İran'dan sonra en fazla Şii nüfusun bulunduğu Pakistan'da son dönemde bu topluluğu hedef alan büyük saldırılar meydana gelmesi ülkede mezhepsel gerginliği artırıyor. Kitlesel anlamda Sünni ve Şii toplumu arasındaki ilişkilerin barışçıl olmasına karşın, can kayıplarının devam etmesi endişeleri artırıyor. Pakistan'ın önde gelen Şii örgütlerinden Vahdet-i Müslimin'in lideri Allame Nasır Caferi'ye göre "tırmandırılan gerginliğin" amacı "bölge barışının sağlanmasının önüne geçmek, İran, Pakistan ve Afganistan'ın bir araya gelmesini engellemek."
İran'dan sonra en fazla Şii nüfusun bulunduğu Pakistan'da son dönemde bu topluluğu hedef alan büyük saldırılar meydana gelmesi ülkede mezhepsel gerginliği artırıyor. Kitlesel anlamda Sünni ve Şii toplumu arasındaki ilişkilerin barışçıl olmasına karşın, can kayıplarının devam etmesi endişeleri artırıyor. Pakistan'ın önde gelen Şii örgütlerinden Vahdet-i Müslimin'in lideri Allame Nasır Caferi'ye göre "tırmandırılan gerginliğin" amacı "bölge barışının sağlanmasının önüne geçmek, İran, Pakistan ve Afganistan'ın bir araya gelmesini engellemek."
Uluslararası Müslüman Nüfus Hareketleri Araştırma Merkezi verilerine göre, 173 milyon nüfuslu Pakistan'ın yaklaşık 30 milyonu Şii mezhebine mensup. Nüfusun yüzde 80'ine yakınını oluşturan Sünniler ile yüzde 17'sine karşılık gelen Şiiler arasında birtakım görüş ayrılıkları bulunmasına rağmen iki toplum arasında geçmişte kitlesel düşmanlıklar ve çatışmalar yaşanmadı. Pakistan dışarıdan "Sünni kimliği" ağır basan bir ülke gibi algılansa da ülkede dinler, mezhepler ya da etnik unsurlar kanun önünde eşit kabul ediliyor. Ülkenin kurucusu olan milli lider Muhammed Ali Cinnah ve önemli roller üstlenen bazı isimlerin Şii kökenli olması, sonraki dönemde de Şiilerin devlet kademelerinde görev yapması anayasadaki eşitlik ilkesinin yansıması olarak değerlendiriliyor.
Çok sayıda etnik ve mezhepsel unsurun bir arada yaşadığı Pakistan'da ülkenin her bölgesinde Şii toplulukları görmek mümkün. Etnik köken olarak Pencabi, Sindi, Peştun, Beluç, İran, Arap ve Hindistan göçmeni Şiiler bulunuyor. Pakistan Şiilerinin büyük bölümü Caferi. İsmailiye ve Bori koluna mensup olanları da var. Boriler de kendi arasında Davudi ve Süleymani olarak iki farklı gruba ayrılıyor.
Şiiler ülke siyasetini etkileyecek nüfus yoğunluğuna sahip olmalarına rağmen parlamentoda başlı başına Şiileri temsil eden bir parti bulunmuyor. Bununla birlikte çeşitli partilere dağılmış 70 kadar Şii milletvekili bulunduğu biliniyor. Parlamento dışında ise Şiilerin üç temel siyasi oluşumu var. Çatı görevi gören Şii Ulema Konseyi Pakistan'ın en geniş tabanlı Şii partisi olarak öne çıkarken, Vahdet-ül Müslimin ve Tehrik-i Nifaz Fırka-i Caferiye partileri de geniş tabanlara sahip.
Şii toplumunun öne çıkmış dini lideri yok. Büyük bölümü doğal liderleri olarak 1979 İran İslam Devrimi'nin lideri Ayettullah Humeyni'yi ve İran'ın mevcut dini lideri Ayetullah Ali Hamaney'i görüyor. Bu sempatinin de etkisiyle, Pakistan'daki Şii partileri ve sivil toplum örgütleri ülkedeki Sünniler ve Selefi gruplar tarafından sık sık İran'ın çıkarlarına hizmet etmek"le suçlanıyor. Ancak Şii elitler iddiaları sık sık kesin bir dille reddediliyor Pakistan;a olan bağlılıklarını vurguluyor.
Pakistan'da "İran'ın mezhepsel yayılmacılığına" ve "Şiiliğe karşı mücadele" gayesi ile kurulmuş yasa dışı silahlı örgütler bulunuyor. Bunlardan en etkilisi "Cundulah" olarak biliniyor. Cundullah geçmiş yıllarda İran içlerine kadar girmiş ve kanlı eylemlerle adını duyurmuştu. Örgütün lideri Abdulmelik Rigi, Pakistan ve İran'ın 2008'de ortak operasyonuyla yakalanmış ve idam edilmişti. Pakistan'da Şiilere yönelik kanlı eylemler yapan Leşker-i Cengavi ve Sıpah-i Sahabe gibi örgütlerin yanı sıra El-Kaide ve Taliban gibi örgütler de zaman zaman Şiileri hedef alan kanlı eylemler düzenliyor.
Pakistan'da son yıllarda Şiilerin hedef alındığı kanlı eylemlerin artması dikkat çekiyor. Saldırıların yoğunlaştığı bölgelerin başında İran sınırındaki Belucistan eyaleti ve Pakistan'ın ticaret ve ekonomi kenti olarak bilinen Karaçi geliyor. Şiiler ile Sünnilerin karşı karşı geldiği en büyük provokasyon 2004;te Belucistan'ın Ketta kentinde meydana geldi. Aşure matemine düzenlenen bombalı saldırıdan sonra harekete geçen Şii grup, Sünnilere ait yüzden fazla dükkanı ateşe verdi. Askeri birliklerin müdahalesi sonucu kentteki olayların büyümesi engellendi.
