Mısır'daki bir kazıda antik mezarlık alanında altın dilli mumyalar çıktı. Mumyaların çok fazla tahrip olmuş olmasından üzüntü duyan uzmanlar, ölenlerin dillerinin sökülüp yerine altın dil takılmasının bir sebebi olduğunu açıkladı. Gerçeği görünce şaşırmamak mümkün değil…
Mısır'da arkeologlar, ölümden sonraki hayatın bir parçasını anlatan bir mit olan altın dilli mumyaların olduğu eski bir mezar keşfetti.
Yüzlerce mezarlığı kapsayan Qewasina'daki mumyaların sayısının çok fazla olduğu belirtiliyor.
OSİRİSLE KONUŞMAK İÇİN…
Uzmanlara göre mumyalanan kişilerin gerçek dilleri yerinden çıkarılmış ve altın dil takılmış. Böylece diğer tarafta tanrı Osiris ile konuşmak mümkün oluyor.
Mısır mitolojisinde Osiris 'yeraltının efendisi' olarak biliniyor. Eski Mısır mitolojisinin en önemli tanrılarından biri olarak görülen Osiris, ölülerin yargıçlığını yapıyor. Eski inanışa göre Osiris, altın dil nedeniyle fanilere merhamet ediyor.
Mezarların yanında aynı zamanda hamamböceği ve nilüfer çiçeği şeklinde biçimler verilmiş altın yongalar da bulundu.
Yine mumyalama için olduğu düşünülen bir cenaze süsü, hayvan figürlü bir taş ve çanak çömlek de bulunan kalıntılar arasında.
Ancak mumyaların durumunun kötü olması nedeniyle arkeoloji dünyası biraz hayal kırıklığı yaşıyor. Bazı dillerin tamamen parçalanmış olduğu görüldü.
Uzmanlara göre mezarlık yerleşkesinde 3 farklı seviyeden insan var ve bu seviyelere göre dizilmiş durumdalar.
Geçtiğimiz Şubat ayında da Mısır'daki arkeologlar 2 bin yıllık bir mezarlık olan Taposiris Magna'da altın dilli bir mumya bulmuşlardı.
Aynı zamanda bu bölge Mısır'ın en ünlü kraliçelerinden biri olan Kleopatra'nın da mezarının olduğundan şüphelenilen yer.
ÇIĞLIK ATAN MUMYA...
Mısır'da arkeologlar ve radyologlar tarafından yürütülen araştırma sonunda, 'çığlık atan mumya' olarak bilinen Mısırlı prensesin 3 bin yıl önce kalp krizi nedeniyle yaşamını yitirdiği belirlendi. Prensesin damar sertleşmesi ve koroner kalp hastalığından mustarip olduğu ve bunun sonucunda ani bir şekilde yaşamını yitirdiği belirtildi.
Mısır bilimci Doktor Zahi Hawass, bulgularını şöyle açıkladı; "Çığlık atan kadının cansız bedeninin saatler sonrasına kadar keşfedilmemiş olabileceğini varsayıyoruz, bu da ölüm katılaşmasını sağlamaya yetecek bir süre.
Mumyalama işlemini yapanların, kadının büzülmüş bedenini çürümeden ya da gevşemeden önce mumyaladığını düşünüyoruz. Bu nedenle kadının ağzını kapalı tutamadılar ya da bedenine yatış pozisyonu veremediler, ki bu diğer mumyalarla karşılaştırıldığında alışılmadık bir durum. Böylece ölüm anındaki yüz ifadesi ve duruşu korunmuş oldu."
Yüzündeki acı dolu ifade nedeniyle 'çığlık atan mumya' olarak adlandırılan mumya, 1881'de Luksor'da bir kraliyet mezarlığında bulunmuştu. Mumya, bacakları bükülmüş ve çaprazlanmış, başı hafif eğik ve ağzı açık bir halde keşfedilmişti.
Prensesin sarılı olduğu bezdeki yazılardan yola çıkan uzmanlar, mumyanın Firavun Meret Amon'un kız kardeşine ait olduğunu düşünüyor. Ancak bu unvan pek çok prenses için kullanıldığından, mumyanın gerçek kimliği bilinmiyor.
4000 YIL SONRA ORTAYA ÇIKTI! BİLİM İNSANLARI ŞAŞKIN...
Modern çağdaki hastalıkların binlerce yıl önce olup olmadığı hep merak konusu olmuştur.
American Heart Journal'da Güney Amerika ve Mısır'da ortaya çıkan mumyalarla ilgili yeni bulgular yayımlandı.
