepe'de definecilerin kaçak kazı yaptığı ihbarı üzerine bölgede koruma çalışmaları başlatıldı.
Koruma altına alınan bölgede yapılan incelemelerde, kazılan 16 metre uzunluğundaki tünelde ise Urartuların daha önce benzerine rastlanılmadığı 2 bin 700 yıllık mavi ve bordo renklerdeki freskler dikkat çekti.
Kültür ve Turizm Bakanlığı adına Garibin Tepe'deki Urartu yapıların ortaya çıkarılması için Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Işıklı danışmanlığında kurtarma kazıları başlatıldı.
Yaklaşık 2 buçuk ay süren kurtarma kazıları bu yıl tamamlanırken, koruma önlemleri çerçevesinde resimlerin zarar görmemesi için de tünelin havayla teması kesildi.
"DÜNYA ÜZERİNDE BİR BENZERİ OLMAYAN DUVAR RESİMLERİYLE KARŞILAŞIYORUZ"
Prof. Dr. Mehmet Işıklı, Van'a 25 kilometre uzaklıkta olan ve 'Garibin Tepe' olarak isimlendirilen alanın kaçak kazılarla gündeme geldiğini belirtti.
Arkeolojik ve kültür değeri olarak uzun süre önce alanın farkına vardıklarını ifade eden Prof. Dr. Işıklı, "Göl kıyısında muhteşem bir Urartu yerleşimi olan Ayanıs Kalesi'nde yaklaşık 35 yıldır kazı çalışması yürütüyoruz. Bu kazı çalışmalarında muhteşem bir Urartu kenti ortaya çıkarıldı. Dini yapıları, tapınakları, saray ve buluntularıyla Ayanıs Kalesi, Urartu'nun anahtar yerleşimlerinden bir tanesidir. Ne yazık ki kaçak kazıcılar durmuyor. Bu dünyanın her tarafından büyük bir sorundur. Geçtiğimiz yıl bütün bir kış boyunca çalıştıklarını tahmin ediyoruz. Kuzey tepede 16 metre uzunluğunda bir tünel kazarak kaçak kazı girişiminde bulunmuşlar. Sonrasında buradan bir ihbar müzemize geliyor. Müze müdürlüğümüz ve yetkili uzmanlar hemen gelip kontrol ediyorlar. Daha sonra birlikte inceledik. Olay Kültür ve Turizm Bakanlığı'na da yansıyor. 16 metrelik kaçak kazı tünelinin girişinde duvarlarda çok iyi şekilde korunmuş, dünya üzerinde bir benzeri olmayan duvar resimleriyle karşılaşıyoruz. Bu bizi çok heyecanlandırdı. Ardından bakanlık devreye girdi ve yasal prosedürü oluşturdu. Burada temmuz ayı içerisinde hemen kazılara başladık. Yaklaşık 2 buçuk aydır arazideyiz. Eylül ayı itibariyle bölgede çalışma koşulları ne yazık ki mümkün değil. Koruma önlemlerini alarak ve bu alanı kapatarak kazı çalışmamızı tamamlıyoruz" dedi.
"KORUYABİLMEK İÇİN OLAĞAN ÜSTÜ ÇABA SARF ETTİK"
Duvar resimlerinin arkeolojide çok heyecan oluşturan bir buluntu grubu olduğunu dile getiren Işıklı, "Aynı zamanda da bu çok zor bir buluntu grubudur. Çünkü korunması olağan üstü zorluk içeriyor. Kerpiç aynı zamanda korunması çok zor olan bir yapı grubudur. Ne yazık ki böyle olunca da biz burayı koruyabilmek için olağan üstü çaba sarf ettik. Çalışmalarımız sırasında uzmanlardan da gerekli görüşleri aldık. O alanda kesinlikle kazıya başlamadık. Duvar resimleri hala kazınmayı bekliyor. Biz alanı koruma altına aldık. Belirli süreçlerde orada bakım ve ilaçlama yapıyoruz. Çünkü havayla temas ettiği için mikrobiyolojik ortam oluşturuyor ve bozulma süreci başlıyor. Bu yüzden belirli dönemlerde orayı ilaçlıyoruz. Tünelin önünde de geçici bir baraka inşa ettik ve havayla temasını kestik" diye konuştu.