ABD'nin Afganistan'ı işgalinden sonra Pakistan'da hızla güç kazanan El-Kaide ve Taliban örgütleri de son on yıllarda Şiilere yönelik kanlı saldırılar düzenledi. Genellikle aşure matemleri sırasında ve Şii camilerine düzenlenen saldırılarda yüzlerce kişi hayatını kaybetti. Son dönemlerde ise, Şii mezhebi içinde görülen Hazara topluluğunun sık sık hedef olması dikkatleri Pakistan;a çevirdi. Yasa dışı Leşker-i Cengavi ve Sıpah-i Sahabe örgütlerinin Şii Hazaraların yaşadığı bölgelerde düzenledikleri saldırılar dünya kamuoyunda da ses getirdi. Genellikle Belucistan'daki Hazaraları hedef alan eylemler başlangıçta motosikletli saldırganlarca düzenleniyordu. Bu saldırılarda dini amaçlı ziyaretler için İran'a giden yolcu otobüsleri peş peşe tarandı. Hazaraların toplu olarak bulunduğu terminaller, çay ocakları ve iş merkezleri kimliği belirsiz kişilerce saldırıya uğradı.
Leşker-i Cengavi örgütünün geçen ocak ayında Kettta kentinde düzenlediği bombalı saldırıda 120 kişi öldü. Hazara toplumunda büyük tepkiye neden olan olayın etkisi sona ermeden geçen ay Hazara mahallesindeki saldırıda 89 kişi daha hayatını kaybetti. Bu olaylar üzerine Hazaralar can ve mal güvenliklerinin sağlanamadığı gerekçesiyle hükümete karşı protesto eylemleri başlattı. Günlerce ölülerini toprağa vermeyen kurban yakınları hassas bölgelerde Şii nüfusun güvenliğini askerlerin sağlanmasını talep etti. Hükümet ise, eyalet hükümetini görevden alarak, mağdurların zararlarını karşılayarak ve hassas bölgelerin kontrolünü askerlere vererek protestoların önüne geçmeyi başardı. Pakistan'da Şiilerin hedef alındığı ve Leşker-i Cengavi'nin üstlendiği son saldırıda, Karaçi'deki bir Şii mahallesinde 50'den fazla kişi öldü, 170 kişi yaralandı. Büyük tahribata neden olan saldırıda 200 bina ve iş yeri kullanılmaz hale geldi.
Pakistan'ın önde gelen Şii örgütlerinden Vahdet-i Müslimin'in lideri Allame Nasır Caferi'ye göre, Pakistan'daki Şii-Sünni çatışmasının arkasında Pakistan'ı istikrarsızlaştırmak isteyen dış güçler bulunuyor. Partinin İslamabad'taki merkezinde AA muhabirine konuşan Caferi, Şiilerin Sünniler ya da diğer topluluklar gibi Pakistan'ı oluşturan ana unsurlardan biri olduğunu vurguluyor. ABD'nin Afganistan'ı işgalinden sonra bölgede Şiilere yönelik saldırılar ve toplumdaki etnik ayrışmalarda ciddi artış olduğuna işaret eden Caferi, ülkede Sünniler, Şiiler ve Selefiler arasında derin görüş ayrılıkları bulunmasına rağmen bu gruplar arasında kitlesel anlamda birbirine alan bir şiddet eğiliminin yok denecek kadar az olduğunu söylüyor.
"Bölgede tırmandırılan etnik ve mezhepsel şiddetin amacı bölge barışının sağlanmasının önüne geçmek, İran, Pakistan ve Afganistan'ın bir araya gelmesini engellemek" diyen Vahdet-i Müslim lideri, "Önce kanlı saldırılar yapılıyor sonra senaryo yazılıyor. Ülkemizdeki etnik ve mezhepsel farklılıkların arasında kin ve düşmanlık artıyor. Pakistan'da sadece Şiiler değil, Sünni camileri, kiliseler, Hindu tapınaklarına saldırılar düzenlenerek İslam'ın adı kirletilmek isteniyor" diyor.
Mezhepsel tansiyonun artmasında Pakistan hükümetinin önemli hataları bulunduğu görüşünde olan Caferi, "ayrışmayı artıracak hataların kaynaklarının bilindiğini fakat sorunlara kalıcı çözümler getirilmediğini" savunuyor. "Şiileri en fazla Taliban ve El-Kaide örgütlerinin hedef aldığını" ifade eden Caferi, "Bu örgütlerin yaptıklarıyla Müslümanların adı kirletildi. Bu örgütleri dünya sahnesine Amerika çıkardı, sonra kendisi ortadan kaldırmaya çalışıyor ama olan yine Müslümanlara oluyor" diyor.
Pakistan'ın "bir Sünni devleti değil, İslam devleti olduğu"nun altını çizen Vahdet-i Müslimin lideri, ülkede herkesin kanunlar önünde eşit kabul edildiğini, bununla birlikte kurumsal olmasa bile bazı kişisel uygulamalarda ayrımcılıkla karşılaştıklarını anlatıyor. Pakistan Şiilerinin İran ile ilişkilerine de değinen Caferi, İran rejimine sempatiyle bakmalarının doğal olduğu görüşünde. Bu arada Caferi, Şii toplumu açısından önemli bir hususa dikkat çekerek, Pakistan'da kendileri için özel üniversiteler olmadığını, 400'den fazla medresede 12 bin öğrencinin "inançları doğrultusunda" eğitim aldığını, bin 500 Pakistanlı öğrencinin İran'ın çeşitli üniversitelerinde eğitim görmekte olduğunu bilgisini veriyor.