Bilim insanları, 4 bin yıllık mumyalarda kalp rahatsızlıkları belirtilerini keşfetti.
Yeni araştırmada, modern zamanın sağlıksız diyetleriyle ilişkili olan hastalığın antik çağda daha yaygın olduğu tespit edildi.
Uzmanlar, mumyalarda damar tıkanıklığı bulgularına ulaştı.
Houston'daki Teksas Sağlık Bilimleri Merkezi'ndeki McGovern Tıp Fakültesi'nde kalp-damar cerrahisi yardımcı profesörü olan Muhammed Madjid şunları söyledi;
"20 yıldan uzun bir süredir kitlelerdeki kalp hastalığı modeline bakıyorum.
Zamanla aklıma 'Modern zamanın bir hastalığı mı yoksa modern yaşamdan bağımsız olarak insanlara özgü bir süreç mi?' sorusu geldi."
Dr. Madjid, arter duvarlarında kolesterol birikmesinin "vücudun yara iyileşme mekanizmasında kötü sonuçlar doğurduğunu" açıkladı.
Dr. Madjid, "Bunlar modern çağda mikroskop altında bulduğumuz çok iyi bilinen süreçlerdir, artık atalarımızda da benzer belirtiler gördük." diyor.
Dünyada bilimin açıklayamadığı iddia edilen, hala sırrını saklayan birçok olay var. Hangisi doğru hangisi yalan bilinmiyor ama ortak özellikleri çok ilginç olmaları.
Hala açıklanamamış dünya üzerindeki sayısız olaydan derlediğimiz görece kısa listeye şöyle bir göz atmak isteyebilirsiniz.
DENİZ KAVİMLERİ
Kim oldukları ya da nereden geldikleri hala büyük bir muamma. MÖ. 1200 dolaylarında Yunan yarımadası, Ege ve Akdeniz kıyıları, Anadolu, Suriye, Fenike, Filistin'deki tüm şehirleri yakıp yıkarak üzerinden geçmişler, Antik Mısır'ın içlerine kadar ilerlemişler.
Doğu Akdeniz'deki medeniyetler, Hititler, Yunanlar ve Minos Uygarlığı gibi pek çok uygarlığın ya çökmesine ya da gerilemesine yol açmışlar, Troya kenti tümüyle yok olmuş, Ugarit şehri düşmüş örneğin...
Tunç Çağı'nı kapatan bu istilanın önünde hiçbir güç duramamış ve uygarlık yaklaşık bin yıl geriye sarmış.
Antik Yakın Doğu'nun tarihine dair kayıtlı ne varsa bu istilayla yok olmuş o yüzden haklarında detaylı hiçbir şey bilinemiyor.
İstila ettikleri yerlere mi yerleştiler yoksa geldikleri yere geri mi döndüler?
Filistin'e adını veren bu kavimlerden biri Antik Filistinliler dışında bugüne kalan hiçbir iz yok.
Ege Göçleri'nin ve konuyla ilgili çalışmaların bir başka özelliği ise, 13. yy sonlarındaki tüm Yakındoğu'nun Tunç Çağ kültürleri ve göçler sırasında adı geçen halk, devlet ve ülke isimleriyle, olayların gerçekleştiği dönemden sonraki gelişmeleri "Karanlık Çağlar" ve hatta 400 500 yıl sonrasındaki Frig, Muşki, Lydia vb. uygarlıkların tarihini ve onlarla ilgili bazı sırları da ilgilendiriyor olmasıdır.
BÜYÜK İLERİ SIÇRAMA
Tarihin bir evresinde hem de hiçbir geçiş döneminin izine rastlanmadan; bundan yaklaşık 40 ila 70 bin yıl önce insanlık aniden mağara resimleri çizmeye, şarkılar söylemeye, mücevherler tasarlamaya, taştan aletler yapmaya başlıyor… İletişimle ortaya çıkan dillerin buna sebep olduğu düşünülse de insanlığın evriminde bu sıçrayışın nasıl mümkün olduğu hala çözülebilmiş değil! Birdenbire nasıl olmuştu bu, hala merak konusu...
ANTİKYTHERA DÜZENEĞİ
Bir nevi analog bir bilgisayar düşünün ama iki bin yıllık olsun! Keşfedildiği 1901'den beri nasıl çalıştığını anlamak amacıyla pek çok kopyası yapılsa da işleyişi hala çözülebilmiş değil.
Düzenek, bir ayakkabı kutusu büyüklüğünde ahşap bir kasa içinde yer alan bir grup pirinç dişliden meydana geliyor.