Dünya birçok sırrı barındırıyor. Gelişen teknolojinin yardımı ve yapılan uzun araştırmalar sonucunda bazı olayların arkasındaki sebepler bulundu, ama halen gizemini koruyan ilginç vakalar var. Bunların bazıları geçtiğimiz yüzyıl içinde, bazıları ise binlerce yıl önce yaşandı. Kimileri içinse tamamen uydurma olduğu söyleniyor, ancak halen konuşuluyorlar.
Dünyada bilimin açıklayamadığı iddia edilen, hala sırrını saklayan birçok olay var. Hangisi doğru hangisi yalan bilinmiyor ama ortak özellikleri çok ilginç olmaları.
Hala açıklanamamış dünya üzerindeki sayısız olaydan derlediğimiz görece kısa listeye şöyle bir göz atmak isteyebilirsiniz.
DENİZ KAVİMLERİ
Kim oldukları ya da nereden geldikleri hala büyük bir muamma. MÖ. 1200 dolaylarında Yunan yarımadası, Ege ve Akdeniz kıyıları, Anadolu, Suriye, Fenike, Filistin'deki tüm şehirleri yakıp yıkarak üzerinden geçmişler, Antik Mısır'ın içlerine kadar ilerlemişler.
Doğu Akdeniz'deki medeniyetler, Hititler, Yunanlar ve Minos Uygarlığı gibi pek çok uygarlığın ya çökmesine ya da gerilemesine yol açmışlar, Troya kenti tümüyle yok olmuş, Ugarit şehri düşmüş örneğin...
Tunç Çağı'nı kapatan bu istilanın önünde hiçbir güç duramamış ve uygarlık yaklaşık bin yıl geriye sarmış.
Antik Yakın Doğu'nun tarihine dair kayıtlı ne varsa bu istilayla yok olmuş o yüzden haklarında detaylı hiçbir şey bilinemiyor.
İstila ettikleri yerlere mi yerleştiler yoksa geldikleri yere geri mi döndüler?
Filistin'e adını veren bu kavimlerden biri Antik Filistinliler dışında bugüne kalan hiçbir iz yok.
Ege Göçleri'nin ve konuyla ilgili çalışmaların bir başka özelliği ise, 13. yy sonlarındaki tüm Yakındoğu'nun Tunç Çağ kültürleri ve göçler sırasında adı geçen halk, devlet ve ülke isimleriyle, olayların gerçekleştiği dönemden sonraki gelişmeleri "Karanlık Çağlar" ve hatta 400 500 yıl sonrasındaki Frig, Muşki, Lydia vb. uygarlıkların tarihini ve onlarla ilgili bazı sırları da ilgilendiriyor olmasıdır.
BÜYÜK İLERİ SIÇRAMA
Tarihin bir evresinde hem de hiçbir geçiş döneminin izine rastlanmadan; bundan yaklaşık 40 ila 70 bin yıl önce insanlık aniden mağara resimleri çizmeye, şarkılar söylemeye, mücevherler tasarlamaya, taştan aletler yapmaya başlıyor… İletişimle ortaya çıkan dillerin buna sebep olduğu düşünülse de insanlığın evriminde bu sıçrayışın nasıl mümkün olduğu hala çözülebilmiş değil! Birdenbire nasıl olmuştu bu, hala merak konusu...
ANTİKYTHERA DÜZENEĞİ
Bir nevi analog bir bilgisayar düşünün ama iki bin yıllık olsun! Keşfedildiği 1901'den beri nasıl çalıştığını anlamak amacıyla pek çok kopyası yapılsa da işleyişi hala çözülebilmiş değil.
Düzenek, bir ayakkabı kutusu büyüklüğünde ahşap bir kasa içinde yer alan bir grup pirinç dişliden meydana geliyor.
İki bin yıl önce batmış bir gemide bulunan Antikythera düzeneğinin, gezegenlerin konumu ve Güneş tutulması vaktinin tahmin edilmesi hatta olimpiyat oyunlarının zamanlarını da dört yıla kadar gösterebilen mekanik bir hesap makinesi olduğu keşfedilse de nasıl çalıştığıyla ilgili araştırmalar sürüyor.
MÖ. 1 yy teknolojisiyle yapılmış bu iç içe geçmiş çarklı sistem keşfedilene kadar, bu derece kompleks bir makinenin ancak 16. yy'da yapılabildiği sanılıyordu.