"ÖRNEKLERİ DÜNYA ÜZERİNDE OLAN POMPEİİ VE YA EFES YAMAÇ EVLERİNDE"
Önümüzdeki yıllarda geliştirecekleri projeyle tünel alanının üzerini kapatarak titiz bir kazı çalışması yürüteceklerini ifade eden Işıklı, "Örnekleri dünya üzerinde olan Pompeii ve ya Efes yamaç evlerinde olan muhteşem duvar resimlerinin izlenebileceği bir mekan elde edeceğiz" şeklinde konuştu.
"KALDIĞIMIZ YERDEN DEVAM EDECEĞİZ"
Bu alanın daha önce tescillendiğini ifade eden Van Müze Müdürü Fatih Arap ise mekanın önemini daha sonra çıkan bulgularla öğrendiklerini belirterek, "Kaçak kazılarla ortaya çıkan verilerin sonucuna göre alanın önemini tespit ettik. Müze Müdürlüğümüzün başkanlığında ve Prof. Dr. Mehmet Işıklı'nın danışmanlığında kazıya başladık. Tüm müze uzmanların gözetiminde kurtarma kazılarımızı tamamladık. Bu yıl itibariyle alanın üzerini kapatacağız. Önümüzdeki yıl ise kaldığımız yerden devam edeceğiz" diye konuştu.
HATTUŞA'DA HEYECANLANDIRAN KEŞİF!
Anadolu'nun ilk medeniyetlerinden Hititlerin başkenti Çorum'un Boğazkale ilçesindeki Hattuşa Ören Yeri'nde 1907 yılında başlayan arkeolojik kazılar, Alman Arkeoloji Enstitüsünden Prof. Dr. Andreas Schachner başkanlığında sürüyor.
3 BİN 500 YIL ÖNCESİNE AİT…
Farklı ülke ve üniversitelerden arkeolog, Hititolog ve benzeri uzmanlık alanından bilim insanlarının birlikte yürüttüğü kazılarda 80 metre uzunluğunda, binlerce taş kullanılarak inşa edilen Yerkapı Tüneli'nde yaklaşık 3 bin 500 yıl önce çizildiği tahmin edilen yeni simgeler bulundu.
Kazı ekibinden Mardin Artuklu Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bülent Genç, 13 Ağustos'ta öğrencilerle fotoğraf çekmek için ören yerinde gezdiği sırada Yerkapı Tüneli'nin orta kısmındaki taşlara kök boya ile çizildiği tahmin edilen simgeleri fark etti.
TAM 249 ADET
Tünelde 249 simgeyi tespit eden Genç, keşfini kazı başkanı Schachner ile paylaştı. Schachner de Yerkapı ve simgelerin 3 boyutlu taramasını yaptırarak, hiyeroglifleri bilim dünyasına kazandırdı.
BİNLERCE SENEDİR AYNI KALMIŞ
Simgelerin, tünelin her mevsim ortalama sıcaklığa sahip olması, güneş ve yağmur girmeyen karanlık bir ortamda bulunması gibi nedenlerle binlerce yıldır bozulmadan günümüze ulaştığı tahmin ediliyor.
İNCELEME DEVAM EDİYOR
Schachner, tanrıların betimlendiği değerlendirilen 249 hiyeroglifle ilgili farklı uzmanlık alanlarından bilim insanlarının incelemesinin sürdüğünü söyledi.
SİMGELERİN ANLAMLARIYLA İLGİLİ ÇALIŞMA BAŞLATILDI
Hattuşa'da arkeolojik kazı çalışmalarının 1907'de Yerkapı'dan başladığını, bugüne kadar kendisi de dahil kazı yapan herkesin onlarca kez tünelden geçtiğini ancak kimsenin hiyeroglifleri fark etmediğini dile getiren Schachner, keşfin ardından İstanbul Üniversitesinden Hititolog Doç. Dr. Metin Alparslan'ın simgelerin hangi anlamları taşıyor olabileceğini belirlemek üzere çalışmalara başladığını aktardı.
TÜNEL NE AMAÇLA KULLANILIYOR?
Hattuşa'nın zirvesinde yer alan Yerkapı Tüneli'nin Hititler için son derece önemli olduğunu vurgulayan Schachner, yeni bulunan hiyerogliflerle tünelin ne amaçla kullanıldığını daha iyi anlama imkanı bulacaklarına işaret etti.