Bu antik bilgisayar da gizemini hala koruyor!
VOYNICH ELYAZMASI
Bundan 600 yıl kadar önce, bilinmeyen bir yazıyla, anlamı hala çözülememiş gizemli bir kitap yazıldı ve 1912'de Amerikalı sahaf Wilfrid M. Voynich onu Roma'da satın aldı.
Voynich elyazması yıllardır dil bilimciler, fonetik uzmanları, kriptologlar, tarihçiler vb. pek çok farklı alandan bilim insanı tarafından incelenmiş ama tüm çabalar sonuçsuz.
Metnin gayet sistematik biçimde doğal bir dilin yazıya geçirilmiş hali olduğu onaylanıyor ama bunun hangi dil olduğu bilinmiyor.
Bu elyazması 20. yy'ın en iyi şifre çözücülerini hayatından bezdirdi, kimilerine kafayı kırdırıp hastanelik etti. 2001'de şifre çözmekte uzman bilgisayarlarla yapılan çalışmalar da başarılı olamadı.
İngiliz dil bilim profesörü Stephen Bax, 14 resmin ve Arapça ögeler kullanılarak yazılan kitapta "kantoron" bitkisinin isminden yola çıkarak 10 sözcüğün ne anlama geldiğini ortaya çıkarmış olsa da kitap bir muamma olmayı sürdürüyor.
Hatta buradan yola çıkarak kitabın aslında 11. yüzyılda Türkiye de yazıldığı bile iddia ediliyor. Çok sayıda resim içeren el yazması kitapta; yıldızlar, bitkiler ve tuhaf bir tesisatla birbirine bağlı küvetlerde yıkanan çıplak kadınlar var.
Kitabın şifalı otlar, astronomi, anatomi, farmakoloji ve reçetelerden oluşan beş ana bölümden oluştuğu düşünülüyor.
GÖBEKLİTEPE
Söz konusu, Şanlıurfa'daki Göbekli Tepe olunca açıklanamayan keşiflerin hangi birinden bahsetsek? İnsanlık tarihini alt üst eden bu tapınakların tam 12 bin yıl önce tavanı açık ama tabanı sıvı sızdırmaz şekilde inşa edilmiş mühendislik teknolojisinden mi?
Yoksa, Taş Devri avcı-toplayıcılarının taş ustalığından, mimari ve sanatsal üsluplarının üç boyutlu figürler yapacak kadar gelişmiş olmasından mı?
Tapınaklara yansıyan bütün bu ilim ve bilgi tam olarak nasıl ve ne zaman oluşmuştu? İnsanların açlık ve korunma içgüdüsüyle değil, dinsel inanışların etkisiyle yerleşik hayata geçtiklerini ve ancak bundan sonra tarıma başladıklarını Göbekli Tepe sayesinde öğrendik.
Dinsel törenler için inşa ettikleri bu yapıların etrafında neden hiç yerleşim yeri yok? Böylesi faaliyetler için kalabalık gruplar nasıl bir araya geldiler, işgücünü nereden buldular, farklı uzmanlık gerektiren fakat eşzamanlı yürütülen bu işlerin organizasyonunu nasıl yaptılar?
Daha da ilginci; çapı 30 metreyi bulan şimdilik benzerine hiç rastlanmamış oval planlı 20'ye yakın sayıdaki bu yapılar bilerek moloz yığınları ve toprakla örtülüp, terk edilmiş. Yaklaşık bin yıl sonra geri gelerek yeni bir mabet yapmışlar ve aynı işlemi tekrarlamışlar. Bunu neden yaptıkları bilinmiyor.
1977'de SETI (Dünya Dışı Akıllı Yaşam Araştırması) projesi kapsamında, Jerry R. Ehman tarafından "Big Ear" radyoteleskopuyla keşfedilmiş 72 saniyelik, dar bantlı bir radyo sinyali. Dünya dışı akıllı varlıkların gönderebileceği türden sinyallerin tüm özelliklerine uyuyordu.
Buna çok şaşıran Ehman sinyal izinin bilgisayar çıktısının sayfa kenarına "Wow!" yazdığı için bu şekilde adlandırıldı. Sagittarius (Yay burcu) yönünden gelen sinyal, tüm arama çabalarına rağmen bir daha bulunamadı. Nereden gelmişti ve orada ne vardı? Onu bu kadar sıra dışı kılan neydi? Bunun cevabı sinyalin frekansında yatıyor. Akıllı bir uzaylıysanız ve başka bir akıllı uzaylının ilgisini çekmek istiyorsanız, yapay olduğu kolayca anlaşılabilecek, duyulabilmesi mümkün bir frekans tercih edersiniz.
Dahası, evrende bolca bulunan ortak bir elementin frekansını; örneğin hidrojen elementini seçmeniz çok olağan sayılır. Yıldızlararası hidrojen 1,42 Ghz'de hareket eder. "Wow!" sinyali de 1,42 GHz'deydi ve bu menzilden şaşmıyordu! Dünya'daki hiçbir aygıt da o frekansta ileti yapamıyordu. Hava ya da uzay aracından da gelmiyordu çünkü uzayda hareket etmeyen bir noktaya sabitlenmişti.
Bilinen hiçbir gezegen ya da asteroit, sinyali Dünya'ya yansıtacak pozisyonda bulunmuyordu. Çekimsel mercek ve yıldızlararası parıldama gibi karmaşık astronomik etkiler bile "Wow!" sinyalini açıklamak için gerekli teknik özellikleri karşılamıyor. Sonuç ta, "akıllı uzaylı" açıklaması hala en iyi aday. Ama bunu destekleyecek bir kanıt bulunmadığı için çözülmemiş en heyecan verici gizemlerden biri.
OAK ADASI VE PARA KUYUSU
Efseneye göre adada büyük bir hazine gizli. Kimi defineci dini hazineler olduğunu, kimileri de İspanyol korsanların ganimetlerini buraya gömdüğünü düşünüyor.
Çeşitli tuzaklarla örülmüş mühendislik harikası bu çukuru inşa etmenin korsanları aştığını düşünenler de var.
Şirket batıran, pek çok kişinin hayatına mal olan çukurdan elde edilebilen kısıtlı verilerle varlığı bilinen hazine gelişen teknolojiye rağmen çıkarılamıyor.
Hatta kuyunun bir çok bölümüne hala girilememiş.
Definecilerin burayı lanetli saymasının sebebi, yapılan çalışmalarda belli bir seviyeye gelindiğinde çukurun bir anda suyla dolması.
Araştırmacılar buldukları su çıkış noktalarını, planlayıcının geri döndüğü zaman suyu kapayabilmesi için yerleştirdiğini düşünüyorlar.
Yani para çukuru, hazinenin yerini tam olarak bilen kişinin bulabileceği şekilde tasarlanan bunun dışında herkesin çukurun bataklığına gömüleceği kör bir geçit.
MOHENJO-DARO
On bin yıl önceki nükleer savaş ve bunun destanı Mahabharata… Destanda anlatılanlara kanıt olarak Mohenjo-Daro kenti gösteriliyor.
Pakistan'daki bu gelişmiş antik kent 1922'de ortaya çıkarıldı. Mohenjo-Daro, ızgara biçiminde planlanmış ve su sistemi bugünkü modern sistemlere benziyor. Düzenli yollar ve kanalizasyon sistemleri geniş bir nüfusu barındırdığının işareti. Çamurla sıvanmış tuğla evler iki katlı ve büyük kısmında banyo var. Antik kentin caddelerinde bulunan siyah cam kalıntılarının ve kil çömleklerin çok yüksek ısıya maruz kalarak eridikleri keşfedilmiş.
Arkeologlar, caddelerde yatan iskeletler bulmuşlar; bir anda ölmüş bu insanların yumrukları sıkılı haldeymiş. İskeletlerde tespit edilen radyoaktivite, Hiroshima ve Nagasaki düzeyinde. Bu olay Mahabharata Destanı'nda "Cesetler tanınmayacak kadar yanarlar, ölmeyenlerin saçları ve tırnakları dökülür, çanaklar, çömlekler kendi kendilerine kırılırlar, yiyecekler zehirlenir.
Kaçmaya çalışan savaşçılar ve eşyaları küllerle yıkanmaktadırlar. Derken vahşi bir rüzgar başlar, bulutlar kükrer, toz ve çakıl taşları yağmaktadır. Doğa dengesini yitirir, güneş gökte sallanmakta, dünya titremekte, korkunç silahtan yayılan kavurucu sıcaklık, her şeyi yakmaktadır" diye anlatılır.